TSK Harekete Geçti: "Orduya Kumpas" Kavgası Tam Gaz...!

Genelkurmay Başkanlığı, Ergenekon ve Balyoz davaları ve diğer davalar için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına, "Kumpas" hakkında suç duyurusunda bulundu.
Balyoz davası sanıklarının avukatları aracılığı ile Genelkurmay Başkanlığı'na başvurarak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Başdanışmanı AKP Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan'ın "Orduya kumpas kuruldu" şeklinde yaptığı açıklamayı esas göstererek konunun takibini ve gereğinin yapılmasını istemişlerdi.
Bu dilekçenin verilmesinin ardından Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na kumpas için suç duyurusu yaptı. Askeri kaynaklar, VATAN'a suç duyurusunda bulunulduğunu belirtti.
Ulusal medya, AKP'li Yalçın Akdoğan'ın, "kumpas" açıklamasının ardından Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği'nin harekete geçtiğini geçtiğimiz Pazartesi günü haberleştirmişti. Ergenekon ve Balyoz gibi davalarda yargılanan TSK personelinin davalarla ilgili itirazları üzerinde uzun süredir çalışma yürüten Genelkurmay Adli Müşavirliği'nin, bu davalardaki mağduriyet yaratan iddiaları tek tek incelemeye aldığı belirtilmişti. İncelemelerle ilgili başta Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel olmak üzere Karargah'taki üst düzey komutanlara bilgi verildiği, Ergenekon ve Balyoz sanıklarının yeniden yargılanmasına gidebilecek süreçte, bu tespitlerle Karargah'ın elinin güçlendirilmesinin amaçlandığı haberde yer almıştı.
İstanbul merkezli operasyonda delil üretildiği, tapelere ekleme yapıldığı iddialarını hatırlatan Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel, aynı iddiaların Balyoz ve Ergenekon davalarında da bulunduğunu, bu davalara yeniden bakılması gerektiği yönündeki görüşlerini dile getirdi. Geçen günlerde askerlerin yeniden yargılanması ile ilgili önemli bir adım atıldı. Genelkurmay hukukçularıyla Anayasa Mahkemesi'nden bazı yetkililerin bireysel başvuruyla yeniden yargılama yolunun açılması konusunda bir araya gelip, bunun hukuken mümkün olup olmadığı, olursa neler yapılması gerektiğini ele aldıkları bildirildi. Askerlere yeniden yargılama yolu açılırken son derece dikkatli olunacak. Meşru hükümetin iş yapmasını önlemeye, bir darbe ile düşürmeye çalışanlarla, bunlarla hiçbir ilgisi olmadığı halde işin içine dahil edilenler birbirinden ayrılacak. Gerçekten masum olan, hakkında delil üretilerek suçlu gösterilen askerlerin tahliyesi sağlanacak. Yeniden yargılama yoluyla böyle bir sonuç alınması mümkün görünmüyorsa hükümet gerekli yasal düzenlemeleri yapmayı gündemine alacak. Bu konuda çıkartılması gereken yasaları hazırlayıp Meclis gündemine taşıyacak. 17 Aralık operasyonu için kimsenin haberi olmadan düğmeye basılması nedeniyle adli kolluk yönetmeliğinde bir değişiklik yapılmıştı. Düzenleme ile adli kolluk görevi yapan polis ve jandarmaya, "adli olayları, yakalama, gözaltı, arama gibi operasyonları derhal üst amirlerine bildirme" zorunluluğu getirildi. Yönetmelikte yapılan bir başka değişiklik ise Savcılara da, "CMK'nın iletişimin tespiti, dinlemesi ve kayda alınmasını düzenleyen 135/6. maddesindeki rüşvet, kaçakçılık, silahlı örgüt başta olmak üzere katalog suçlar nedeniyle yapacakları soruşturmaları, bu soruşturmaların bütün aşamalarını Başsavcılarına yazılı bildirme" zorunluluğu getirildi.

CMK'YA TAŞINIYOR
Danıştay yönetmeliğin durdurulması kararı verince hükümet konuyu CMK'ya taşımayı gündeme aldı. Düzenlemenin tasarı ya da teklif olarak Meclis gündemine taşınmasının planlandığı öğrenildi. Adli kolluk ile ilgili hükümler CMK'nın 164'üncü maddesinde düzenleniyor. Yasal bir düzenlemenin gündeme gelmesi halinde öncelikli olarak bu madde değiştirilecek. Yürütmesi durdurulan yönetmelikteki hükümler bu maddeye taşınacak. CMK'nın 164'üncü maddesi, "Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır. Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkin emirlerini yerine getirir. Adlî kolluk, adlî görevlerin haricindeki hizmetlerde, üstlerinin emrindedir" hükmünü içeriyor.

BALYOZ'DA YENİDEN YARGILAMA TALEBİ
Balyoz davasında hükümet üyelerinin yargılamanın yenilenebileceği açıklamaları üzerine mahkum olan askerler İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'ne yeniden yargılama için dilekçe yağdırmaya başladı. Ayhan Gedik, Ferhat Çolpan, Ümit Özcan, İsmail Çelikcan, Levent Kerim Uça, Doğan Temel, Hayri Günel, Recep Rıfkı Durusoy, Mehmet Cem Kızıl ve Sencer Başat'ın avukatı üstlenen Hakan Tunçkol müvekkilleri adına İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'ne başvurarak yeniden yargılama talep etti. Dilekçede, "Hükümet üyeleri bile yeniden yargılama yapılabilir diyorsa, MGK'da davanın yenilenmesi gerektiği konuşuluyorsa. yenilenmesi kaçınılmaz" dedi. Ergenekon'da müebbet hapis cezası alan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ da tahliye talebinde bulundu. Bu arada, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin, "yeniden yargılama" taleplerini topluca değerlendireceği ve yasa kapsamında bu taleplerle ilgili yeni bir heyet oluşturulabileceği öğrenildi.

DUMANLI İLE AKDOĞAN ARASINDA "KUMPAS" KAVGASI
AKP Genel Başkan Danışmanı ve AK Parti Ankara Milletvekili Doç. Dr. Yalçın Akdoğan, "Bizim ifadelerimizde spesifik olarak bir dava veya soruşturmaya yönelik bir iddia veya farklı bir bilgi bulunmamaktadır" dedi.
Akdoğan, AA'ya yaptığı değerlendirmede, 25 Aralık'ta Star gazetesindeki köşe yazısında kullandığı bir ifadenin maksadını aşan bir şekilde ve bağlamından koparılarak gündeme taşındığını ve kendisinin kastının ötesinde anlamlar yüklenerek değerlendirilmelere konu olduğunu söyledi.

ERGENEKON'DA NE DEDİYSEK ARKASINDAYIZ
Söz konusu yazısında kullandığı ifadenin "Kendi ülkesinin milli ordusuna, milli istihbaratına, milli bankasına, milletin gönlünde yer edinen sivil iktidarına kumpas kuranların bu ülkenin hayrına bir iş yapmış olmayacağını çok iyi bilir" şeklinde olduğunu anımsatan Akdoğan, 26 Aralık'taki Yenişafak gazetesindeki yazısında ise kullandığı ifadeleri şu şekilde tekrarladı:
"Kendi ülkesinin istihbarat servisi, ordusu, bankası, hükümeti aleyhine faaliyetler içine girmek, onu tahrip edecek işler yapmak hiçbir makul ve meşru gerekçeyle izah edilemez. Yanlış yapan kişilerin üzerine gitmek ile kurumları çökertmeye çalışmak iki ayrı iştir. AK Parti iktidarı, kendisine ve milli iradeye yönelen darbeci anlayışlarla hukuk içinde mücadele ettiği kadar, hukuk ve adalet duygusunu zedeleyen gelişmelere karşı da duyarlılığını ortaya koymuştur. Bu yüzden biz Ergenekon sürecinde ne dediysek aynen onun arkasındayız. Ancak Başbakanımız defalarca bir kısım tutuklamalardan duyduğu rahatsızlığı dile getirmiştir."
Akdoğan, basına konu olan siyasi değerlendirmelerinde devam eden herhangi bir dava veya soruşturmaya kesinlikle atıf yapılmadığının altını çizerek, şunları kaydetti:
"Ülkenin milli kurumlarını yıpratmaya veya karalamaya yönelik kampanya, tertip veya faaliyetler çeşitli vesilelerle ve farklı araçlar kullanılarak gündeme gelebilmektedir. Yanlış yapan kişileri değil de kurumları zan altında bırakan veya suçluluğu ispat edilmeden kişilerin itibarını zedeleyen yaklaşımlar zaman zaman organize bir kampanyaya dönüşebilmekte, adeta bir kumpas şeklinde görünüm vermektedir. Bir kısım medya organları, STK'lar, sivil veya bürokratik çevreler bu olumsuzluklara alet olabilmekte, insanların şahsiyetlerine yönelik itibarsızlaştırma, yargısız infazda bulunma veya kurumların saygınlığına gölge düşürme operasyonlarına bilerek veya bilmeyerek ortak olabilmektedirler."
Geçmişteki bir kısım davalarla ilgili değerlendirmelerinin çok açık ve net şekilde ortada olduğunu vurgulayan Akdoğan, "Bu süreçlerde ortaya koyduğumuz söylemlerin her cümlesinin arkasındayız. AK Parti iktidarı, kendisine, Türk demokrasisine ve milli iradeye yönelen her türlü girişimin karşısında olmuş, darbeci ve vesayetçi anlayışlarla hukuk içinde mücadele etmiştir. Ancak kendisinden bağımsız olarak gelişen süreçlerde yanlış bulduğu ve hakkaniyete uygun görmediği gelişmeleri de eleştirmekten geri durmamıştır. Herkes ülkede yaşanan gelişmelerle ilgili oluşan rahatsızlıkları hukuka uygun şekilde gündeme taşımakta ve kamu vicdanının sesini dile getirmekte özgürdür. Asıl olan tüm süreçlerin hem evrensel hukuk normlarına uygun şekilde gerçekleşmesi hem de kamu vicdanının tamam olarak mutmain kılınmasıdır" diye konuştu.

HÜKÜMETE KARŞI KARALAMA KAMPANYASI
Son günlerde yaşanan gelişmelerin tam anlamıyla hükümete karşı bir karalama kampanyasına dönüştüğüne dikkati çeken Akdoğan, şöyle devam etti:
"Medya manipülasyonları, itibarsızlaştırma girişimleri, usule uygunluğu tartışmalı şekilde devam eden süreçler, kamu vicdanını yaralamakta, milletin seçilmiş iktidarına ve Türkiye'ye zarar verecek bir görünüme bürünmektedir. Benim bir cümleme atfen, bir kısım dava isimleri sayılarak, bunlara yönelik 'asılsız, mesnetsiz, boş, uydurma' gibi sözler sarf ediyormuşum gibi yorumlar yapılması son derece yanlıştır. Suç isnadını delilleri ortaya koyan savcılık makamı yaptığı gibi, savunmayı da bu delillerin doğru olmadığını düşünen veya farklı deliller getiren müdafiler yaparlar. Milletin gündeminde olan herhangi bir konuda siyasetçiler hukuki hassasiyetleri gözeterek milletin vicdanının yansıması olan yorumlarda bulunabilirler. Bizim ifadelerimizde spesifik olarak bir dava veya soruşturmaya yönelik bir iddia veya farklı bir bilgi bulunmamaktadır. Bizim temennimiz hukukun adil, tarafsız ve bağımsız şekilde işlemesi, adaletin tüm boyutlarıyla tecelli etmesidir."

EKREM DUMANLI CEPHESİ
Dershane tartışmalarında sert yazılarıyla dikkat çeken Ekrem Dumanlı, bugünkü yazısında herkesi sağduyuya davet etti.
Zaman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, asıl endişe duyulması gereken konunun sert söylemlerle meselenin üzerine şal atalım derken sokaktaki insanların radikalize edilmesi olduğunu söyleyerek yazısına böyle devam etti.

ORTALIĞI KERBELA'YA ÇEVİRİRSİNİZ
"Kitleleri militanlaştırmaya başlarsanız, Allah korusun, Yezid’ler çıkarır, ortalığı Kerbela’ya çevirirsiniz. Sürekli dolduruşa getirdiğiniz genç insanlardan büyük bir hata sudur edebilir ve bu vebalin altından kalkamazsınız. Kefen giyip karşılamaya gelenleri bu ülkedeki her ferdin başbakanı olan bir insan taltif ve takdir edemez. “İn de inelim…” diye slogan atanları gülücüklerle karşılamak, siyasetteki meşruiyete gölge düşürür. Bir zamanlar ülkücü gençler MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye “Vur de vuralım…” diye slogan attığında buna en büyük tepkiyi Başbakan Erdoğan vermişti. Ne farkı var bu iki sloganın!
Sokaktaki adamı militanlaştırırsanız siyaset dışı bir yol seçmiş olursunuz. O zaman nezaket de nezahet de gider ve Allah korusun, meşruiyetin yerini vahşet ve dehşet alır. Asıl tehlike de budur. Bazı medya kuruluşları tarafından şehvetle kabullenilen bu üslup taammüden tercih ediliyorsa, bir insanın saçının teline zarar verilmesi ya da burnunun kanamasının sorumlusu bu üslubu kışkırtanlardır."

ORDUYA KUMPASA GÖZ YUMMAK SUÇTUROrduya kumpas kurulduğunu dile getiren Başbakan Erdoğan'ın danışmanı Akdoğan'ı yazar, cemaati zan altında bırakmak ve samimi olmamakla eleştirdi.

(...)Kumpas iddiasına inanan ve bunu dile getirenleri bekleyen iki konu:

1- Kumpas vardı, biliniyordu ve sessiz kalınıyordu ise suça ortak olunmuş demektir. “Peygamber ocağı”nda suça karışmamış, darbecilik cuntacılık gibi suçları işlememiş insanlara pusu kurmak nasıl feci bir suçsa, kumpası bilip göz yummak da o kadar korkunç bir suçtur ve sorumlular hesap vermelidir.

2- Madem bazı komutanların suçsuz olduğunu düşünüyorsunuz, neden hukuki düzenleme yapıp bu insanları kurtarmıyorsunuz? Madem istediğiniz zaman kişiye özel yasalar çıkarıyorsunuz, masum olduğunu ifade ettiğiniz insanlar için de bunu yapın.

Yaşını başını almış, bir dönem devletin önemli kademelerinde görev yapmış insanlar, o şerefli üniformayı taşırken darbe suçlarına bulaşmamış ve suç işlememiş ise onlarla ilgili de yasa çıkarın. Bu tür basit adımlar atmadan başkalarını zan altında bırakmak en hafif tabiriyle ayıptır."

RİSK CEMAAT İÇİN DE GEÇERLİ
Keskin dilin, kırıcı üslubun bıraktığı hasarın bugün yaşanan hadiselerden daha kalıcı iz bırakabileceğini yazan Dumanlı, herkesi dil ve üslubunu düzeltmeye çağırdı.
"Herkes için bir dönem devlet imkânları kullanılarak “bitirme planları” yapıldı. Hiçbiri de muvaffak olamadı; çünkü sosyal gerçeklik, baskıyla yok edilemez. Madem yarınlarda yüz yüze bakacağız, dil ve üslubumuzu doğru seçmeli, ileride mahcup olmamalıyız. Bize yakışan budur…
Aynı risk ‘cemaat’ için de geçerli. Kitleleri radikalize edercesine ölçüsüz sözler, sosyal medya dâhil, kardeşlik hukukuna da insan haklarına da aykırıdır. Demokratik hak ve taleplerde mert ve dürüst bir üslup kullanmak ayrı, kırıcı, kışkırtıcı, aşağılayıcı bir dile yönelmek ayrı. Doğru olan, hakperestlikten ayrılmadan meramın doğru ifade edilmesidir; gönüllerin kırılmasına vesile olmak değil…
Blogger tarafından desteklenmektedir.