Sezaryen artışının temelinde "Sağlıkta Dönüşüm Programı" var!
Başbakan Erdoğan'ın kürtaj ve sezaryeni cinayet olarak değerlendirmesine tepkiler sürüyor. Yasal bir hak olan kürtajın ve tıbben zorunlu olan sezaryenin dinsel referanslarla cinayet olarak değerlendirilmesi saçmalık olarak yorumlanabilir ancak konunun piyasacı uygulamalarla da doğrudan ilişkisi bulunuyor.
Başbakan, geçtiğimiz cuma günü yapılan nüfus ve kalkınma konulu uluslararası bir toplantıda, "ben ülkemde (her ailede) en az üç çocuk istiyorum. Çünkü genç dinamik bir nüfusa ihtiyacımız olduğunu biliyorum ve bu çalışmayı sürdürüyoruz… Şunu da açıkça söylüyorum, sezaryenle ilgili doğumlara karşı olan bir başbakanım ve bunu bir cinayet olarak görüyorum. Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum. Buna kimsenin müsaade etme hakkı olmamalı" dedi ve bu sözleriyle ülkede infial yarattı.
AKP iktidarının ve Sağlık Bakanlığı'nın cinayet gibi sağlık politikaları bir kenarda dururken, Türkiye'nin sağlık sorunu almış başını gidiyorken, Başbakan'ın pervasızca sarfettiği bu sözlerini izleyen günlerde, toplum da kürtaj ve sezaryen tartışmasına gömüldü.
"Kürtaj ve sezaryenin cinayet olduğu" iddiası siyasal İslam'ın ne menem bir şey olduğunu gözler önüne sererken, Erdoğan'ın, bir gün sonra, bu kez AKP Genel Merkez Kadın Kolları 3. Olağan Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmasında kürtaj ile Uludere Katliamı arasında bağlantı kurması ise, tartışmanın aslında ne kadar siyasi olduğunun başka bir eksendeki kanıtı oldu.
Sermayeye genç iş gücü arzı yaratmaya yönelik nüfus politikalarına imza atan sermaye yanlısı bir iktidarın, insanı hayvandan farklı kılan yaşamını planlayabilme yeteneği ve hakkından mahrum kılmaya yönelik saldırısı elbette sürpriz değil.
Sermayenin çıkarına atılan adımların toplumsal alanda gericiliğe kazandırdığı mevziler ortada iken, Türkiye'de kadınlara yasalarla sağlanmış bir hakkı, zemininde dini referanslar olduğu çok iyi bilinmesine karşın "cinayet" gibi yine hukuki terimlere yaslanarak mahkum edilmeye çalışılması ise gerçek bir skandal...
Ama hepsinden önce, sağlık alanında bu konularda aslında nasıl bir gerçeklik hüküm sürüyor, AKP iktidarının gericilik ve piyasacılığın harmanlandığı politikalar bütününün sağlık bölmesi, sağlık çalışanlarının yaşam hakkı da dahil olmak üzere, ne tür cinayetlerin önünü açıyor?
Yeni sağlık çalışanı cinayetlerine hazırlanalım!
AKP iktidarının sağlık politikalarının bütününe bakıldığında, izlenen yolun yeni olmadığını, sağlık alanında yaşanan yıkımı, çarpıklığı, kirliliği gösterip, tüm bunların suçunu yine yalnızca sağlık çalışanlarının üzerine yıkarak, imza attıkları sağlık politikalarının meşrulaştırılmaya çalışıldığı görülüyor. Kürtaj ve tıbben gerekli sezaryenler konusunda yaşanabilecek herhangi bir komplikasyonda, yeni sağlıkçı ölümlerini, Erdoğan'ın ifadesiyle söylersek, "cinayetleri"ni beklemek gerekiyor.
AKP iktidarının sağlık politikalarının bütününe bakıldığında, izlenen yolun yeni olmadığını, sağlık alanında yaşanan yıkımı, çarpıklığı, kirliliği gösterip, tüm bunların suçunu yine yalnızca sağlık çalışanlarının üzerine yıkarak, imza attıkları sağlık politikalarının meşrulaştırılmaya çalışıldığı görülüyor. Kürtaj ve tıbben gerekli sezaryenler konusunda yaşanabilecek herhangi bir komplikasyonda, yeni sağlıkçı ölümlerini, Erdoğan'ın ifadesiyle söylersek, "cinayetleri"ni beklemek gerekiyor.
Erdoğan'ın açıklamasının ardından Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın, "sezaryene kısıtlama getirileceği, 'gereksiz' sezaryen uygulayan yerlere yaptırım uygulanacağı" yönündeki açıklaması da, Başbakan tarafından atılan adımın tesadüf olmadığına, "Başbakan'ın aklı sürçtü" demeye ise hiç imkan kalmadığına işaret ediyor.
Gelişmeler, yeni yaptırım ve yasakların yolda olduğuna işaret ederken, önce sezaryen oranlarının tırmanmasına en önemli "katkı"yı sağlayan bulunan özel sağlık kuruluşları sahiplerinin birkaç düzenlemeyle "kulaklarının çekileceği", ama her zaman olduğu gibi bu kez de, hem özel hastanelerde ve hem de kamu hastanelerinde çalışan sağlık çalışanlarının, meslek örgütlerinin suçlu ilan edilmeye başlanacağı tahmin ediliyor.
Fakat kâr odaklı çalışan özel hastane patronları ile AKP hükümetinin sağlık politikalarını harfiyen yerine getiren AKP kadrolarınca işgal edilmiş kamu hastaneleri yönetimlerinin bu süreçten zarar görecekleri düşünülmüyor.
Özelleştirmenin sonuçları suçlunun AKP iktidarı olduğunu gösteriyor
Ülkemizdeki sezaryen oranı, AKP iktidarını ilk yılında, 2003'te yüzde 20'ler düzeyindeyken 2012 yılında yüzde 50'ye çıktı. Bu durumun temel sebepleri ise, AKP iktidarı döneminde uygulanan sağlıkta dönüşüm programı, sağlıkta piyasalaşma ve devletin küçültülmesi idi. Özelleştirilmiş bir sağlık sisteminde da daha farklı bir sonuç beklenemezdi.
Ülkemizdeki sezaryen oranı, AKP iktidarını ilk yılında, 2003'te yüzde 20'ler düzeyindeyken 2012 yılında yüzde 50'ye çıktı. Bu durumun temel sebepleri ise, AKP iktidarı döneminde uygulanan sağlıkta dönüşüm programı, sağlıkta piyasalaşma ve devletin küçültülmesi idi. Özelleştirilmiş bir sağlık sisteminde da daha farklı bir sonuç beklenemezdi.
Kamu kaynaklarının akıtıldığı özel sağlık kuruluşlarının kâr hırsıyla sezaryen rekoru kırması, kamu hastaneleri çalışanlarının ise, hastanelerin "kazancı"nı artıracak uygulamalara açıkça teşvik edilip "performans ücreti" adı altında bu kazançtan pay alması nedeniyle artan operasyon sayıları, ülkemizin sezaryen oranlarında bu denli ciddi bir yükselişe yol açtı. Dolayısıyla suçu sağlık çalışanlarında değil, en başta AKP iktidarının sağlık alanındaki uygulamalarında aramak gerekiyor.
Gericilik ve piyasacılık el ele
Meseleyi tıbbi alandan çekip siyasi alana taşıyan AKP hükümetinin bir yandan da, hükümet dışı tıp otoritelerine, istatistiklerin hükümetin yararına yorumlanması yönünde baskı kurmaya, kürtajı ve sezaryeni tıbbın argümanları ile ve tıbbi çerçevede tartışmaya sıkıştırmaya çalıştığı anlaşılıyor. Kürtaj ve sezaryen konusunun sermayenin ihtiyaçlarına veya dini herhangi bir dogmaya referansla düzenlenmeye çalışılması ise, sağlık politikalarının toplumsal alanla ilişkisi nedeniyle, açıkça suç işlemek anlamına geliyor.
Meseleyi tıbbi alandan çekip siyasi alana taşıyan AKP hükümetinin bir yandan da, hükümet dışı tıp otoritelerine, istatistiklerin hükümetin yararına yorumlanması yönünde baskı kurmaya, kürtajı ve sezaryeni tıbbın argümanları ile ve tıbbi çerçevede tartışmaya sıkıştırmaya çalıştığı anlaşılıyor. Kürtaj ve sezaryen konusunun sermayenin ihtiyaçlarına veya dini herhangi bir dogmaya referansla düzenlenmeye çalışılması ise, sağlık politikalarının toplumsal alanla ilişkisi nedeniyle, açıkça suç işlemek anlamına geliyor.
İstanbul Tabip Odası'nın, Başbakan Erdoğan'ın sözlerine karşılık yaptığı, bilimsel gerçeklerin altını çizen açıklamasında da, "bilimsel değerler yerine muhafazakâr yaklaşımın gündelik yaşama müdahalesinden kaygılıyız" deniliyor.
Toplumsal ve tıbbi yönüyle, kürtaj neden yapılır?
Kürtaj konusuna, tıbbi ve toplumsal açıdan, özelikle de "kürtajın cinayet olduğu" yönlendirmesinden uzak, kısa bir açıklık getirmek gerekiyor.
Kürtaj konusuna, tıbbi ve toplumsal açıdan, özelikle de "kürtajın cinayet olduğu" yönlendirmesinden uzak, kısa bir açıklık getirmek gerekiyor.
Türkiye'de kürtaj, kadının son menstruasyon (adet) döneminin ilk gününden 10 hafta sonrasına kadar yapılmasına yasal olarak izin verilmiş bir hak.
Kürtajın yasal ve yasadışı olduğu ülkeler karşılaştırıldığında, kürtaj sayılarının arasında anlamlı bir fark olmadığına dair veriler bulunuyor. Sonuç, kadınların bir çocuk dünyaya getirip getirmeyeceği üzerine vereceği kararın, evrensel bazı gerçeklerin değişmediğine, metazori değiştirilemeyeceğine işaret ediyor.
İnsan türünün doğurganlık yetisi ve cinsel yaşamı, dünyaya getirdiği çocuğu büyütüp yetiştirebilme yetisini edinebilmesinden daha önce başlıyor. Dünyanın pek çok ülkesinde toplumsal yargıların evlilik dışı çocuk doğurmayı engellemesi, genç yaştaki bireylerin çocuk yetiştirebilecek sosyal koşullara henüz kavuşmamış olması da, konu bağlamında anılması gereken diğer faktörler...
Devletin, çocuk bakımını üstlenmeyen kapitalist örgütlenme modeli ise, aslında en önce söylenmesi gerektiği halde dile getirilmeyen, bu konudaki tartışmalara son noktayı koyacak en önemli belirleyen... Türkiye'de de kadınlar, dünyanın diğer pek çok ülkesinde olduğu gibi, sosyal ve ekonomik açıdan uygun durumda değillerken oluşan gebeliklerine, yasaların da kendilerine verdiği hakka dayanarak son verdiriyor.
Aile planlaması hizmetlerini durduran AKP oldu
Kürtajı bir doğum-kontrol yöntemi yerine kullanmanın suçu ise tek tek bireylerde değil, bireylerin oluşturduğu toplumun gebeliği önleyici önlemler konusunda bilinçli kılınmasına ve bu önlemlerin yeterli düzeyde finansmanına yeterli toplumsal kaynakların sağlanıp sağlanmamasında düğümleniyor.
Kürtajı bir doğum-kontrol yöntemi yerine kullanmanın suçu ise tek tek bireylerde değil, bireylerin oluşturduğu toplumun gebeliği önleyici önlemler konusunda bilinçli kılınmasına ve bu önlemlerin yeterli düzeyde finansmanına yeterli toplumsal kaynakların sağlanıp sağlanmamasında düğümleniyor.
Aile planlaması hizmetlerinin daha önceki uygulamada ücretsiz ve yaygın olma özelliklerini sağlık reformu kapsamındaki değişikliklerle neredeyse tamamen ortadan kaldıran AKP iktidarı, bu konuda en büyük suçlu olarak ortada duruyor. Aile planlaması hizmetlerinin ortadan kaldırılmasını bir de, AKP'nin piyasacı adımlarının gerici bir tercümesi okumak mümkün olabiliyor.
Bütün bunların yanında bir de, hiçbir doğum kontrol yönteminin yüzde 100 güvenilir olmadığını vurgulamak gerekiyor.
Kadınları şiddet ve tecavüzden koruyamayan AKP, onlar adına karar verebilir mi?
Kürtaj hakkı, her şeyden önce, kadınların kendi bedenleri üzerine karar verebilme hakkı anlamına geliyor.
Kürtaj hakkı, her şeyden önce, kadınların kendi bedenleri üzerine karar verebilme hakkı anlamına geliyor.
Ülkemizde de çok ciddi boyutlarda yaşanan tecavüz suçları sonucunda meydana gelen gebeliklerin sonlandırılması gibi etik gerekçeler, fetüse ve anneye ait tıbbi gerekliliklere dek, kürtajın uygulanma alanları tartışma götürmeyecek denli, toplumsal alanla ilişkili. Şiddet gören kadınları eşlerinden koruyamayarak cinayetlerine sebebiyet veren hükümetin, bu kadınların eşlerinden gebe kalmaları durumunda çocuk doğurmak istememe haklarına tecavüzü, şiddet gören kadını şiddet gördüğü eve mahkum etme anlamına da geliyor.
Sezaryen niye yapılır?
Sezaryen ise bugüne kadar bilim, siyaset veya din çevrelerinde hiç kimse tarafından cinayet olarak tanımlanmadı.
Sezaryen ise bugüne kadar bilim, siyaset veya din çevrelerinde hiç kimse tarafından cinayet olarak tanımlanmadı.
Bunun için de, "sezaryen cinayettir" ifadesi, bilimsel, siyasi, dini açıdan dahi değerlendirmeye tabi tutulabilecek bir yön içermiyor. Kabaca, bebeklerin iri olmaları, annenin ve bebeklerin doğum sırasında yaşamlarının tehlikede olduğunun saptanması gibi durumlarda normal yoldan değil doğumların sezaryen yoluyla gerçekleştirilmesi, işin tıbbi açıklamasını oluşturuyor. Bebeklerin normal yoldan doğmayacaklarında sezaryen yapılırsa cinayet işlenmiş olmuyor, aksine, anneler ve bebekler ölümden kurtarılmış, bazen de bebekler, beyinleri incinmeden dünyaya getirilmiş oluyor.
Gereksiz sezaryenlere başvurulması ise AKP'nin sağlık politikaları sonucu yükselişe geçen bir olgu olmakla birlikte, sezaryen yaptıran kadınların "cinayet işlemek" suçlaması ile itham edilmesi "Başbakan'ın dili sürçtü" demeye bile imkan bırakmıyor.
Sezaryen, nasıl bir "cinayet"e dönüşebilir? Başbakan'dan öğrenelim...
Akla gelen tek olasılık, kadınların sezaryenle en fazla 2 çocuk doğurabileceği, sonrasının anne sağlığı açısından risk oluşturması nedeniyle, ilk doğumunu sezaryenle gerçekleştiren bir kadının üçüncü çocuğu doğuramayacak olması, o nedenle de, her fırsatta "3 çocuk" isteyen Başbakan'ın "üçüncü çocuğa karşı işlenen bir cinayet"i ima etmiş olabileceği...
Akla gelen tek olasılık, kadınların sezaryenle en fazla 2 çocuk doğurabileceği, sonrasının anne sağlığı açısından risk oluşturması nedeniyle, ilk doğumunu sezaryenle gerçekleştiren bir kadının üçüncü çocuğu doğuramayacak olması, o nedenle de, her fırsatta "3 çocuk" isteyen Başbakan'ın "üçüncü çocuğa karşı işlenen bir cinayet"i ima etmiş olabileceği...
Erdoğan hakaret davasını hak etmedi mi?
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, Başbakan Erdoğan'ın açıklamasını dün katıldığı bir toplantının çıkışında yaptığı açıklamayla düzeltmeye çalıştı. Şahin, "kürtaj ve sonlandırma, Başbakanımızın 'cinayet' dediği şey, bu tedbirleri almadan bebek oluyorsa ondan sonra kürtaj yoluyla da bu bebeği aldırıyorsa, bir canı yok ediyorsa bu anne karnında da anne karnından çıktıktan sonra da yaşam hakkına müdahale olarak görmektedir ve ondan dolayı bu açıklamayı yapmıştır" dedi.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, Başbakan Erdoğan'ın açıklamasını dün katıldığı bir toplantının çıkışında yaptığı açıklamayla düzeltmeye çalıştı. Şahin, "kürtaj ve sonlandırma, Başbakanımızın 'cinayet' dediği şey, bu tedbirleri almadan bebek oluyorsa ondan sonra kürtaj yoluyla da bu bebeği aldırıyorsa, bir canı yok ediyorsa bu anne karnında da anne karnından çıktıktan sonra da yaşam hakkına müdahale olarak görmektedir ve ondan dolayı bu açıklamayı yapmıştır" dedi.
Başbakan Erdoğan'ın kürtaj açıklaması devlet adamlığı sorumluluğu ile bağdaşmadığı gibi, yasal hakkını kullanan binlerce insanı da "katil" olmakla itham edip damgalarken, tıbbi ve sosyo-ekonomik gerekçelerle yasal haklarını kullanarak kürtaj yaptırmış kadınların da, kendilerine "katil" dediği için Başbakan Erdoğan'a hakaret davası açma hakları doğdu.
(soL - Haber Merkezi)
