Bilime bakan imam
Sonunda bu da oldu ve bilimle ilgili bakanlığa bir imam atandı. Fikri Işık, İmam Hatip mezunu, TÜBİTAK, TÜBA ona bağlı artık.
“E, zaten hepsi patron imama bağlı değil mi?” demeyin, Nihat Ergün’ün bakanlıktan alınması diğer değişikliklere benzemiyor. Basına yansıyanlardan ben tatmin edici bir cevap bulamadım henüz. Bir süre beklemek gerekecek anlaşılan.
Biz yeni imama geri dönelim. Daha doğrusu yeni imama bu koltuğu veren koşulların oluşma sürecine.
Türkiye’de bilimle, bilimsel düşünce arasındaki kopuşun gerçekleşmesi için bir tarih vermek gerekirse bu tarihin 1980 darbesi olduğunu söyleyebilirsiniz. Aydın camiası sindirilmiş durumdayken bilimin sermaye ihtiyaçlarına göre yeniden ele alınması imkan dahiline girmişti. Gerici bir kadro oluşturulması için de ortam düzlenmişti. Kolay olmadı yine de…
“Kopma” bilimin aydınlanmayla bağının koparılması ve sermaye iktidarı açısından daha “kullanışlı” bir faaliyet alanı haline getirilmesi anlamındadır. Bilim, sermayeye üretim sürecinde yeni olanaklar sunmalı, siyasete bilimsel ideoloji taşıyacak kapasite kazanmalı ve bu arada “toplumu aydınlatmak” gibi zararlı bileşenlerini bir kenara bırakmalıydı.
Türkiye bu konuda da “geç kalmıştı”. Bir “keşif” değildi 12 Eylül’ün yaptığı, menşei tabii ki ABD’ydi. ABD, İkinci Savaş sonrasında gerçekleştirdiği bu keşfi yaymak konusunda çok istekli davranmıştı zamanında. Doğal yayılma yollarına gerek bırakmadan, liderliğini kendisinin üstlendiği uluslararası kuruluşlar eliyle, doğrudan yürütülen bir uygulama programıyla kendi şemsiyesi altına topladığı ülkelere yeni bilim anlayış ve uygulamalarını yaymaya başlamıştı.
ABD çabasına rağmen, yeni bilim anlayışının Türkiye’de 12 Eylül sonrasında uygulanabilir hale gelmeye başlaması, sermaye kesiminin gecikmesi nedeniyle değil, geç aydınlanmış Türkiye aydınının kısa sürede ürettiği geleneği sahiplenmesinden kaynaklanıyordu. Sermayenin uygun pozisyon hissetmesi 1990’ları buldu. TÜSİAD ilk bilim raporlarını yayınlamaya bu dönemde başladı. Özel üniversitelerin artışı, teknokentler, “think-tank”ler izledi. Fakat bu sefer de siyasi istikrar problemleri, ancak uzun vadede bir anlam ifade edebilecek bilim politikaları konularını ağır aksak bırakmıştı.
Çok kısaca özetlediğim bu süreç sonrasında AKP hükümet oldu. Hükümet oldu, Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nu işletmeye başladı, fakat kendi meşrebinde bir TÜBİTAK ve TÜBA’ya kavuşması zaman aldı. 2011’de de bilim kelimesi ilgili bakanlığın adına eklendi.
İlginçtir AKP’nin 2012’de yayınladığı “2023 Vizyon” metninde bilim kelimesi ve bu kökten üretilen herhangi bir kelime, tamlama vs. bulunmamaktadır. Teknoloji kelimesi ikame ediyor bazı yerlerde (beş kere kullanılmış), Ar-Ge kelimesi de bir defa yer alıyor.
Vizyon’daki bu eksikliğin nedenini Ergün bakanlıktan ayrılırken yaptığı konuşmadan anlıyoruz: “Tabii kuşkusuz Allah'ın da bir planı var. Ona güveniyoruz, inanıyoruz”. Geçmiş olsun, demek ki “plan”da şu aşamada “en kısa ömürlü bakan” listesine girecek bir imama koltuğu bırakmak varmış! Ne diyorlar, “tey allaam”…
“Geçmiş zaman olur ki” tadında yazılıyor artık bu süreç, yıl bittiğinden değil, “plan bozucular” bu güzel yılda kendini bütün cüssesiyle gösterdiğinden.
Bilimi engin, umudu büyük, mücadelesi yaygın yeni yıllar hepimize… ALPER DİZDAR-SOL.ORG
“E, zaten hepsi patron imama bağlı değil mi?” demeyin, Nihat Ergün’ün bakanlıktan alınması diğer değişikliklere benzemiyor. Basına yansıyanlardan ben tatmin edici bir cevap bulamadım henüz. Bir süre beklemek gerekecek anlaşılan.
Biz yeni imama geri dönelim. Daha doğrusu yeni imama bu koltuğu veren koşulların oluşma sürecine.
Türkiye’de bilimle, bilimsel düşünce arasındaki kopuşun gerçekleşmesi için bir tarih vermek gerekirse bu tarihin 1980 darbesi olduğunu söyleyebilirsiniz. Aydın camiası sindirilmiş durumdayken bilimin sermaye ihtiyaçlarına göre yeniden ele alınması imkan dahiline girmişti. Gerici bir kadro oluşturulması için de ortam düzlenmişti. Kolay olmadı yine de…
“Kopma” bilimin aydınlanmayla bağının koparılması ve sermaye iktidarı açısından daha “kullanışlı” bir faaliyet alanı haline getirilmesi anlamındadır. Bilim, sermayeye üretim sürecinde yeni olanaklar sunmalı, siyasete bilimsel ideoloji taşıyacak kapasite kazanmalı ve bu arada “toplumu aydınlatmak” gibi zararlı bileşenlerini bir kenara bırakmalıydı.
Türkiye bu konuda da “geç kalmıştı”. Bir “keşif” değildi 12 Eylül’ün yaptığı, menşei tabii ki ABD’ydi. ABD, İkinci Savaş sonrasında gerçekleştirdiği bu keşfi yaymak konusunda çok istekli davranmıştı zamanında. Doğal yayılma yollarına gerek bırakmadan, liderliğini kendisinin üstlendiği uluslararası kuruluşlar eliyle, doğrudan yürütülen bir uygulama programıyla kendi şemsiyesi altına topladığı ülkelere yeni bilim anlayış ve uygulamalarını yaymaya başlamıştı.
ABD çabasına rağmen, yeni bilim anlayışının Türkiye’de 12 Eylül sonrasında uygulanabilir hale gelmeye başlaması, sermaye kesiminin gecikmesi nedeniyle değil, geç aydınlanmış Türkiye aydınının kısa sürede ürettiği geleneği sahiplenmesinden kaynaklanıyordu. Sermayenin uygun pozisyon hissetmesi 1990’ları buldu. TÜSİAD ilk bilim raporlarını yayınlamaya bu dönemde başladı. Özel üniversitelerin artışı, teknokentler, “think-tank”ler izledi. Fakat bu sefer de siyasi istikrar problemleri, ancak uzun vadede bir anlam ifade edebilecek bilim politikaları konularını ağır aksak bırakmıştı.
Çok kısaca özetlediğim bu süreç sonrasında AKP hükümet oldu. Hükümet oldu, Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nu işletmeye başladı, fakat kendi meşrebinde bir TÜBİTAK ve TÜBA’ya kavuşması zaman aldı. 2011’de de bilim kelimesi ilgili bakanlığın adına eklendi.
İlginçtir AKP’nin 2012’de yayınladığı “2023 Vizyon” metninde bilim kelimesi ve bu kökten üretilen herhangi bir kelime, tamlama vs. bulunmamaktadır. Teknoloji kelimesi ikame ediyor bazı yerlerde (beş kere kullanılmış), Ar-Ge kelimesi de bir defa yer alıyor.
Vizyon’daki bu eksikliğin nedenini Ergün bakanlıktan ayrılırken yaptığı konuşmadan anlıyoruz: “Tabii kuşkusuz Allah'ın da bir planı var. Ona güveniyoruz, inanıyoruz”. Geçmiş olsun, demek ki “plan”da şu aşamada “en kısa ömürlü bakan” listesine girecek bir imama koltuğu bırakmak varmış! Ne diyorlar, “tey allaam”…
“Geçmiş zaman olur ki” tadında yazılıyor artık bu süreç, yıl bittiğinden değil, “plan bozucular” bu güzel yılda kendini bütün cüssesiyle gösterdiğinden.
Bilimi engin, umudu büyük, mücadelesi yaygın yeni yıllar hepimize… ALPER DİZDAR-SOL.ORG
