"'Ne çok özledim sana 'sevdiğim' demeyi..."
"31 Mayıs 1971 Pazartesi günü, radyonun 13.00 haberlerinde peş peşe iki haber yayımlanmıştı. Birinci haberde, Adıyaman'ın Gölbaşı ilçesi İnekli Köyü'nde jandarmalarla girdiği çarpışma sonucu ODTÜ öğrencisi Sinan Cemgil ile Alpaslan Özdoğan ve Erzurum Atatürk Üniversitesi öğrencisi Kadir Manga'nın öldürüldüğü, Mustafa Yalçıner'in yaralı, Hacı Tonak'ın da sağ yakalandığı açıklanır. İkinci haberde de Cihan Alptekin ve Tayfur Cinemre adlı gençlerin Tekirdağ'da jandarma tarafından yakalandığı açıklanır.
Turhan Feyizoğlu'nun 'Nurhak Dağlarından Sonsuzluğa' adlı kitabında Denizli'nin Buldan ilçesinde oturan Yazıcıoğlu ailesi damatlarının öldürüldüğünü duyunca yıkıldığını anlatır. "Çok sevdikleri Sinan'ın duvarda asılı duran fotoğrafına bakarak ağlayan Yazıcıoğlu ailesi, duvarda asılı olan takvimin yaprağını o günden sonra koparmaz. Takvim 31 Mayıs 1971 tarihinden itibaren koparılmamış olarak halen duvarda asılı durmaktadır."
Cemgil ailesi de oğullarının öldürüldüğünü radyodan duyar. Adnan Cemgil, Nazife Cemgil ve aile dostları Orhan İyiler Sinan'ın cenazesini almak için Gölbaşı'na gider. Emekli albay olarak ordudan ayrılan ve o sıralar Sinanları yakalamakla görevli bir subay olan Yılmaz Erkekoğlu daha sonra yazdığı 'Nurhak Ey Nurhak' adlı kitabında o günü objektifliğiyle anlatır:
Turhan Feyizoğlu'nun 'Nurhak Dağlarından Sonsuzluğa' adlı kitabında Denizli'nin Buldan ilçesinde oturan Yazıcıoğlu ailesi damatlarının öldürüldüğünü duyunca yıkıldığını anlatır. "Çok sevdikleri Sinan'ın duvarda asılı duran fotoğrafına bakarak ağlayan Yazıcıoğlu ailesi, duvarda asılı olan takvimin yaprağını o günden sonra koparmaz. Takvim 31 Mayıs 1971 tarihinden itibaren koparılmamış olarak halen duvarda asılı durmaktadır."
Cemgil ailesi de oğullarının öldürüldüğünü radyodan duyar. Adnan Cemgil, Nazife Cemgil ve aile dostları Orhan İyiler Sinan'ın cenazesini almak için Gölbaşı'na gider. Emekli albay olarak ordudan ayrılan ve o sıralar Sinanları yakalamakla görevli bir subay olan Yılmaz Erkekoğlu daha sonra yazdığı 'Nurhak Ey Nurhak' adlı kitabında o günü objektifliğiyle anlatır:
'O, sizin için öldü'
"Geldiler!.. Evraklar imzalandı, başsağlığı dilendi. Cenazeler teslim edildi. Baba Adnan Cemgil, şu konuşmayı yaptı:
'Ben varlıklı bir aileden geliyorum. Öğretmenim. Ekonomik durumum oldukça iyi. Oğlumu en iyi şekilde yetiştirdim. En iyi okullarda okuttum. Ülkenin en güzide üniversitesi ODTÜ'de okuyordu. Hiçbir şeye ihtiyacı yoktu. Ölmese yüksek mühendis çıkacak ve o da varlıklı bir hayat yaşayacaktı. Fakat o sizin iyiliğiniz için öldü. Bunu bilesiniz diye söylüyorum.'
Köylülere baktım. Adnan hocanın sözü bitince başlarını öne eğdiler."
'Ben varlıklı bir aileden geliyorum. Öğretmenim. Ekonomik durumum oldukça iyi. Oğlumu en iyi şekilde yetiştirdim. En iyi okullarda okuttum. Ülkenin en güzide üniversitesi ODTÜ'de okuyordu. Hiçbir şeye ihtiyacı yoktu. Ölmese yüksek mühendis çıkacak ve o da varlıklı bir hayat yaşayacaktı. Fakat o sizin iyiliğiniz için öldü. Bunu bilesiniz diye söylüyorum.'
Köylülere baktım. Adnan hocanın sözü bitince başlarını öne eğdiler."
'Bizim aile direnmeyi sever'
Sinan'ın babası Adnan ve annesi Nazife de sosyalist mücadelenin içinden geliyordu. Yaşamları boyunca inançlarının bedelini ödemişlerdi. Sinan'ın yoldaşı Atilla Keskin'in anlattığına göre bir gün Sinanların Göztepe'deki evlerine gidiyorlarmış. Apartmanların arasında kalmış, beton bloklara direnen bir köşkü görünce "Şuna bak" demiş, "Nasıl da direniyor". Sinan gülmüş: "O bizim ev. Zaten bizim aile de direnmeyi çok sever."
Sinan'ın yoldaşları mezarını yeni yaptırmışlar, anma toplantısının yapıldığı günün sabahına kadar sürmüştü çalışmaları. Yenilenen mezarın başındaki anma toplantısını Tuncer Sümer yönetiyordu.
1969'da Filistin'e gitmişti Tuncer. Dönüşte yakalanıp sekiz ay hapis yatmıştı. "İki gruba ayrılmıştık. Ben de Sinan'la aynı gruptaydım. Son anda Sinan bana 'Sen ikinci grubun başında kal' dedi. Ben o bölgedendim. Yöreyi biliyordum. Keşke onlarla kalsaydım" diyor Tuncer Sümer. Sinan'ın eşi Şirin Cemgil kilometrelerce uzaktan bir mesaj göndermişti, "Aranızda olmak isterdim. Orada, ömrümün sessiz çığlığının yankılandığı, sevdiğimin gömülü olduğu yerde" diye başlayan. Orhan Alkaya okuyordu Şirin'in mesajını.
"Şimdi burada duyulan 31 Mayıs'ın, Nurhak'ın sessiz çığlığı. Ölmek var dönmek yokun evlatları olan Sinan'ın, Kadir'in, Alpaslan'ın devrimci kararlılığı! Bizler de Nurhak'ın sessiz çığlığını duymak ve duyurmak için bir kere daha toplandık işte burada. Onların umutsuzluk içinde umut oluşları yankılanıyor kulaklarda ve her zamandan daha çok bugün onların hamurundan olan insanlara, devrimcilere insanlığın ne denli ihtiyacı olduğunu duymaktayız ta yüreğimizde."
Sinan'ın yoldaşları mezarını yeni yaptırmışlar, anma toplantısının yapıldığı günün sabahına kadar sürmüştü çalışmaları. Yenilenen mezarın başındaki anma toplantısını Tuncer Sümer yönetiyordu.
1969'da Filistin'e gitmişti Tuncer. Dönüşte yakalanıp sekiz ay hapis yatmıştı. "İki gruba ayrılmıştık. Ben de Sinan'la aynı gruptaydım. Son anda Sinan bana 'Sen ikinci grubun başında kal' dedi. Ben o bölgedendim. Yöreyi biliyordum. Keşke onlarla kalsaydım" diyor Tuncer Sümer. Sinan'ın eşi Şirin Cemgil kilometrelerce uzaktan bir mesaj göndermişti, "Aranızda olmak isterdim. Orada, ömrümün sessiz çığlığının yankılandığı, sevdiğimin gömülü olduğu yerde" diye başlayan. Orhan Alkaya okuyordu Şirin'in mesajını.
"Şimdi burada duyulan 31 Mayıs'ın, Nurhak'ın sessiz çığlığı. Ölmek var dönmek yokun evlatları olan Sinan'ın, Kadir'in, Alpaslan'ın devrimci kararlılığı! Bizler de Nurhak'ın sessiz çığlığını duymak ve duyurmak için bir kere daha toplandık işte burada. Onların umutsuzluk içinde umut oluşları yankılanıyor kulaklarda ve her zamandan daha çok bugün onların hamurundan olan insanlara, devrimcilere insanlığın ne denli ihtiyacı olduğunu duymaktayız ta yüreğimizde."
'Ne çok özledim...'
Bir de Sinan'ın 2. ölüm yıldönümünde 31 Mayıs 1973 tarihli günlüğüne yazdığı şiiri göndermişti Şirin. 'Ne çok özledim sana 'sevdiğim' demeyi' dizesiyle başlıyordu Alkaya'nın okuduğu şiir. Ardından Ufuk Karakoç o güzelim sesiyle Sinan'ın çok sevdiği Ruhi Su türkülerini çalıp söylemeye başladı.
Sinan'ın 68'li arkadaşları o günün anısına hazırladıkları metinde, "Uğruna yaşamlarını feda ettikleri 'yaşanılası bir dünya' için çabalarımızı artırdığımız ölçüde onlara daha yakın, hatıralarına daha saygılı oluruz" diyorlardı.
Aslında o dönem yaşananlar ülkesini ve insanlarını canını verecek kadar seven gençlere; hem de her biri ayrı bir yetenek, ayrı bir birikim sahibi olan gençlere hoyrat ve ceberrut yönetimlerin dayattığı seçeneksizlikti..."(BİANET)
Sinan'ın 68'li arkadaşları o günün anısına hazırladıkları metinde, "Uğruna yaşamlarını feda ettikleri 'yaşanılası bir dünya' için çabalarımızı artırdığımız ölçüde onlara daha yakın, hatıralarına daha saygılı oluruz" diyorlardı.
Aslında o dönem yaşananlar ülkesini ve insanlarını canını verecek kadar seven gençlere; hem de her biri ayrı bir yetenek, ayrı bir birikim sahibi olan gençlere hoyrat ve ceberrut yönetimlerin dayattığı seçeneksizlikti..."(BİANET)
Yalçıner: ALPASLAN EMEKÇİ, KADİR DİRENÇLİ, SİNAN ÖNCÜYDÜ...
Alp çok kolektivistti
Alp çok emekçi bir insandı. Çok insan tanıdım, işçi de tanıdım ama Alp'e benzeyen insana çok rastlamadım. Çok kolektivistti. Hep toplum için hep halk için bir şeyler isterdi. Her şeyin en zorunu üstlenirdi. Mesela gece dağda bir mağarada yatıyoruz, mağaranın en soğuğa açık kapısında o yatardı. Kolay kolay haksızlıkları kabullenmez, boyun eğmezdi. Yaşayarak gördüğü sistemin haksızlıklarını ortadan kaldırmayı istiyordu; tam bir sosyalistti.
Kadir dirençli, bir o kadar da naif bir insandı
Sinan dünyaya bizden daha geniş bakıyordu
Sinan tabi bambaşkaydı. Hani bazıları için derler ya annesi onu önder olarak doğurmuş diye. Tabii tarihi ne kahramanlar yapar ne de kahramanları analar doğurur. Eğer böyle bir şey doğru olsa buna en çok uyan Sinan'dır, Deniz'dir, Hüseyin'dir. Sinan Türkiye devrimci hareketinin en sivrilenlerindendi; etrafındaki insanları müthiş bir etkileme ve peşinden sürükleme yeteneği vardı. Çok yönlüdür bir defa, bu anlamda da Deniz'le benzeşirler ama Sinan'ın daha derinlemesine bilgileri vardır.
Bizim içimizde dağa çıkma fikrine en son kafası yatan arkadaşımızdı. Bunu iyi bir şey olarak söylüyorum. Sinan bunun daha kitlesel olarak yapılması gerektiğinin farkındaydı. Biz kendi düşündüklerimizin kendi uygulayacaklarımızın yeterli olduğunu düşünüyorduk ama Sinan'ın buna itirazı vardı. Ancak bizi ikna edemedi. Bu işin sadece öncülerle olmayacağını düşünüyordu ama kafasında şekillenmiş net bir şey de yoktu. Daha net bir şekilde tavrını koysaydı biz dağa çıkalım diye ısrar etmezdik. Ama sonuçta o da bu koşullar içinde devrimcileşmişti. Sosyalizmi kavrayış açısından en ileri noktada olanımız oydu.(BİANET)
ONLARIN BIRAKTIĞI YERDEN...
NATO üssünü basacak, belki yoldaşlarının darağacına çıkartılmasını engelleyecek, Sovyetler Birliği'ni gözlemek için Türkiye'ye üs kuranlara en güzel yanıtı vereceklerdi.
Sinan, Kadir, Alpaslan ve arkadaşları, 1970'te Haşhaş Mitingi için gelmişlerdi Malatya'ya. Bir yıl sonra ise yoldaşlarını kurtarmak için Nurhak'ın yolunu tuttular. 12 Mart sıkıyönetimi meyvelerini verdi; Sinan, Kadir ve Alpaslan, Nurhak'ta öldürüldü.
1970'lerin başında devlet, gitgide kalabalıklaşmış öğrenci kitleleri, direnişleri bütün illere yayılmış işçi sınıfı ve gözü açılmış, emeğinin karşılığını almak için mitingler düzenleyen köylülerle karşı karşıyaydı. Onlar insanca yaşamak, bilimsel ve özerk üniversitelere kavuşmak, çocuklarına ekmek götürmek istiyordu. Yüz binler olmuşlardı, istediklerini birer birer alıyorlardı.
Harekete önderlik edenler Türkiye İşçi Partisi'nden ayrılmıştı, ne 'sivil-asker-aydın zümre devrimi' tartışmalarına katılmışlardı, ne de parlamentoculuğu rehber edinmişlerdi. Öyle bir ortam vardı ki 12 Mart öncesinde, şehirlerde yaşayamıyorlardı. Ya polis baskısı ya da sivil ülkücülerin saldırılarıyla karşılaşıyorlardı. Bu nedenle silahlanmak ve şehirleri terk etmek zorunda kaldılar. Dünyada ise gerilla savaşı Küba'da zafer kazanmıştı, Çin'de Pekin'ikır gerillası kuşatmıştı. Onlar da dağların yolunu tuttular.
Sinan, Kadir, Alpaslan ve arkadaşları, 1970'te Haşhaş Mitingi için gelmişlerdi Malatya'ya. Bir yıl sonra ise yoldaşlarını kurtarmak için Nurhak'ın yolunu tuttular. 12 Mart sıkıyönetimi meyvelerini verdi; Sinan, Kadir ve Alpaslan, Nurhak'ta öldürüldü.
1970'lerin başında devlet, gitgide kalabalıklaşmış öğrenci kitleleri, direnişleri bütün illere yayılmış işçi sınıfı ve gözü açılmış, emeğinin karşılığını almak için mitingler düzenleyen köylülerle karşı karşıyaydı. Onlar insanca yaşamak, bilimsel ve özerk üniversitelere kavuşmak, çocuklarına ekmek götürmek istiyordu. Yüz binler olmuşlardı, istediklerini birer birer alıyorlardı.
Harekete önderlik edenler Türkiye İşçi Partisi'nden ayrılmıştı, ne 'sivil-asker-aydın zümre devrimi' tartışmalarına katılmışlardı, ne de parlamentoculuğu rehber edinmişlerdi. Öyle bir ortam vardı ki 12 Mart öncesinde, şehirlerde yaşayamıyorlardı. Ya polis baskısı ya da sivil ülkücülerin saldırılarıyla karşılaşıyorlardı. Bu nedenle silahlanmak ve şehirleri terk etmek zorunda kaldılar. Dünyada ise gerilla savaşı Küba'da zafer kazanmıştı, Çin'de Pekin'ikır gerillası kuşatmıştı. Onlar da dağların yolunu tuttular.
DENİZLERİ KURTARMAK İÇİN
İşte Türk Silahlı Kuvvetleri, yönetime böyle bir ortamda el koydu. 12 Mart 1971'de sıkıyönetim ilan edildi. Tüm Türkiye'nin üzerine karabulutlar çöktü. Her gün yeni gözaltılar, operasyonlar, tutuklamalar yaşandı. Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) lider kadrolarından Deniz Gezmiş Gemerek'te, Yusuf Aslan Şarkışla'da, Hüseyin İnan ise Pınarbaşı'nda yakalandı. Bu gelişmeyle THKO eylem planını değiştirdi, yanlarına ulaşmaya çalışırken yakalanan Denizlerin serbest bırakılması için eylem yapmaya karar verdi. Ankara'da bir araya geldiler, Kürecik'te bulunan NATO Radar Üssü'nü basmaya karar verdiler.
BİR ÇOBAN ONLARI GÖRDÜ
İkiye ayrıldılar, eylemi 7 kişilik grup yapacaktı: Sinan Cemgil, Mustafa Yalçıner, Kadir Manga, Alpaslan Özdoğan, Hacı Tonak, Ahmet Erdoğan, Metin Güngör. Yürüyerek yaklaşık bir ay sürecek bir yol vardı önlerinde. Geceyi gündüze kattılar, uyumadılar, dinlenmediler, bu yol 5 günde bitti. Nurhak'a ulaştılar. Ellerindeki haritalar yetersiz kaldı, gündüzleri keşfe çıkıp yollarına devam ettiler. 30 Mayıs gecesi bir nehri geçmeye çalıştılar, Helete köyü içindeki bir köprüden geçtiler. Bir tepeye tırmanmaya başladılar, İnekli köyüne yaklaşıyorlardı. Bir çobanla karşılaştılar, “avcıyız” dedilerse de çoban ikna olmadı. 'alıkoyalım' diye tartıştılar, ancak yapamadılar, bıraktılar.
SON KONUŞMALAR
İlk buldukları yerde konakladılar. İlk nöbeti Sinan tutacaktı, üsse giden Amerikan personelini taşıyan aracın geçiş saatini saptayacaktı. O araca el koyacaklardı. Kürecikli olan Hacı Tonak ise silahsız bir şekilde önden gidecekti. Bunlardı son konuşmaları, Sinan ile Hacı Tonak, tepeye doğru tırmanmaya başladı. Diğer 5 arkadaşları da günlerin yorgunluğuyla uykuya daldı. Ancak bu uyku, yalnızca 10 dakika sürdü. Sinan tepeden aşağıya koşuyordu. Kendilerini gören çoban, muhtara haber vermişti.
ETRAFLARI SARILDI
Sinanlar tepeye tırmanırken, jandarma da askerler de diğer taraftan tırmanıyorlardı. Zirveye yaklaşınca karşı karşıya geldiler. Karşılıklı silah bırakma çağrıları yapıldı. Sinan silah bırakmadı, askerlerin üzerinden havayı tarayarak arkadaşlarının yanına doğru koştu. Sinan'ın sesiyle uyanan arkadaşları, hemen kalkıp silahlarını aldı. Tepeden üzerlerine kurşun yağdıran askerlere karşı geri çekilmek zorunda kaldılar. Başka açılardan da ateş açıldı, abluka daraldı. En sonunda arkalarından da ateş edildiğini hissettiler. Ya teslim olacaklardı, ya da öleceklerdi. Bir kişi bile teslim olmayı düşünmedi. Hepsi birer birer vuruldular, Sinan yere yığıldığında parmağı tetiğe takılı kaldı. Tarih 31 Mayıs 1971'di.
DEVRİM KİTLELERİN ESERİ OLACAK
yaralanan Mustafa Yalçıner tutuklanıp cezaevine, Denizlerin yanına konuldu. Hacı Tonak çatışmaya girmeden, Ahmet Erdoğan ve Metin Güngör de 2 gün sonra yakalandı. Sinan Cemgil, Kadir Manga, Alpaslan Özdoğan ise çatışmada yaşamlarını yitirdi. ewrensel haberSinan Cemgil, (d. 15 Kasım 1944, İstanbul – ö. 31 Mayıs 1971, Nurhak). THKO örgütünün kurucularından.
1964'de Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mimarlık Fakültesi'ne girdiğinde siyasetle etkin olarak ilgilenmeye başlar.
1965 yılında Bursa'daki TİP kongresinin yapılacağı Saray Sineması önünde Komünizmle Mücadele Derneği tarafından kışkırtılmış binlerce kişinin, kongre çıkışında delegelerin üzerine saldırması sonucu babası Adnan Cemgil yaralanıp hastaneye kaldırılır. Sinan, Türkiye'deki açık şiddetle bu vesileyle tanışır.
1965 yılında çıkardıkları Dönüşüm dergisini satarken arkadaşı Şirin Yazıcıoğlu ile birlikte gözaltına alınan Sinan Cemgil, aynı yıl ODTÜ Sosyalist Fikir Kulübü'nün (SFK) kuruluşuna katılır, bir süre genel başkanlığını yapar ve Türkiye İşçi Partisi'ne (TİP) de üye olur.
1967 yılında ilkokul yapma amacıyla Muş'un Korkut ilçesine giden ODTÜ kafilesinde yer alan Sinan, arkadaşlarıyla birlikte halk kültürü üzerine de incelemelerde bulunur. Bu incelemelerden geriye kalan, kafilenin diline persenk olan “Çift Jandarma” türküsüdür.
Sinan'ın Amerikalı öğretim görevlisinin Yıllardan beri ODTÜ'de İngilizce eğitim görüyorsunuz. Nasıl İngilizce bilmezsiniz? sorusuna verdiği yanıt bugünlere kadar gelmiştir: “Biz, ODTÜ'de İngilizce üç kelime öğrendik: Yankee go home.
1968'le birlikte yoğunlaşan öğrenci eylemlerinde, ODTÜ içindeki mücadelesi, sevilen kişiliği ve üstün hitabet yeteneğiyle üniversitedeki hareketin doğal önderi olur. ODTÜ'de Toplumcu Gurup içinde yer alır. 1968'de ODTÜ'deki boykota ve 1969'daki ODTÜ işgaline önderlik eder.
Toprak reformunun gerçekleştirilmesi istemiyle hazine topraklarını işgal eden Elmalı köylülerini ziyaretinin Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Merkezi tarafından tepki ile karşılanması, TİP'ten istifasını getirir.
Sosyalist Devrim-Millî Demokratik Devrim tartışmalarında Millî Demokratik Devrim'i savunsa da Hüseyin İnan'la birlikte “Türk Solu” ve “Aydınlık” odaklı MDD yorumlarından ve bu çevredeki tartışmalardan uzak durur ve farklı bir yol açmak için arkadaşlarıyla birlikte harekete geçer.
1969 yılında Şirin Yazıcıoğlu ile evlenir.
Vietnam kasabı olarak bilinen Komer'in arabasını yakanlardandır. Eylemde birlikte yer aldığı arkadaşı Mustafa Taylan Özgür'ün İstanbul'da öldürülmesi üzerine Ankara'da Atatürk Anıtı önünde toplanan kalabalığa, aranıyor olmasına karşın şöyle hitap edecektir:
"Bir devrimci kardeşimiz polis kurşunu ile kahpece öldürülmüştür. Devrimci şehitlerin matemini tutacak zamanımız yoktur. Devrimcilerin postunu ucuza satmayacağız. Gün gelecek Türkiye'nin bağımsızlığı ve kurtuluşu için gerekirse hepimiz vurulacağız. Bunlar bizi korkutmuyor, üzmüyor ancak kinimiz bileniyor. Taylan Özgür'ün ardından matem tutmayacağız, mersiyeler düzmeyeceğiz. O, 24 saatini devrime adamış bir kişiydi. Yapılacak çok işlerimiz vardır, İkinci Kurtuluş Savaşının ilk kurşunlanan devrimcilerinden sonra bizler de düşebiliriz, bunu korku değil varacağımız şerefli bir nokta olarak kabul ediyoruz. Taylan, Komer'in arabasını yakarak devrim için ilk kıvılcımı atmıştı. Bu kıvılcım devam ettirilecektir. Türkiye'de CIA artık bir adam temizleme kampanyası açmıştır. Yılmıyoruz, korkmuyoruz."
1970 yılında doğan oğluna söz verdiği gibi arkadaşı Taylan'ın adını verir..
Sinan Cemgil ve Eylemleri
1970 yılında, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Alpaslan Özdoğan, Deniz Gezmiş ve Cihan Alptekin'le birlikte THKO'nun kuruluş çalışmalarını yürütür.
THKO'nun şehir gerillası eylemlerinde yer alan Sinan Cemgil, 12 Mart 1971 muhtırasından sonra, arkadaşlarıyla birlikte Ankara'yı terkeder ve Adıyaman civarındaki Nurhak Dağı'na çıkarak burada arkadaşlarıyla birlikte THKO'nun gerilla kampını kurar.
THKO, İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom'u kaçırmayı planlıyordu ve bu eylem, Kürecik Radar Üssü baskını için sinyal olacaktı. Efraim Elrom'un kaçırıldığı haberini alan Sinan Cemgil komutasındaki gerilla birliği, planlandığı gibi Kürecik Radar Üssü'nü basmak için harekete geçer. (Oysa Efraim Elrom'u THKO'nun hazırlığından habersiz olarak harekete geçen THKP-C kaçırmıştı.)
Sinan Cemgil'in Ölümü
Kürecik Radar Üssü'ne yapacakları baskın öncesinde Sinan Cemgil ve arkadaşları, İnekli Köyü muhtarının ihbarı üzerine kuşatılır. 31 Mayıs 1971'de askerlerle çıkan çatışmada atış menzili dışına çıkmış olan Sinan Cemgil, yaralı arkadaşı Alpaslan Özdoğan'ı kurtarmak için geri döner ve Ernesto Che Guevara'nın kaderini paylaşır. Sinan Cemgil, Alparslan Özdoğan ve Kadir Manga ile birlikte vurularak öldürülür.
Adıyaman Gölbaşı ilçesinde cenazeyi almaya giden Sinan'ın annesi Nazife Cemgil, çevresini saran kadınlara Sinanlar'ı şöyle anlatacaktır:
"Bu oğlum Sinan... Bunlar da onun arkadaşları (Kadir ve Alpaslan), kardeşleri.... Onlar da oğullarım... Bu çocuklar, bu oğullar; bu ülkeyi, halkı, sizleri sevdiler. Başka bir istekleri yoktu. Her biri birer dehaydı. Her biri üstün zekalı birer güzel insandı. Dileselerdi, düzenin adamları olsalardı, şimdi burada cansız yatmazlardı. Birer milyoner olurlardı. Ama onlar, halkı, sizleri sevdiler. Sizin sorunlarınızı omuzladılar. Size yalan söylüyorlar. Onlar eşkiya değildi." http://birgo.mynet.com/borankaraci/yazi/turkiye-halk-kurtulus-ordusu-onder-ve-savasc-lar---saygiyla-aniyoruz
1970 yılında, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Alpaslan Özdoğan, Deniz Gezmiş ve Cihan Alptekin'le birlikte THKO'nun kuruluş çalışmalarını yürütür.
THKO'nun şehir gerillası eylemlerinde yer alan Sinan Cemgil, 12 Mart 1971 muhtırasından sonra, arkadaşlarıyla birlikte Ankara'yı terkeder ve Adıyaman civarındaki Nurhak Dağı'na çıkarak burada arkadaşlarıyla birlikte THKO'nun gerilla kampını kurar.
THKO, İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom'u kaçırmayı planlıyordu ve bu eylem, Kürecik Radar Üssü baskını için sinyal olacaktı. Efraim Elrom'un kaçırıldığı haberini alan Sinan Cemgil komutasındaki gerilla birliği, planlandığı gibi Kürecik Radar Üssü'nü basmak için harekete geçer. (Oysa Efraim Elrom'u THKO'nun hazırlığından habersiz olarak harekete geçen THKP-C kaçırmıştı.)
Sinan Cemgil'in Ölümü
Kürecik Radar Üssü'ne yapacakları baskın öncesinde Sinan Cemgil ve arkadaşları, İnekli Köyü muhtarının ihbarı üzerine kuşatılır. 31 Mayıs 1971'de askerlerle çıkan çatışmada atış menzili dışına çıkmış olan Sinan Cemgil, yaralı arkadaşı Alpaslan Özdoğan'ı kurtarmak için geri döner ve Ernesto Che Guevara'nın kaderini paylaşır. Sinan Cemgil, Alparslan Özdoğan ve Kadir Manga ile birlikte vurularak öldürülür.
Adıyaman Gölbaşı ilçesinde cenazeyi almaya giden Sinan'ın annesi Nazife Cemgil, çevresini saran kadınlara Sinanlar'ı şöyle anlatacaktır:
"Bu oğlum Sinan... Bunlar da onun arkadaşları (Kadir ve Alpaslan), kardeşleri.... Onlar da oğullarım... Bu çocuklar, bu oğullar; bu ülkeyi, halkı, sizleri sevdiler. Başka bir istekleri yoktu. Her biri birer dehaydı. Her biri üstün zekalı birer güzel insandı. Dileselerdi, düzenin adamları olsalardı, şimdi burada cansız yatmazlardı. Birer milyoner olurlardı. Ama onlar, halkı, sizleri sevdiler. Sizin sorunlarınızı omuzladılar. Size yalan söylüyorlar. Onlar eşkiya değildi." http://birgo.mynet.com/borankaraci/yazi/turkiye-halk-kurtulus-ordusu-onder-ve-savasc-lar---saygiyla-aniyoruz