Mahkemeye talimat skandalı
Özel Görevli Mahkemeye verilen "tutukla" talimatının belgesi ortaya çıktı. Savcılık, Ergenekon tutuklusu Deniz Yıldırım ve Ufuk Akkaya'nın tahliyesi yönünde mütalaa verdi. Ancak mütalaa yazısına gizli bir el tarafından "itirazın reddi, tutukluluğun devamı" şeklinde bir not düşüldü. Mahkeme, savcılığın mütalaasını dikkate almayarak, tahliye taleplerini reddetti. CHP'li Atila Kart konuyu TBMM gündemine taşıdı.
Özel Görevli Mahkemeye, gizli bir kaynaktan "tutuklama" talimatı verildiği belgelendi. "Tutukla" talimatı, Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım ve dönemin Ulusal Kanal İstihbarat Şefi Ufuk Akkaya'nın tahliyeleriyle ilgili mahkeme kararında yer aldı.
Aydınlık Gazetesi'nin haberine göre, Deniz Yıldırım ve Ufuk Akkaya İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne yaptıkları tahliye talebi reddedilince bir üst mahkemeye itirazda bulundu.
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nin mütalaa istediği savcı Mustafa Çavuşoğlu da Deniz Yıldırım ve Ufuk Akkaya'nın tahliye edilmesi yönünde görüş bildirdi ve yazıyı mahkemeye gönderdi. Ancak bu sırada devreye gizli bir el girdi.
Savcılığın "tahliye" istediği belgeye kimliği meçhul bir kişi tarafından, "itirazın reddi, tutukluluğun devamı" notu düşüldü. Bunun üzerine mahkeme, notta yazıldığı gibi tahliye taleplerini reddetti. Kağıtta yazan nota rağmen tahliye yönünde oy kullanan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak'ın bir süre sonra görev yeri değiştirildi.
Yıldırım ve Akkaya'nın avukatları, "tutukla" talimatını kimin verdiğini tespit etmesi için mahkemeye başvurdu. Ancak avukatların bu talebi de kabul edilmedi.
CHP'nin hukukçu milletvekili Atila Kart, skandal talimat belgesini bir soru önergesiyle TBMM gündemine taşıdı.
İşte Kart'ın yaptığı o açıklama:
Aşağıdaki sorularımın Başbakan Sn. R.Tayyip Erdoğan tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince saygıyla talep ederim.
“Ergenekon adıyla” ifade edilen Silivri yargılamalarında , soruşturma ve yargılama aşamalarında “Hukuk dışı müdahaleler” yapıldığı ; “Delil üretildiği, delillere müdahale edildiği, delillerin karartıldığı” yönünde ciddi ve iddia bulgular söz konusudur. “Balyoz” davası başta olmak üzere pek çok davada bu yönde yoğun deliller mevcuttur.
“Münferit ya da istisnai olma” boyutlarını aşan , “sehven” kavramıyla izah edilemeyecek olan; ancak , Devlet yetkisinin Kurumsal olarak kötüye kullanılması suretiyle açıklaması yapılabilecek olan hukuk dışı müdahalelerin varlığını gösteren bulgulardan söz ediyoruz.
Bunun en vahim ve adeta suçüstü denebilecek boyutlardaki örneği , Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım olayında ortaya çıkmıştır.
Aydınlık Gazetesinde bugün ortaya çıkan bulgulara
ve Tarafımıza ulaşan bilgilere göre;
Deniz Yıldırım ile ilgili olarak Temmuz 2010 ve Eylül 2010 tarihlerinde vuku bulan tahliye talepleri hakkında, Savcılık Makamı tarafından “olumlu” yönde mütalaaa verilmiş, Mahkeme ise bu talepleri oy çokluğuyla reddetmiştir. Ancak, enteresan ve kabul edilemez olan husus , her 2 süreçte de , normal ve mutad prosedürün dışında , evrak üzerinde , Mahkeme Savcısı ve Mahkeme Heyetiyle ilgisi olmayan ve “itirazın reddi-tutukluluğun devamına” notunun bulunmasıdır.
Her 2 notun yazı karakteristiği aynıdır.
Her 2 not , Mahkeme Organları dışında bir “Kişi’yi-Kişi’leri” işaret etmektedir.
Bir başka ifadeyle; Silivri Yargılamalarında , Savcı ve Yargıç’lar dışında , kritik aşamalarda karar Mercii gibi devreye giren “bir el” vardır. Bu el, “Görünmez Bir El’dir”. Yine bir başka ifadeyle, Silivri soruşturmalarında , kritik karar mekanizmalarında “illegal bir karargah” görev yapmakta ve belirleyici olmaktadır.
Yukarıda anlatımı yapılan süreç kaçınılmaz olarak bu değerlendirmelerin yapılmasına yol açmaktadır.
Öte yandan; Deniz Yıldırım’ın tutuklanmasından 40 dakika kadar evvel , Başbakanlık’tan , Savcı Zekeriya Öz’e “acele” kaydıyla faks gönderildiği ve yazıda ”Devlet sırrı” ibaresinin bulunduğu yönünde de ciddi ve somut iddialar vardır.
Hukuk dışı müdahaleler, “nasıl olsa Bizi denetleyecek bir merci yok” düşüncesiyle, pervasızlık ve cüretkarlık boyutlarına ulaşmıştır.
Bu bulgu ve değerlendirmeler ışığında;
(1) İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/106 esas sayılı dosyasında 02.07.2010 ve Eylül 2010 tarihli tahliye talepleriyle ilgili yazışmalarda, el yazısıyla yazılmış olan ve sırasıyla “itirazın reddi, tutukluluğun devamı” , “itiraz red, tutukluluğun devamı” şerhlerini taşıyan yazılar Kim’e aittir?
Bu yazıların Mahkeme evrakında ne işi vardır?
Mahkeme Heyeti bu yazıların dosyaya girmesine neden izin vermiştir?
(2) Mahkemelerimizde ya da Ceza Muhakemesi mevzuatımızda, Savcı ve Yargıç’lar dışında, tahliye talepleri hakkında değerlendirme yapan bir Merci var mıdır?
Yukarıda anlatımı yapılan bulgular , Ergenekon olarak adlandırılan soruşturma ve yargılamalarda , Savcılık ve Mahkeme Makamları dışında , illegal bir karargahın bulunduğu ve bu karargahın karar aşamalarında doğrudan etkili olduğu anlamına gelmez mi?
Bu şartlar altında yargılama yapan bir Mahkemenin adaletinden söz edilebilir mi?
(3) Deniz Yıldırım’ın tutuklanmasından bir saat kadar evvel, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Makamından , sorgulamayı yapan Savcılık Makamı aranmış mıdır? Yazışma yapılmış mıdır?
Arandıysa ya da yazışma yapıldıysa hangi konuda yapılmıştır?


Aydınlık Gazetesi'nin haberine göre, Deniz Yıldırım ve Ufuk Akkaya İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne yaptıkları tahliye talebi reddedilince bir üst mahkemeye itirazda bulundu.
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nin mütalaa istediği savcı Mustafa Çavuşoğlu da Deniz Yıldırım ve Ufuk Akkaya'nın tahliye edilmesi yönünde görüş bildirdi ve yazıyı mahkemeye gönderdi. Ancak bu sırada devreye gizli bir el girdi.
Savcılığın "tahliye" istediği belgeye kimliği meçhul bir kişi tarafından, "itirazın reddi, tutukluluğun devamı" notu düşüldü. Bunun üzerine mahkeme, notta yazıldığı gibi tahliye taleplerini reddetti. Kağıtta yazan nota rağmen tahliye yönünde oy kullanan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak'ın bir süre sonra görev yeri değiştirildi.
Yıldırım ve Akkaya'nın avukatları, "tutukla" talimatını kimin verdiğini tespit etmesi için mahkemeye başvurdu. Ancak avukatların bu talebi de kabul edilmedi.
CHP'nin hukukçu milletvekili Atila Kart, skandal talimat belgesini bir soru önergesiyle TBMM gündemine taşıdı.
İşte Kart'ın yaptığı o açıklama:
Aşağıdaki sorularımın Başbakan Sn. R.Tayyip Erdoğan tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince saygıyla talep ederim.
“Ergenekon adıyla” ifade edilen Silivri yargılamalarında , soruşturma ve yargılama aşamalarında “Hukuk dışı müdahaleler” yapıldığı ; “Delil üretildiği, delillere müdahale edildiği, delillerin karartıldığı” yönünde ciddi ve iddia bulgular söz konusudur. “Balyoz” davası başta olmak üzere pek çok davada bu yönde yoğun deliller mevcuttur.
“Münferit ya da istisnai olma” boyutlarını aşan , “sehven” kavramıyla izah edilemeyecek olan; ancak , Devlet yetkisinin Kurumsal olarak kötüye kullanılması suretiyle açıklaması yapılabilecek olan hukuk dışı müdahalelerin varlığını gösteren bulgulardan söz ediyoruz.
Bunun en vahim ve adeta suçüstü denebilecek boyutlardaki örneği , Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım olayında ortaya çıkmıştır.
Aydınlık Gazetesinde bugün ortaya çıkan bulgulara
ve Tarafımıza ulaşan bilgilere göre;
Deniz Yıldırım ile ilgili olarak Temmuz 2010 ve Eylül 2010 tarihlerinde vuku bulan tahliye talepleri hakkında, Savcılık Makamı tarafından “olumlu” yönde mütalaaa verilmiş, Mahkeme ise bu talepleri oy çokluğuyla reddetmiştir. Ancak, enteresan ve kabul edilemez olan husus , her 2 süreçte de , normal ve mutad prosedürün dışında , evrak üzerinde , Mahkeme Savcısı ve Mahkeme Heyetiyle ilgisi olmayan ve “itirazın reddi-tutukluluğun devamına” notunun bulunmasıdır.
Her 2 notun yazı karakteristiği aynıdır.
Her 2 not , Mahkeme Organları dışında bir “Kişi’yi-Kişi’leri” işaret etmektedir.
Bir başka ifadeyle; Silivri Yargılamalarında , Savcı ve Yargıç’lar dışında , kritik aşamalarda karar Mercii gibi devreye giren “bir el” vardır. Bu el, “Görünmez Bir El’dir”. Yine bir başka ifadeyle, Silivri soruşturmalarında , kritik karar mekanizmalarında “illegal bir karargah” görev yapmakta ve belirleyici olmaktadır.
Yukarıda anlatımı yapılan süreç kaçınılmaz olarak bu değerlendirmelerin yapılmasına yol açmaktadır.
Öte yandan; Deniz Yıldırım’ın tutuklanmasından 40 dakika kadar evvel , Başbakanlık’tan , Savcı Zekeriya Öz’e “acele” kaydıyla faks gönderildiği ve yazıda ”Devlet sırrı” ibaresinin bulunduğu yönünde de ciddi ve somut iddialar vardır.
Hukuk dışı müdahaleler, “nasıl olsa Bizi denetleyecek bir merci yok” düşüncesiyle, pervasızlık ve cüretkarlık boyutlarına ulaşmıştır.
Bu bulgu ve değerlendirmeler ışığında;
(1) İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/106 esas sayılı dosyasında 02.07.2010 ve Eylül 2010 tarihli tahliye talepleriyle ilgili yazışmalarda, el yazısıyla yazılmış olan ve sırasıyla “itirazın reddi, tutukluluğun devamı” , “itiraz red, tutukluluğun devamı” şerhlerini taşıyan yazılar Kim’e aittir?
Bu yazıların Mahkeme evrakında ne işi vardır?
Mahkeme Heyeti bu yazıların dosyaya girmesine neden izin vermiştir?
(2) Mahkemelerimizde ya da Ceza Muhakemesi mevzuatımızda, Savcı ve Yargıç’lar dışında, tahliye talepleri hakkında değerlendirme yapan bir Merci var mıdır?
Yukarıda anlatımı yapılan bulgular , Ergenekon olarak adlandırılan soruşturma ve yargılamalarda , Savcılık ve Mahkeme Makamları dışında , illegal bir karargahın bulunduğu ve bu karargahın karar aşamalarında doğrudan etkili olduğu anlamına gelmez mi?
Bu şartlar altında yargılama yapan bir Mahkemenin adaletinden söz edilebilir mi?
(3) Deniz Yıldırım’ın tutuklanmasından bir saat kadar evvel, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Makamından , sorgulamayı yapan Savcılık Makamı aranmış mıdır? Yazışma yapılmış mıdır?
Arandıysa ya da yazışma yapıldıysa hangi konuda yapılmıştır?


