Davası olmayan insan sürüklenir

Bir insanı değerli kılan, ona derin saygı duyulmasına sebep olan, o insanın ne etidir ne kemiğidir; yalnızca davasıdır; yani fikir ve düşünceleridir; bunlar uğrunda gösterdiği azim ve kararlılığıdır; yiğitliğidir.  

Ancak; bir davanın insanı olabilmek, bir davaya gönül verebilmek herkesin kolaylıkla elde edebileceği bir özellik değildir. Dava adamı ruhuna sahip olabilmek her şeyden önce derin bir iman ister, aşk ister, yürek ister, emek ister, yıllara karşı sabır ister. Bunlar yeter mi, yetmez. Akıl, cesaret, feraset, basiret de ister. Eğer bir dava uğruna bir yola baş konuluyorsa her ne olayla karşılaşılırsa karşılaşılsın, mücadeleden yılmayan, yıkılmayan, dur durak bilmeyen bir ruh ister. “Bana 80 yıl ceza verseniz ve Allah da bana 81 yıl ömür verse, kalan bir yılı kaldığım yerden başlayarak devam ettireceğim” diyebilecek bir kararlılık ister. Böyle bir kişi çetin zorluklar karşısında belki bin defa ölür, bin defa dirilir ama bir kere bile ölmekle kurtulmayı düşünmez.  Gönül verdiği dava yolunda kendi öz nefsine kadar her şeyini feda etmeye hazırdır. Zaafı yoktur. Bir kez değil, belki yüzlerce kez davası uğruna seve seve ölmeye hazırdır. Davası onun biricik meselesidir. Öyle ki boşa geçecek her an onun için büyük bir kayıptır. Kutlu amacı uğruna tüm imkanlarını seferber eder; dünyanın her yerine fikirlerinin yayılması için gayret eder. Öylesine şevklidir ki, çalışmalarıyla etrafına sürekli yeni yeni tohumlar saçar; binlerce insanın yetişmesine vesile olur. Hayatı kimi zaman hapishanelerle kimi zaman mezarlıklarda noktalanır, ama vefat ettiğinde dünyadan asla silinip gitmez. Arkasında iz bırakır; izzet, şan, şeref bırakır. Davaya adanmış, ardından kendisi için dua eden binlerce inanmış yürek bırakır.  
Ne var ki insanların çok büyük bölümü hayatları boş bir koşuşturmacayla geçen, hedefleri idealleri küçük olan kişiler olabiliyor. Gelir durumuna göre farklılıklar göstermekle birlikte çoğunun amacı evine para götürmesi, çocuğunun iyi bir kolejde eğitim görmesi, yazlığının, arabasının olması, yurt dışına tatile gidebilmesi gibi birkaç maddeyle sınırlı olabiliyor. Böyle kişiler sadece günlerini kurtarmaya yönelik çalışıyorlar. Bu yapının sonucunda da mat bir yüze, donuk bakışlara, derin düşünmekten derin kavrayıştan yoksun bir akla, körelmiş bir kalbe, paslanmış bir gönüle, heyecanını yitirmiş bir ruha sahip oluyor. Baktığımızda böyle kişilerin ahiret inancından yana şüphede olduklarını da görüyoruz. “Maddeyi” haşa ilah haline getirip bütün hayatlarını “maddeye” göre şekillendiriyorlar. Durum böyle olunca da deccali hareketler, küfri cereyanlar karşısında direnme gücü gösteremiyorlar. Gerek havf ve korku damarı, gerekse keyfiyet İslam yolundaki azimlerini silip götürüyor. Ne Mısır’da ne Suriye’de ne Irak’ta ne Arakan’da Doğu Türkistan’da yapılan katliamlara karşı kalp gözleri kapalı oluyor. İslam dünyasındaki acıları dindirecek, tek çözüm olan İslam birliğini ağızlarına alacak takati bile gösteremiyorlar, ama klavye başına geçtiklerinde tüm iticilikleriyle gerçek dava insanlarını acı acı, samimiyetsizce eleştirmekten de geri durmuyorlar. 

Halihazırda günümüzde de elbette belli ölçüde dava adamları var. Ancak kâmil-i mükemmel anlamda en büyük dava insanlarının peygamberler olduğunu unutmayalım; onları örnek alalım. Peygamberlerin davaları Kuran ahlakının tüm yeryüzüne hakim olması, İttihadı İslam’ın oluşması ülküsüdür. Bu öyle bir davadır ki, tüm diğer davaları da kapsar; sosyal adaletin, barışın, huzurun, adaletin, dostluğun, birliğin dirliğin tesisini içerir. Ve bu hak davanın istinad duvarını ise her zaman sevgi, şefkat, merhamet ve kimseyi “ötekileştirmeden” herkesi kucaklamak oluşturur. Zaten bir dava insanının davası için yaşarken sevgiyi, merhameti, adaleti, şefkati elden bırakması gibi bir durum asla düşünülemez. 
Hak davası olan kişiler yaşadıkları toplumun geleceğinin de güvencesidirler. İçinde bulundukları toplumun dimdik ayakta durmasına vesile olurlar; söylemleriyle, dik duruşlarıyla kötü emelleri olanlar için birer caydırıcı güçtürler. Bu nedenle ülkemizde de kültürlü, sevgi dolu, dinamik, mazlumların hakkını savunacak, zulme dur diyecek dava heyecanına sahip kişilere ihtiyaç var. Unutmayalım ki, inancı ülküsü olmayan kişilerden oluşmuş toplumlar her yere sürüklenirler ve her yerde mahkum olurlar. EBRU YILMAZATİLA
Blogger tarafından desteklenmektedir.