Kırmızı başlıklı Cumhuriyet
Çoğumuz yukarıdaki fotoğraftaki insanlar neden kırmızı başlık takmış diye soruyordur muhtemelen. Fotoğrafta görünenler Fransa’da bir süredir vergi politikalarına ve fabrikaların kapanmasına karşı radikal bir mücadele sürdüren Bretonyalılar. Kırmızı başlıklar da Fransa’nın en batı ucu olan Bretonya’da, taa 14. Louis zamanında yani 17. yüzyılda, kralın çıkardığı yeni vergilere karşı gerçekleşen köylü ayaklanmasının simgesi. Vergilerin yanı sıra feodal beylerin baskılarına karşı da ayaklanan Bretonyalı köylüler silahlanıp bir ordu haline gelirken başlarında da bu kırmızı başlıkları taşıdıkları için “kırmızı başlıklılar” olarak adlandırılıyormuş.
300 yıl sonra, hükümetin çıkardığı yeni vergilere ve işsiz kalma tehdidine karşı ayaklanan Bretonyalılar yine bu kırmızı başlıkları takıyorlar. Bu sefer gaz maskeleri ile beraber.
Başlıktaki “cumhuriyet”le ne ilgisi var diye düşünüyor olabilirsiniz. Konuyu bağlamadan önce günümüz kırmızı başlıklı Bretonyalılarının neden ayaklandıklarından bir miktar bahsetmek istiyorum.
Fransızlara sorarsanız, Bretonyalılar hep mücadeleci bir kimliğe sahip olmuş. Yani ekonomik krizin yol açtığı işsizlik, vergi artışı gibi gelişmeler karşısında hemen yabancı düşmanlığına sarılmak yerine ilk iş sokaklara çıkıyorlar. Protesto gösterilerinin yanı sıra oldukça radikal eylemlere de imza atıyorlar.
Aslında karşı çıktıkları mesele sadece Fransa’nın en batı ucunu, yani Bretonyalıları ilgilendirmiyor. Fransa hükümeti son olarak, otobanlardan geçen kamyon ve tırları vergilendirme yoluna gidiyor. Esasında bu, Sosyalist Parti döneminde alınmış bir karar değil, Sarkozy döneminde atılmış bir adım. Ülkenin çeşitli yerlerinde yollardan geçen ve geçerken de herkesin şahit olduğu üzere asfalta ve çevreye zarar veren ağır vasıtalardan vergi alınması düşünülmüş ve vergi henüz kabul edilmeden, verginin tespitini sağlayacak materyalin yerleştirilmesi için bir şirketle anlaşılmış. Yöntem basit: otoyolların belli noktalarına inşa edilen köprüler üzerine kameralar yerleştirilerek geçen ağır vasıtalar tespit edilecek ve plakaları üzerinden vergilendirilecek. Bunun için köprüler şimdiden inşa edilmiş, kameralar da yerleştirilmiş bulunuyor. Ancak vergi henüz karar altına alınmış değil. Öte yandan şimdiki hükümetin vergiden vaz geçmesi durumunda şirkete 800 milyon avro ödemek durumunda kalacağı söyleniyor. Zaten, şimdiki hükümet de verginin çıkarılması konusunda hemfikir gözüküyor.
Peki kırmızı başlıklı Bretonyalılar neden bu vergiye itiraz ediyorlar? Daha önce de ifade ettiğimiz gibi kriz Avrupa’nın her yerinde kendisini giderek daha fazla hissettiriyor. Tarımsal ürün ve et üretiminin başat olduğu bölgede fabrikalar ve çiftlikler bir bir kapanırken Bretonyalılar da büyük bir işsizlik tehdidiyle karşı karşıya. Dolayısıyla, çiftçiler ve işçiler yeni vergi yüklerinin daha fazla fabrika ve şirketin kapanmasına neden olacağını düşünüyorlar.
Öte yandan bölgedeki çok sayıda tavuk ve domuz çiftliği kazançlarını büyük ölçüde Avrupa ülkelerine gerçekleştirdikleri ihracattan elde ediyorlar. Bu ihracatın şimdiye kadar karlı şekilde yürümesinin arkasında da Avrupa Birliği’nin tavuk ve domuz eti ihraç eden bu şirketlere yaptığı sübvansiyonlar bulunuyor. Malum kriz ortamında Avrupa Birliği bu sübvansiyonu çekmeye karar verdiğinden bu şirketlerin pek çoğu kapanıyor ya da kapanmaya hazırlanıyor. Her zamanki gibi en son düşünülen bunun sonucunda işsiz kalacak olan binlerce işçi.
Sonuç olarak, Bretonya’nın merkezinde geçtiğimiz Cumartesi, çoğunluğunu çiftçi ve işçilerin oluşturduğu onbinlerce kişi “çalışma hakkı” sloganıyla eylem yaptı. Eylemin sonunda valiliğe yütümek isteyen kitleye polis alışık olduğumuz bir yöntemle, tazyikli su ve gaz bombaları ile saldırdı. Eylemciler ise polise saksılarla çiçek atarak karşılık verdi. Eylemin en radikal kısmı bu değildi. Eylemcilerden bazıları otoyol üzerine inşa edilmiş olan kameraların bulunduğu köprüyü ateşe vererek kullanılmaz hale getirdi.
Şimdi Fransa’da herkes kırmızı başlıklı Bretonyalıları ve eylemlerin daha da radikalleşip radikalleşmeyeceğini konuşuyor.
Peki konunun cumhuriyet ile ilgisi nerede?
29 Ekim ile yeniden alevlenen cumhuriyet tartışmalarına bakarken, hâlâ 1923’te kurulan cumhuriyet ilerici miydi değil miydi sorusunun gündeme getirilmesine hayret ediyorum. İmparatorluk, saltanat, padişahın insafına kalmış bir parlamento ve “tebaa” olarak sınıflandırılan bir halk anlayışından memleketteki en üstün gücün halkın seçtiği parlamento olması ve iyi kötü modern haklar ve sorumluluklarla donatılmış vatandaşlık anlayışına geçişin neresi “sorgulanır” anlamak zor gerçekten de. (İslamcıların niyetinde anlaşılmayacak bir şey yok tabii ki)
Bu tartışmaların bir tarafında (iyi niyetli olmasını umduğum yanında) bizim Cumhuriyet’in arkasında kırmızı başlıklıların olmaması yatıyor diye düşünüyorum. Yani vergi ve angaryaların artışından yola çıkarak feodal beylere ve krala karşı gerçekleşen köylü ayaklanmaları. Bunun burada tartışamayacağımız maddi ve tarihsel pek çok nedeni var tabii ki. Ancak bence bu nedenler, saltanattan cumhuriyete geçişi daha az değerli kılar nitelikte değil. Öte yandan belli ki, 300 yıllık kırmızı başlık ile sokaklara çıkan Bretonyalılara karşılık bazıları için 90 yıl önce kurulan cumhuriyeti sahiplenmek çok zor. Neslişah Başaran-SOL.ORG



300 yıl sonra, hükümetin çıkardığı yeni vergilere ve işsiz kalma tehdidine karşı ayaklanan Bretonyalılar yine bu kırmızı başlıkları takıyorlar. Bu sefer gaz maskeleri ile beraber.
Başlıktaki “cumhuriyet”le ne ilgisi var diye düşünüyor olabilirsiniz. Konuyu bağlamadan önce günümüz kırmızı başlıklı Bretonyalılarının neden ayaklandıklarından bir miktar bahsetmek istiyorum.
Fransızlara sorarsanız, Bretonyalılar hep mücadeleci bir kimliğe sahip olmuş. Yani ekonomik krizin yol açtığı işsizlik, vergi artışı gibi gelişmeler karşısında hemen yabancı düşmanlığına sarılmak yerine ilk iş sokaklara çıkıyorlar. Protesto gösterilerinin yanı sıra oldukça radikal eylemlere de imza atıyorlar.
Aslında karşı çıktıkları mesele sadece Fransa’nın en batı ucunu, yani Bretonyalıları ilgilendirmiyor. Fransa hükümeti son olarak, otobanlardan geçen kamyon ve tırları vergilendirme yoluna gidiyor. Esasında bu, Sosyalist Parti döneminde alınmış bir karar değil, Sarkozy döneminde atılmış bir adım. Ülkenin çeşitli yerlerinde yollardan geçen ve geçerken de herkesin şahit olduğu üzere asfalta ve çevreye zarar veren ağır vasıtalardan vergi alınması düşünülmüş ve vergi henüz kabul edilmeden, verginin tespitini sağlayacak materyalin yerleştirilmesi için bir şirketle anlaşılmış. Yöntem basit: otoyolların belli noktalarına inşa edilen köprüler üzerine kameralar yerleştirilerek geçen ağır vasıtalar tespit edilecek ve plakaları üzerinden vergilendirilecek. Bunun için köprüler şimdiden inşa edilmiş, kameralar da yerleştirilmiş bulunuyor. Ancak vergi henüz karar altına alınmış değil. Öte yandan şimdiki hükümetin vergiden vaz geçmesi durumunda şirkete 800 milyon avro ödemek durumunda kalacağı söyleniyor. Zaten, şimdiki hükümet de verginin çıkarılması konusunda hemfikir gözüküyor.
Peki kırmızı başlıklı Bretonyalılar neden bu vergiye itiraz ediyorlar? Daha önce de ifade ettiğimiz gibi kriz Avrupa’nın her yerinde kendisini giderek daha fazla hissettiriyor. Tarımsal ürün ve et üretiminin başat olduğu bölgede fabrikalar ve çiftlikler bir bir kapanırken Bretonyalılar da büyük bir işsizlik tehdidiyle karşı karşıya. Dolayısıyla, çiftçiler ve işçiler yeni vergi yüklerinin daha fazla fabrika ve şirketin kapanmasına neden olacağını düşünüyorlar.
Öte yandan bölgedeki çok sayıda tavuk ve domuz çiftliği kazançlarını büyük ölçüde Avrupa ülkelerine gerçekleştirdikleri ihracattan elde ediyorlar. Bu ihracatın şimdiye kadar karlı şekilde yürümesinin arkasında da Avrupa Birliği’nin tavuk ve domuz eti ihraç eden bu şirketlere yaptığı sübvansiyonlar bulunuyor. Malum kriz ortamında Avrupa Birliği bu sübvansiyonu çekmeye karar verdiğinden bu şirketlerin pek çoğu kapanıyor ya da kapanmaya hazırlanıyor. Her zamanki gibi en son düşünülen bunun sonucunda işsiz kalacak olan binlerce işçi.
Sonuç olarak, Bretonya’nın merkezinde geçtiğimiz Cumartesi, çoğunluğunu çiftçi ve işçilerin oluşturduğu onbinlerce kişi “çalışma hakkı” sloganıyla eylem yaptı. Eylemin sonunda valiliğe yütümek isteyen kitleye polis alışık olduğumuz bir yöntemle, tazyikli su ve gaz bombaları ile saldırdı. Eylemciler ise polise saksılarla çiçek atarak karşılık verdi. Eylemin en radikal kısmı bu değildi. Eylemcilerden bazıları otoyol üzerine inşa edilmiş olan kameraların bulunduğu köprüyü ateşe vererek kullanılmaz hale getirdi.
Şimdi Fransa’da herkes kırmızı başlıklı Bretonyalıları ve eylemlerin daha da radikalleşip radikalleşmeyeceğini konuşuyor.
Peki konunun cumhuriyet ile ilgisi nerede?
29 Ekim ile yeniden alevlenen cumhuriyet tartışmalarına bakarken, hâlâ 1923’te kurulan cumhuriyet ilerici miydi değil miydi sorusunun gündeme getirilmesine hayret ediyorum. İmparatorluk, saltanat, padişahın insafına kalmış bir parlamento ve “tebaa” olarak sınıflandırılan bir halk anlayışından memleketteki en üstün gücün halkın seçtiği parlamento olması ve iyi kötü modern haklar ve sorumluluklarla donatılmış vatandaşlık anlayışına geçişin neresi “sorgulanır” anlamak zor gerçekten de. (İslamcıların niyetinde anlaşılmayacak bir şey yok tabii ki)
Bu tartışmaların bir tarafında (iyi niyetli olmasını umduğum yanında) bizim Cumhuriyet’in arkasında kırmızı başlıklıların olmaması yatıyor diye düşünüyorum. Yani vergi ve angaryaların artışından yola çıkarak feodal beylere ve krala karşı gerçekleşen köylü ayaklanmaları. Bunun burada tartışamayacağımız maddi ve tarihsel pek çok nedeni var tabii ki. Ancak bence bu nedenler, saltanattan cumhuriyete geçişi daha az değerli kılar nitelikte değil. Öte yandan belli ki, 300 yıllık kırmızı başlık ile sokaklara çıkan Bretonyalılara karşılık bazıları için 90 yıl önce kurulan cumhuriyeti sahiplenmek çok zor. Neslişah Başaran-SOL.ORG



