Page Nav

HIDE

GAZETE DEMOKRAT / EKONOMİ

GRID_STYLE
SHOW_BLOG

"İnsanlığın yüzde seksen Çerçioğlu yüzde yirmi Dedetaş olduğu bir dünyada güzel günlerin hayalini kurmak için galiba daha çok erken"

NE KADAR ÇERÇİOĞLU'SUNUZ, NE KADAR DEDETAŞ? Artık makam, para veya ihale teklif edilmiyor. Sadece “Bizim partiye geç. Evine git” deniliy...


NE KADAR ÇERÇİOĞLU'SUNUZ, NE KADAR DEDETAŞ?

Artık makam, para veya ihale teklif edilmiyor. Sadece “Bizim partiye geç. Evine git” deniliyor. Bir tarafta eviniz, diğer tarafta hücre var. Kimse kararınızı öğrenmeyecek; gazeteler yazmayacak, tarihe geçmeyeceksiniz. Eve mi gidersiniz; hücreyi mi seçersiniz?

Bu sorunun cevabını bulmak için önce şu soruların cevaplarını dürüstçe vermek gerekiyor.

Mesela bir belediye başkanısınız. Hakkınızda soruşturma açılmış. Avukatınıza göre hukuken tutuklanmanızı gerektirecek bir şey görünmüyor ama tutuklanmama garantiniz de yok.  O gece güvendiğiniz eski bir siyasetçiden telefon alıyorsunuz. “Eğer karşı tarafa geçersen bu mesele büyümez” diyor. Üç gün içinde karşı tarafa geçmeniz bekleniyor. Bunun teklif mi, blöf mü olduğunu anlayamıyorsunuz.

“Cezaevinde siyaset yapılmaz, önce özgürlüğümü korumalıyım” diye mi düşünürsünüz yoksa “Hukuken suçsuzum, kararımı değiştirmem” mi dersiniz?

Ya da çocuğunuz önemli bir kamu kurumunda çalışıyor. Hakkında inceleme başlatılmış. Size “Benim yüzümden kararını değiştirme” diyor. Ama korktuğu da görülüyor. “Mücadelemin bedelini çocuğuma ödetme hakkım yok” diye düşünüp sizden isteneni mi yaparsınız; yoksa “Bana çocuğum üzerinden karar verdirilebiliyorsa hiçbir kararım bana ait değildir” diyerek başınızın dikine mi gidersiniz?

İktidarla uzlaşmazsanız belediyenin beklediği kredi onaylanmayacak. Kredi gelmezse üç ay sonra 600 kişinin maaşını ödeyemeyebilirsiniz. “Siyasi tutarlılığım 600 insanın geçiminden önemli değil” diye düşünüp uzlaşır mısınız; “Kamu parasının siyasi sadakat karşılığında verilmesini kabul edersem sistem değişmez” diyerek uzlaşmayı red mi edersiniz?

Belediye meclisi üyesisiniz. Başkan tutuklanmış; yeni başkanı meclis seçecek. Sonuç 21–21 ve sizin oyunuz belirleyici. Karşı taraf para teklif etmiyor. Sadece “Bizim adaya oy verirseniz ilçenin hastane projesi hemen onaylanacak” diyor. Hastaneye de gerçekten ihtiyaç var. Ona rağmen kendi adayınıza mı oy verirsiniz, hastane için karşı tarafa mı?

Parti değiştirirseniz vergi incelemeniz kapanabilir, şirketinizin kamu ihalelerine girmesinin önündeki engeller kalkabilir ve size milletvekilliği teklif edilebilir. Hiçbiri yazılı bir vaat değil. Sadece “Bizimle olursanız önünüz açılır” deniyor. “Siyaset zaten güç ilişkileri sanatıdır” diyerek kabul mü edersiniz; “Bunun adı siyasi tercih değil, satın alınmaktır” diyerek red mi edersiniz?

Savcısınız. Önünüze muhalif bir belediye başkanının dosyası geliyor. Suç işlemiş olabilir; dosya tamamen boş değil. Ancak tutuklama için deliller de yeterince güçlü değil. Üst düzey bir meslektaşınız, “Bu dosyada hata yapma” diyor. Ne demek istediğini anlıyorsunuz.

Mesleki kanaatinizi kariyer korkusuyla değiştirmeyi reddedip tutuklama vermeme konusunda diretir misiniz; yoksa kararı mahkemeye bırakmayı tercih edip tutuklama kararı verir misiniz?

Altı ay sonra yeni deliller ortaya çıktı. Tutuklanmasını istemediğiniz kişinin gerçekten yolsuzluk yaptığına dair ciddi bulgular var. “İlk kararım doğruydu. Bugünkü delil dün elimde yoktu” diye mi düşünürsünüz; “Baskı yapanlar haklıymış” diye mi?

En yakın siyasi arkadaşınız “Direnmenin anlamı yok. Seni içeri atacaklar, yerine kendi adamlarını getirecekler. Sen kahraman olacaksın ama belediyeyi yine kaybedeceğiz” diyor. Haklı olabileceğini düşünüyorsunuz. “Sonucu değiştirmeyen fedakârlığın siyasi anlamı yoktur” diyerek mücadeleden vaz mı geçersiniz yoksa asla geri çekilmemeyi mi tercih edersiniz.

Avukatınız, parti değiştirmezseniz bir yıl tutuklu kalma ihtimaliniz olduğunu söylüyor. Bir yıl boyunca sevdiklerinizi göremeyeceğinizi ama sonrasında bir ihtimal beraat edeceğinizi düşünüyorsunuz. Bir yıl yatmayı mı göze alırsınız, parti değiştirmeyi mi?

Peki; bu kez ihtimal on yıl. Yine de parti değiştirmez misiniz yoksa hemen iktidar partisine mi geçersiniz?

Artık makam, para veya ihale teklif edilmiyor. Sadece “Bizim partiye geç. Evine git” deniliyor. Bir tarafta eviniz, diğer tarafta hücre var. Kimse kararınızı öğrenmeyecek; gazeteler yazmayacak, tarihe geçmeyeceksiniz. Eve mi gidersiniz; hücreyi mi seçersiniz?

Bu soruları tek başınıza kendi kendinize sorun. Cevaplarınızı da kimseye söylemeyin. Sonra düşünün direnciniz nereye kadar?  Neye ne kadar değer veriyorsunuz? Hayattaki gerçek öncelikleriniz ne? Doğrularınıza sahip çıkabilecek gücü hangi şartlarda toplayabiliyorsunuz, hangi şartlarda yitiriyorsunuz? Ve o şartları değiştirmek için vazgeçmeniz gereken şeyleri düşündükçe hangi kâbusları görüyorsunuz?

Bunu bugün politik omurgasızlığına kızdığınız insanlarla empati yapmak için değil sizin de hayatınızda muhakkak bir karşılığı olan ve uğruna doğru bildiklerinizden vazgeçebileceğiniz kadar önemli bir yerde duran değerleri tespit etmek için yapın.

Sizin özgürlüğünüzün bir fiyatı var mı? Peki sorumlu olduğunuz birinin özgürlüğü söz konusu olduğunda… Onun sizin için bir fiyatı var mı?

Ve en önemli soru; satılabilen ve satın alınabilen bir değer üzerine inşaa edilmiş politikalar ne kadar güvenli ne kadar doğru?

***

İnsanlığın yüzde seksen Çerçioğlu yüzde yirmi Dedetaş olduğu bir dünyada güzel günlerin hayalini kurmak için galiba daha çok erken. (MİNE SÖĞÜT - T24)