Komünistlik Cumhuriyet’in hep “içinde” olageldi. Geleceğinde de olacak

Bu tür ilişkilerden anlamıyoruz diye geleneğimizin çekiştirilmesine izin vereceğimiz zannedilmesin. Komünistlik Cumhuriyet’in hep “içinde” olageldi. Geleceğinde de olacak.


KOMÜNİZM CUMHURİYETİN NEREDİNDEYDİ?

Malum tutanaklar mahkûm edilirken Mustafa Suphi ve Şefik Hüsnü göndermeleri de yalanlanmış oldu mu? 

Olmamıştır herhalde, çünkü diğer başlıklar bir yana, konuşacağımız meseleyi ilk defa orada duymadık: Öcalan TKP’nin iki tarihsel liderinin adını vererek solcuların “Cumhuriyet’in dışında kaldıklarını” söylüyor. Oradan da Yeni-Osmanlıcılık platformuna davetiye sıra geliyor…

Özellikle 1980’den başlayarak Cumhuriyet’in dışında değil düpedüz karşısında konumlanan bir solun ortaya çıktığı doğrudur. Bugün kalabalık değil ama yaygın görünen bu yönelimin eski dönemlerden esin kaynakları da yok değildir. Ancak konu Mustafa Suphi’yi de, Şefik Hüsnü’yü de ilgilendirmemektedir. 

Türkiye Komünist Fırkası’nın kurucu başkanı Mustafa Suphi kısa süren bir tarihsel eylem denemişti. Parti, emperyalizme karşı verilmekte olan ulusal kurtuluş savaşına dâhil olmak üzere merkezini Ankara’ya taşıyacaktı. Memleketin çok yerinde zaten komünistler vardı. Hem 10 Eylül 1920’de Bakü’de yapılan kongreye delege yollamışlardı, hem de Milli Mücadele’nin içindeydiler. Ankara Meclisi dâhil… Ama öbekler halinde işgalciye karşı kavgaya girmek başka, sahaya örgütlü bir politik taraf olarak, kurucu başkanın ifadesiyle “amele ve rençperlerin” temsilcisi olarak çıkmak başkaydı. 

Bu hamlenin bir katliamla kesintiye uğraması, benimsenen stratejinin içeriğini tahrif etme hakkını kimseye vermez. Komünistlerin, birkaç yıl içinde Cumhuriyet’e bağlanacak olan yurtseverlik, laiklik ve saltanat karşıtlığı başlıklarında herhangi bir tereddütleri yoktu. Daha doğrusu Mustafa Suphi’nin eksiği yoktu, fazlası vardı. 1921’in Ocak’ında Karadeniz’in soğuk sularına gömülürken geride bıraktığı politik miras, “ulusal kurtuluşun sosyal kurtuluşla tamamlanması” gerektiğini söyler.

Bu temel pozisyonu görmezden gelip, Mustafa Suphi’nin yurttaşlık hukukuna ulaşamamış, milliyetler ve dinsel kimlikler toplamı olarak şekillenen Osmanlı ikliminde ulusal soruna ilişkin yaptığı egzersizleri, günümüzün liberal tezleriyle benzeştirenler çıkabiliyor. Bana sorarsanız, ciddiye almak mümkün değildir.

Şefik Hüsnü’nün ve 1924 itibariyle liderliğini üstlendiği Partinin de, Cumhuriyet Devriminin tarihsel bir ileri atılım olduğu konusunda zihni son derece açıktı. Örneğin feodal-aşiretçi isyanlara ilişkin komünist pozisyona göre, aşiret yapısı dağıtılmalı, ağa toprağında köle durumundaki Kürt yoksulları yurttaş statüsüne kavuşmalıydı. TKP’nin yeraltına itilmesini “Cumhuriyet’in dışında kalmaya” yormak bir el çabukluğundan ibarettir. 

Komünistlerin, elbette devrimin nasıl ilerlemesi gerektiği, sınıfsal dengeler ve frenler hakkında Kemalist merkezden farklılaşan yaklaşımları vardı. Ancak bu ayrılıklar, tartışmalar ve mücadeleler Osmanlı özlemcilerini ilgilendirmez. Komünist hareketin tarihinden Cumhuriyet düşmanlığına ekmek çıkmaz!

Meraklısı için eklemeliyim, adı geçen iki devrimcinin de deneyimleri eleştiriye açıktır. Bizim için tarihimizi sahiplenmek ile onu eleştirmek ve aşmak çelişmez. Ama Türkiye’de komünistlik, Cumhuriyet devriminden sosyalist cumhuriyete bir yol açma işidir. 

Peki, bu temel ilişki neden tahrif edilmeye çalışılır? 

Uzun zamandır AKP iktidarının muhalefeti biçimlendirdiğini konuşuyoruz. Siyasette “herkes kendi işine baksın” diye bir iş tanımı olmaz. Gücü yeten başka öznelere müdahale eder. AKP’nin ana muhalefete de, daha küçük boy olanlara da nasıl ayar verdiğini görüyoruz. Apocu hareket de, sol ve sosyalist hareketi dizayn etmeye kalkıştı. Emperyalizm kavramını işlevsiz, laikliği yapay bir zorlama sayan, sınıfların yerine kimlikleri geçiren liberal solculuk bununla bağlantılıdır.

Hatırlayanlar olacaktır; bir önceki “çözüm süreci” sırasında İmralı Tutanakları diye bir kitap çıkmıştı. Selahattin Demirtaş’ın “yayınlanması şık olmadı” dediği o kitapta, Öcalan kendisini ziyaret eden heyete solun ikna edilmesinin önemini anlatıyor ve “ne yapıyorlar” diye soruyordu. Hep söylüyoruz, sol, aldığı oyla falan tartılamayacak kadar önemli bir toplumsal vicdan ölçütüdür. En geri politik açılımların sol tarafından aklanması için uğraşır dururlar. Öcalan aldığı yanıttan memnun olmuyor ve “ne istiyorlarsa verin” diyordu. “Elinizde o kadar olanak var…”

Bu tür ilişkilerden anlamıyoruz diye geleneğimizin çekiştirilmesine izin vereceğimiz zannedilmesin. Komünistlik Cumhuriyet’in hep “içinde” olageldi. Geleceğinde de olacak. (AYDEMİR GÜLER - SOL.ORG)

Blogger tarafından desteklenmektedir.