Necip Fazıl’ı nasıl bilirdik: Büyükdoğu davasından kumarhane masasına; tahsis olunacak ücretin şairi


25 Mayıs 1983’te hayatını kaybeden ve ömrünün hatrı sayılır uzunca bir süresini cihat çağrıları yaparak ve ısmarlama yazınlar hazırlayarak geçiren Necip Fazıl Kısakürek’in, yönetimine şahit olduğu iktidarlarca da maaşa bağlandığı hatta kimi dönemlerde maaşını alamadığı olunca iktidarlara serzenişte bulunduğu her çevrece bilinir.

Şahit olduğu toplumsal süreçlerde yükselen işçi sınıfı ve gençlik hareketlerini baltalamak üzere ABD’nin talimatıyla hareket eden islamcı çevrelerin sayılan bir ‘büyüğü’ olan Kısakürek, memleketin kapılarını ABD’ye açan siyasi iktidarların da vazgeçilmez tetikçilerinden birisi olmuştur.

’10 BİN LİRA LÜTFEDİLİRSE, AYDA 6 BİN LİRA TAHSİS OLUNURSA…’

Menderes’e gönderdiği mektuplarda adeta kendisine ödeme yapılması için yalvaran Kısakürek, “Muhterem efendim” diyerek başladığı mektuplarını, sıklıkla “Sürünmekteyim, her şeye razıyım” diyerek bitiriyor. [1]


İşte gazeteci Abdullah Kılıç tarafından yayınlanan, Necip Fazıl’ın Menderes’e gönderdiği mektuplardan bazıları:

21 Ocak 1954

– “Muhterem efendim” diye başlayan mektupta Emniyet Genel Müdürü’ne kovuşturmalarla ilgili gerekli talimatın verilmesini, huzura kabul edilmesini ve kendisine yardım yapılmasını talep ediyor.

26 Aralık 1956

“Müsteşar Bey’den 2500 lira ve ‘Mecmuanı çıkar da görelim ve sonra yardım edelim’ cevabı aldım. İlk defa bir itimatsızlık sezer gibiyim. Ben parayı alır da mecmuayı mı çıkarmam veya çıkarırım da uygunsuz bir istikamet mi tutarım? Ben ki her şeyi uğrunuza riske etmiş, her defa mükemmel eseri vermiş ve bu kadar tecrübe ve çileden geçmiş bir adamım. Şahsım, kalbim ve kalemim her türlü teminatın üzerindedir.

Benim yaptığımı yapanlara hükümetler ve rejimler servetlerini ve nimetlerini yağdırır. Bütün bunlara karşı 15 bin lira zarar çarpıtılmış ve daha nice kasıt ve sabotaja karşı yalnız bırakılmış olarak sürünmekteyim. Haftalardır Ankara’nın bu hücra ve münzevi otelinde cinnet buhranları içinde çırpınmaktayım. Bütün istediğim zarara birkaç bin zamla 20 bin lira temininden ibarettir. Bunca muvaffakiyetten sonra uğratıldığım bu hal ve düştüğüm şeref kırıklığı hayatıma mal olabilir. (…) Artık Necip hakkında olmak mı olmamak mı kararı sizi de üzüntüden kurtaracak şekilde verilmeli ve bu iş bitirilmelidir. Ben kararlıyım ve her şeye razıyım.”

14 Ocak 1958

“Ben hastayım. Şekerliyim. Ayrıca çıldırmak üzereyim. Bütün hastane halime acıyor. Bu vaziyette emrin uzaması benim ölüme ve cinnete terk edilmem demektir. Başıma bir hal gelecek olursa Allah’a, Türk Milletine ve “Allah bir” diyenlere karşı hesap nasıl verecektir. Kadiri mutlakın üzerine yemin ederim ki yalan söylemiyorum, mübelağa etmiyorum, rol oynamıyorum, edebiyat yapmıyorum.”

14 Haziran 1958

“Reklam ve sair ihtiyaçlarım için 10 bin lira lütfedilirse… Ayda 6 bin lire tahsis olunursa… Akis, Kim, Form gibi mecmuacıklarla bütün muhalefet matbuatını saf fikirle çürütücü, muazzam bir içtimai ve edebi, ideoloji, bina edici kaalara ve yüreklere nüfuz edici bir mecmua kuracağıma emin olunabilir. Bu da olmazsa tam altı aydır bir tek yardım görmeyen beni vazife günüme kadar her ay muayyen ve mukarrer bir mikyas altında kurmaktan ve göz yaşları içende yalnız ibadet ve mücerret eserler kaleme almaya terk etmekten başka iş kalmaz.”


BÜYÜKDOĞU DAVASINDAN KUMARHANE MASASINA

Siyasal islamcı ideolojinin propaganda öncülerinden biri olmasına rağmen kumar masasında basılarak gözaltına alınmışlığı vardır ‘büyük’ şairin. [2]

22 Mart 1951 tarihinde İstanbul polisi, Taksim Pire Mehmet Sokağı 14 numaralı apartmana baskın yapar. Baskının başında bizzat dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Aygün bulunmaktadır. Bir giriş bir de arka kapısı bulunan bodrum katındaki kumarhane, polis memurları tarafından emniyete alındıktan sonra memurlardan biri ön kapıyı çalar. Kapının üzerindeki küçük pencere açılır açılmaz polis baskınına uğradıklarını anlayan adam bağırarak içeri kaçar. Yaklaşık 10 dakikalık bir direnmenin ardından kapıyı açmaya mecbur kalırlar.

İçeri giren polisler, büyük bir salondaki bakara masası başında bekleyen on dokuz kişiyi ele geçirir. Yakalananlar arasında aylardır arandığı halde bir türlü yakalanamayan ünlü kadın satıcısı şoför Zurnik, kumarhanenin sahipleri Seyfi ve Fevzi Feyzi Gürel kardeşler Mehmet Şakir Özkan ve Mustafa Akşar, soyadı saptanamayan Vasil, Ligor Karabaşoğlu, Burhanettin Su ve Fahri Kutbay bulunmaktadır. Yakalananlar arasında Büyükdoğu Dergisi’nin sahibi ve başyazarı olan Necip Fazıl Kısakürek de bulunmaktadır.


‘MECMUAMA KUMAR ALEYHİNDE HABER YAZACAKTIM’

Kısakürek, gazetecilerin kendisine yönelttiği “Burada ne yapıyordunuz?” sorusuna, “Ben buraya röportaj yapmak için gelmiştim; mecmuama kumar aleyhinde haber yazacaktım” şeklinde yanıt verir. Gazeteciler inanmadığı gibi, polisler de inanmazlar. Necip Fazıl yaklaşık 18 saatlik gözaltından sonra 30 lira para cezası kesilerek salıverilir.

İşte bugün AKP kurmaylarınca “Değerimiz” denilerek hiçbir çekince gözetilmeden savunulan, çoğu sosyal demokrat siyasetçi tarafından ise komünist şair Nâzım Hikmet ile yan yana getirilmesi küstahlığında bulunulacak kadar ahlaksızca davranılan Necip Fazıl Kısakürek’in gerçeği budur. Necip Fazıl bu ülkeye yabancıdır. Necip Fazıl kendi savunusuna da yabancıdır. Necip Fazıl tahsis olunacak ücretin şairidir. (DEVRİMGAZETE.COM)

Kaynakça:
[1] https://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/808111-necip-fazildan-menderese-yalvaran-mektuplar
[2] http://www.serenti.org/necip-fazil-kumar-salonunda-nasil-basildi/
Blogger tarafından desteklenmektedir.