Seni döne döne semte çıkaracak olan yolun duvarlarında Yusuf Metin duruyor hala...
Minibüs son durağa dönerken yanında oturan genç kalkıp iniyor şoföre seslenip.
Minibüsten inmeden önce parkanın cebine katlanmış, küçük bir kağıt parçası bırakıyor minibüstekilere sezdirmeden, ustaca.
Bunu görüyor ama hiç şaşırmıyorsun.
Kağıttaki yazıyı hızlıca okuduktan sonra kağıdı yırtıp küçük parçacıklara ayırıyorsun hemen.
Minibüs fazla dolu değil. Kimse olan biteni fark etmiyor.
"Yarın saat onbirde Ç.....'ta bekleyin, size getirilenleri teslim alıp dağıtın. Tedbirli olun. Dikkat çekmeyin. Fark edilmeyin.". Bu yazıyor kağıtta.
Ertesi gün bütün şehir partinin kuruluşunu ilan eden bildirilerle tanışıyor.
Bildirilerin ulaşmadığı okul, fabrika, atölye, semt, gecekondu, pazar kalmıyor.
Halkın yoğun olduğu noktalar kuşlamalardan geçilmiyor. Ama ne kuşlama, öyle böyle değil.
Fakat bir kişi bile yakalanmıyor. "Çok iyi örgütlendi bu iş" diye geçiriyorsun içinden.
1980 yılı Şubat'ının hemen başları. Havanın soğuğuna yüzündeki tebessümle direnmeye çalışıyorsun.
Seni döne döne semte çıkaracak olan yolun duvarlarında Yusuf Metin duruyor hala.
Senin varla yok arası tebessümüne O'da gülümseyerek karşılık veriyor duvarlardaki afişlerden.
Her gülümsemesinin altında; "Faşizme Ölüm, Halka Hürriyet" yazıyor! "Kahrolsun Faşist Diktatörlük" yazıyor.
Büyük meydanda inip kahveye doğru giderken aklında hala afişler var...
(DİPNOT 1: Yusuf Metin'i unutmayın.
Ercan Koca'yı, Sinan Suner'i... Erdal Eren!i de...
İyi çocuklardı hepsi de. İyi çocukları hep sevin...)
(DİPNOT 2: Hayatları boyunca kendileri için hiç bir şey, ama hiç bir şey istememiş çocukları daima sevin!
Çünkü, büyük şairin dediği gibi; "...bir şarkı söyler gibi ölmek" kolay değildir...)
(HAYRİ GÜNEL)
