Bu yasa uygulanırsa o zaman göreceğiz afeti!

Okmeydanı, yeni çıkan afet yasasının hedef tahtasında tam 12’de duruyor.  Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, mahalle mahalle gezerek yurttaşlara hazırlıklarını sürdürdükleri kentsel dönüşüm projesinin ne muhteşem bir proje olduğunu anlatıyor, yurttaşlardan evrak istiyor. Okmeydanı sakinleri huzursuz, bir kısmı evraklarını teslim etmiş, bir kısmı ise teslim etmek istemiyor. “Bu yasa rant yasasıdır” görüşü gezdiğimiz tüm mahalleler gibi burada da oldukça yaygın; insanlar evlerini değerinin çok altında fiyatlarla vermek zorunda kalacaklarını, zenginlerin kendilerini Okmeydanı’nda barındırmayacağını düşünüyor.

'ASIL O ZAMAN GÖRECEĞİZ AFETİ'
Okmeydanı’nın gündemi kentsel dönüşüm. Gördüğümüz o ki, insanlar “evimiz yıkılır mı, bizi buradan sürerler mi?” korkusuyla yatıp kalkıyor. Ancak çoğunlukla yasa hakkında yeterli bilgilerinin olmadıklarını söylüyorlar. Yasayı bilenlerin endişesi ise yüzlerinden okunuyor.

Bir yemek dükkânının önündeyiz. Ali Durmuş ve Mehmet Aslan’la yasayı konuşuyoruz. Ali Bey, “Yasa vatandaşın yanında olacak bir yasa değil. Ama elimizden ne gelir bilmiyorum ki, yasa geçmiş” diyor, “Dirensek bir de suçlu olacağız, polisi askeri yığacaklar önümüze. Ama yine de direnmek lazım. Madem halkı düşünüyorlar, neden depreme dayanıklı evleri de yıkıyorlar? Rantını yiyecekler işte buraların, amaçları o”.

Mehmet Bey de Ali Durmuş’la hemfikir, “Bütün işadamlarının, zenginlerin gözü burada. Mecidiyeköy’deki plazalar buraya kayacak. Ben varımı yoğumu bu eve harcamışım, şimdi gelip elimden alacaklar. 4 dairen varsa sana bir daire verecek, ‘benimle anlaştın anlaştın’ diyecek. Bu yasa yürürlüğe girerse asıl o zaman göreceğiz afeti” diye konuşuyor.

'BİZİ HİCRET ETTİRECEKLER'

Bir çay ocağında rastladığımız Ahmet Bey, Beyoğlu Belediye Başkanı’nın düzenlediği toplantılardan birine katıldığını anlatıyor. Dediğine göre; Beyoğlu Belediye Başkanı, konuşmasında şöyle demiş: “Peygamber efendimiz Mekke’den Medine’ye hicret etti”.

Gülüyor Ahmet Bey, “İşte bizi de hicret ettirecek buradan, ondan böyle konuşuyor” diyor, “Biz yoksulları gönderecekler, yerimize zenginleri getirecekler. Zenginler yine zengin olacak, fakirlerse daha fakir”.

Osman Yüksel de aynı endişeden muzdarip: “Bize versin parayı biz yapalım evimizi” diye konuşuyor, “Güçlendirme yapalım. Ama benim yerimi alıp zengine vermek, gariban insanı borçlandırmak…Böyle olmaz”.

BÖYLE KANUN OLMAZ!

Süleyman Danışman, ayakkabı boyacılığı yapıyor. 40 yıldır Okmeydanı’nda oturuyor. “Benim evimi yıkacak insan daha anasının karnından doğmamış!” derken gözlerinden ateş çıkıyor sanki, “Böyle kanun olmaz! Böyle Başbakan olmaz! Halkı ezmekten başka ne yapıyorlar? Evimi yıkacaklarmış, siz kimsiniz be!” diye bağırıyor.

Süleyman amcayı sakinleştirmek mümkün olmayınca, onun küçük tezgahının tam arkasındaki kahveye doğru yöneliyoruz. Kahvede oturanlar arasında hararetli bir sohbet başlıyor. Yasayı destekleyenler de var, çok tehlikeli bulan da…Yusuf Yelek bizim aracılığımızla yetkililere şunu soruyor: “İlla evlerimizi yıkıp da mı korumak lazım bizi?”

Sulukule burada da simgeleşmiş durumda, kentsel dönüşüm deyince insanların aklına ilk olarak Sulukule halkına yapılanlar geliyor. Yusuf Bey, “Orayı yıktılar, garibanları Kayabaşı’na sürdüler. Bizi de oraya gönderirlerse ne yapacağız? Ben ne yapacağım orada?” diyor.

'CHP YETERİNCE MUHALEFET ETMEDİ'

Recep Yamak, yasaya karşı olduğunu, ama Okmeydanı halkının yeterince mücadele etmediğini söyleyince, kendisine Okmeydanı Çevre Koruma ve Güzelleştirme Derneği’nin çalışmalarını hatırlatıyoruz. Bize şu yanıtı veriyor: “Evet Okmeydanı halkının bir kısmı mücadele ediyor, ama çoğu kaderci, kaderimde ne varsa o diyor”.

Yamak, Meclis’teki muhalefet partilerine de tepkili: “Muhalefet partilerinin hepsi hükümetle ortak. CHP de kendi menfaatine dokunmadığı için itiraz etmedi yasaya. Kendi işine geldiğinde değil, halkın isteğine göre muhalefet edeceksin. Gerçi itiraz edip Anayasa Mahkemesi’ne götürsen ne olacak, orası da onların artık”.

'YIKSINLAR DA KURTULAYIM'

Farklı görüşler de var. Zeynep Gülyazı, diğer konuştuğumuz yurttaşların aksine bu yasanın çok gerekli olduğuna inanıyor. 1999 Marmara depremini yaşadığını, sevdiklerini kaybettiğini söylüyor, “Altında kalacağım evi ne yapayım? Yıksınlar da kurtulayım” diyor.

Fatma Özdemir ise Gülyazı ile aynı fikirde değil. “Evimizi yıkmasınlar, bizi perişan etmesinler” diyor Özdemir. Şöyle devam ediyor: “Ben daha yeni yaptım evimi, varımı yoğumu bu eve harcadım. Çürük olanları yıksınlar, sağlam evleri neden yıkıyorlar? Evimizi yıkınca biz ne yapacağız? Vatandaşı mağdur etmeden yapsınlar ne yapacaklarsa”.

'BİZE BASKI YAPMAYA HAKLARI YOK'
Leyla Kan ve Gülcan Yılar, küçük şirin bir evin bahçesinde bir yandan sarma sarıp bir yandan muhabbet ediyorlar. İzin isteyip yanlarına geliyoruz. Leyla Kan, “Benim umudum yok” diyor, “Pek çok insan vermiş bile evraklarını. Ben vermedim. Nereye sığdıracaklar bu kadar insanı? Biz doğma büyüme buralıyız, deprem meprem bahane, bizden alıp zenginlere verecekler”.

Kan, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Evini vereceksin, yoksa yıkacağız diyorlar. Burada herkes kendi yaptırdı evini. Yine de gelecek, evin sağlam olsa bile depreme dayanıksız diyecek. TOKİ evleri ne kadar dayanıklı? Bir de çıkmazsak elektriğimizi, suyumuzu keseceklermiş, bize psikolojik baskı yapmaya ne hakları var? Emniyet onun, yargı onun, asker onun, istediği yasayı çıkartıyor, biz ne yapabiliriz bilmiyorum”.

'DİRENİRSEK KAZANIRIZ'

Gülcan Yılar, Leyla Hanım gibi düşünmüyor, ona göre yasa çıkmış olsa bile yapabilecekleri çok şey var. “Okmeydanı’na kolay kolay giremezler” diye konuşuyor, “Direnirsek kazanırız, yıkamazlar evlerimizi. Yalnızca ev de değil ki, senin geçmişini, anılarını çalıyor, biz kaç yıllık komşularız. TOKİ’de nerede bulacaksın bu güzel ilişkileri, çamaşırını bile seremeyeceksin. Ben 51 yaşındayım, burada doğdum büyüdüm, çocuklarımız çamurla oynardı bu sokaklarda. Ben kanımın son damlasına kadar mücadele edeceğim, pes etmeye hiç niyetim yok”.
Blogger tarafından desteklenmektedir.