İş başbakanı atamaya kalmış


AKP’li Nurettin Canikli’nin ardından Mustafa Elitaş da yarı başkanlık sisteminin gereği olan “başbakanın cumhurbaşkanı tarafından atanmasını” savundu. Her iki AKP’li vekil de yarı başkanlık sistemine zaten geçildiğini ileri sürüyor.
Cumartesi günü Vatan’dan Deniz Güçer’in sorularını yanıtlayan AKP Grup Başkanvekili ve Giresun milletvekili Nurettin Canikli’nin başlattığı “atanmış başbakan” tartışması, AKP’nin diğer Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş tarafından sürdürüldü.
Nurettin Canikli, Deniz Güçer’le yaptığı röportajda “Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın seçimle geldiği bir sistemde çatışmanın kaçınılmaz olacağını ileri sürerek, “Fransa’da olduğu gibi başbakanı cumhurbaşkanının ataması gerektiğini” savunmuştu.
“Türkiye böyle normalleşir”
Canikli, yarı başkanlık sistemine özgü bu düzenleme yapılmadığı takdirde cumhurbaşkanı ile başbakanın çatışmasının kaçınılmaz olduğunu iddia ederken, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin anayasa değişikliği ile birlikte “atanmış başbakan” için zeminin hazırlanmış olduğunu da ifade etti. Canikli şöyle konuştu:
1982 Anayasası’na göre aslında cumhurbaşkanının çok yetkisi var. Yani aslında o makam sembolik yetkilerle donatılmış değildir. Tam tersine çok etkili, çok yoğun bir yetki verilmiş, güçlendirilmiş bir makam. Sorumluluğu yok ama inanılmaz yetkileri var. Mesela yürütmenin başı Anayasa’ya göre başbakan değil cumhurbaşkanıdır. Yürütme dediğiniz organ seçimle gelen hükümet. Anayasa’nın 104. maddesinde, “Cumhurbaşkanı gerekli gördüğü hallerde Bakanlar Kurulu’na başkanlık eder” der. Çok önemli bir yetki. Bunun anlamı, icranın başı olmaktır.
Cumhurbaşkanının “yürütmenin başı benim” diyebileceğini savunan Canikli, şu ana kadar bu yetkilerin çoğunun kullanılmadığını, ama mevcut anayasanın bu yetkileri tanıdığını vurguladı. AKP Grup Başkanvekili, anayasa değişikliği sonucunda cumhurbaşkanının seçimle belirlenmesi kararının ise daha önce sembolik olarak algılanan bu yetkilerin 2014 yılında seçilecek cumhurbaşkanı tarafından kullanılmak isteneceğini söyledi. Canikli, “Ama şimdi, 2014 yılında, Cumhurbaşkanlığı seçimi var ve Cumhurbaşkanı’nı ilk defa halk seçecek. Yetkili doğrudan halktan almış, yüzde 50’den fazla oy almış olan bir Cumhurbaşkanı, doğal olarak kendini çok güçlü görecek. Hatta bu yetkiler hiç olmasa bile çok güçlü görecektir. Demokrasilerde gücün kaynağı kayıtsız şartsız millettir. 2014’te halk tarafından seçilecek olan Cumhurbaşkanı, bu yetkilerini sonuna kadar kullanmak isteyecektir” dedi.
Bu durumun fiilen yarı başkanlık sistemi anlamına geldiğini söyleyen Canikli, başbakanı da halkın seçtiği bir durumda iki güçlü iradenin çatışacağını savundu. Canikli sözlerini “İki güçlü irade, ikisi de halka dayalı, halk tarafından seçilmiş, yetkileri olan iki irade. Çatışma olması kesinlikle kaçınılmazdır. Hele iki tarafta güçlü irade ortaya koymak isterse, bana göre tamamen kaçınılmaz hale gelir” diye sürdürdü.
Nurettin Canikli, “normalleşme” için Fransız modeline geçilmesi gerektiğini savundu: “Anayasa’da yapılacak olan değişiklikle Başbakan, Cumhurbaşkanı tarafından atanacak. Başbakanlar halk tarafından seçilmeyecek ve tam anlamıyla yarı başkanlık sistemine geçilmiş olacak. Fransa’dakine benzer bir model.”
Mustafa Elitaş: Yarı başkanlığı zaten getirdik…
Bugün Akşam gazetesinden Hakkı Kurban’ın sorularını yanıtlayan AKP’li Mustafa Elitaş da Canikli’nin iddialarını tekrarlayarak, anayasa değişikliğiyle fiili yarı başkanlık sistemine zaten geçilmiş olduğu görüşünü savundu.
Elitaş, “Mevcut anayasamız, 'Cumhurbaşkanını halkın seçmesi'ni vurgulasa da, aslında 'yarı başkanlık sistemi'ni tarif ediyor. Bugün de, Cumhurbaşkanı yürütme organının başıdır. İstediği zaman Bakanlar Kurulu'na başkanlık edebilir. Dolayısıyla, şu an Türk Anayasa sistemi, yarı başkanlığa son derece müsait” diye konuştu.
Hakkı Kurban’ın görüşüne başvurduğu, AKP’nin anayasa değişikliği komisyonunda da görev almış olan anayasa profesörü Ergun Özbudun da Canikli ve Elitaş’ı destekleyen açıklamalarda bulundu. Özbudun, “Türkiye şu anda yarı başkanlık modeline çok uzak değil. Geniş yetkili bir Cumhurbaşkanı var ve 2007'den itibaren 'halkın seçmesi' öngörülmüş. Dolayısıyla Türkiye'de şu anki sistem de 'klasik parlamenter sistem' değil. Yarı başkanlık ile parlamenter sistemin arasında 'melez bir rejim' diyebiliriz” dedi.
Mustafa Elitaş, “atanmış başbakan”ın örneklerinin olduğunu ifade ederek, “Sayın Süleyman Demirel'in Cumhurbaşkanı olduğu dönemi hatırlayın. Yalım Erez'e hükümeti kurma görevini Sayın Demirel vermişti. Refahyol döneminde, Tansu Çiller'e görevi vermesi gerekirken, Mesut Yılmaz'a vermişti. Yarı başkanlık sisteminde de, seçilecek Başkan, parlamento içinden bir ismi Başbakan olarak atayacak. Sistem aslında birbirine çok yakın” dedi.
Padişahlık demek için seçim 30 yılda bir yapılmalıymış
Cumhurbaşkanına muazzam yetkiler ve güç veren böylesi bir düzenlemenin “padişahlık veya sultanlık” anlamına gelmeyeceğini savunan Elitaş, “4 yılda, 5 yılda bir seçim var. Seçimleri kaldırırsanız ya da kendi iradenizle '30 yılda bir olsun' derseniz bu diktatörlük olur. Böyle bir şey söz konusu olamaz” dedi. Elitaş, cumhurbaşkanlığı yetkileriyle birlikte yürütmenin de başı konumuna gelen bir “yarı başkan”ın sahip olacağı gücün bir diktatörlükten farkının ne olacağına ilişkin sadece “seçim” yanıtını vermiş oldu.
“Erdoğan’a yoğun talep var”
Mustafa Elitaş, Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı veya “başkanlığı” için kamuoyundan yoğun talep olduğunu iddia ederek, “bu bizim için sevindirici bir unsur olur” dedi. Elitaş şöyle konuştu:
Sayın Başbakanımızın Cumhurbaşkanlığı veya Başkanlığı için kamuoyundan yoğun talep var. Sayın Başbakanımızın da arzusu olursa, aday olmaya niyetlenirse, AK Parti grubunun başka birini tercih etmesi düşünülemez. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül, eğer görevi sonrası siyaseti düşünür, partimizde görev almak isterse, bu da bizim için sevindirici bir unsur olur.
Blogger tarafından desteklenmektedir.