Peşin ölüm, taksit taksit ceza!

Muhammed Salih işçi bile kalamadı; ne sınıfını bilebildi ne hayatını görebildi. Kalan sağlara son nefesini verip gitti! O nefes artık size, mağdurlara, şu ya da bu adaletsizlikten ayrı ayrı yakınanlara, bir diğerinin maruz kaldığını görmeyenlere ve işçilere… Tulumlarına ve iliklerine kadar ne anlatırsa artık!


Devlet emretti… 15 yaşındaki Muhammed Salih tamircide çalışmaya başladı.

Devlet emretti, çünkü “Mesleki Eğitim Merkezi” MESEM, meslek okulu öğrencilerini adeta “çalışma kampı”na göndererek “çocuk işçiliği” mecburi hizmet kılıyordu.

Muhammed Salih, bir gün tamircide çalışırken yine, işyerinden birisi bir kamyonete bindi, geri geri gazladı, onun 15 yaşını, o andaki gözyaşını, feryadını duvara sıkıştırıp ebediyen susturdu.

Burası “hukuk devleti” ya, adalet var ve iktidardakinin bir adı da “Adalet” ya, tabii mahkemesi oldu bu “iş cinayeti”nin.

Ve 15 yaşında bir çocuk işçinin, mecburi olarak devlet eliyle oraya gönderilmişin ölümünün, yani “öldürülmesi”nin cezası buyruldu.

76 bin TL adli para cezası. Ama lütfen yük olmasın öldürene diye de, 20 taksit! Yani taksit taksit 3 bin 800 TL. Her taksitte Muhammed Salih ve 15 yaşı bir kez daha ölsün diye adeta!

Şimdi siz Muhammed Salih’i ayrı, Sinem Dedetaş’ın “kuyu”ya atılmasını ayrı, topraklarını, zeytih ağaçlarını korumak isteyen Akbelen köylülerinin hırpalanmasını ayrı, toprakları gasp edilirken yerlerde süründürülen başörtülü kadınları ayrı, madencilerin kendilerini zincirlemesini ayrı, Can Atalay ve diğerlerinin içeride tutulmasını ayrı, “butlan”ı ayrı, kendi hayatınızdaki tüm zorlukları ayrı ayrı okuyorsanız… anlamak da zor, değiştirmek de!

Muhammed Salih’i ezdiren ve takside bağlayan düzen ise ayırmıyor!

Adaletsizlik bir kez damarlarında yürüdü mü bir ülkenin ne Muhammed tanıyor ne Adalet!

Ve eğer, birinden yakınıyor, bir diğerini umarsamıyor ya da destekliyorsanız, işte tam istediği oluyor. Bunu anlamak için “küçük” bir gazeteci mukallidi olmanıza bile gerek yok aslında!

Sizin oyunuzu, huyunuzu, suyunuzu değirmenine taşıyan bir adaletsizlik furyası, bazen Hanya’da bazen Muhammed gibi Konya’da bir şekilde sizi de buluyor!

Muhammed Salih’in babası iddia ediyor ki, “ezen şahıs bir süre önce de boğazına sarılmış” evladının. İddia ediyor ki, “Belki de kamyonetin arkasına bilhassa gönderdi!” Umudumuz istinaf, diyor. “İstinaf” şu anlama geliyor: Yeniden başlama, baştan alma!

Cezayı “baştan alsan” da, devlet zoruyla oraya itilmiş evladının hayatını baştan alabilecek misin, yeniden başlayabilecek mi Muhammed Salih 15’inde alınan hayatına!

Böyle baktığında, “adaletsizlik”in sadece lütfen verilen taksitli cezada değil; çocuğu etiyle kemiğiyle oraya sürükleyen düzende olduğunu görmek mümkün. O düzenin, “hiç olmazsa harçlığını çıkarsın, mesleği deneyimlesin” diye onca çocuğu ve kasvetli hayatları o ölümcül işyerlerine sürükleyen, yılda en az 2 bin işçiyi ekmek parasına gömen kesif, derin, yoğun bir adaletsizlikten mustarip olduğunu belki bileceksin.

3 bin 800 TL’lik 20 taksitle Muhammed Salih de 15’inde bu ülkenin “ölü işçi ordusu”nun çocuk işçi saflarına katıldı.

Taksit taksit ölecek, taksirat yığacak vakti bile yoktu ki, Allah ne taksiratı varsa affetsin!

Cem Karaca’nın “Tamirci Çırağı” şarkısı bundan yarım asır önce, tüm adaletsizlere karşı gençlik öfkelerimize karışırken, “zengin kıza imkânsız bir aşk hevesi”ne kapılmış çırağı anlatıyordu. Onun hayalini ve aşağılanarak yuvarlandığı hayal kırıklığını.

Ama “sınıfsal” bir haykırışla, o dönemin coşkusuna da karışırdı: “İşçisin sen işçi kal, giy dedi tulumları… İşçisin sen, işçi kal… İşçisin sen, işçi kal…”

Muhammed Salih işçi bile kalamadı; ne sınıfını bilebildi ne hayatını görebildi. Kalan sağlara son nefesini verip gitti! O nefes artık size, mağdurlara, şu ya da bu adaletsizlikten ayrı ayrı yakınanlara, bir diğerinin maruz kaldığını görmeyenlere ve işçilere… Tulumlarına ve iliklerine kadar ne anlatırsa artık! (UMUR TALU - T24)

Blogger tarafından desteklenmektedir.