‘Bayrak’la aldatmak
Özgür ve bağımsız bir ulusun bayrağı, onu yerli yabancı sömürünün mazereti olarak görüp kullananların bayrağı olamaz. Kürtlerin ulusal simgelerini, heykellerini sökerek komşu ülkenin olduğu kadar onların içerdeki akrabalarını da inciten siyasal tercih, bayrağı sadece iktidar siyasetinin, üzerine nakışlandığı bir örtü haline getirir. Oysa nüfusun her parçasının huzur içinde yaşayacağı birlik ve bütünlük hali; bağımsız, kendi kendine yeten, demokratik ve özgür bir ülkenin bayrağının gölgesi altında var olabilir. Bayrağın temsil ettiği kutsal değer iç ve dış şirketlerle yapılan ticaret sözleşmeleri değil, eşitlik, barış, huzur ve özgürlük olmalıdır. Ona bakan gözün göreceği budur.
Ulusun çok uzak tarihlerden gelen köküyle sonsuza uzanacağı varsayılan geleceğini; zaferler, değerler ve ortak bir kader ile birbirine bağlayan bayrak, nüfusun türdeş ideallerle birleşmesinin sembolüdür. Bayrağın gücü ve büyüsü, “kederde ve kıvançta ortaklaşmış” bir ulus duygusunu üretmesini mümkün kılan mistifikasyona açık olmasından gelir. Onu makine yapımı bir bez parçası olmaktan çıkaran şey, yoğunlaşmış kolektif duygunun an be an yüzeyine işlenebilmesinden gelir.
Bayrak milliyetlerin varlığından önce de vardı. Kabilelerin, Ortaçağ sülalelerinin arma taşıyıcısı, savaş ve fethin yoldaşı ve neredeyse uğruna ölünecek amacı hep oydu. Bayrak için ölmek, vatan kavramı ortaya çıkmadan önce de, başka yurtları haraca bağlamak için sefere çıkan feodal beylerin, haçlı seferlerini kutsayan papanın kutsal gördüğü bir mertebeydi. Yaşama olduğu kadar ölüme de özel bir anlam yükleyen bayraktı. Esasta kralların servetine servet katılsın diye, ama yaratılan mite göre onun uğruna ölünecekti.
Tim Marshall “Uğruna Ölünen Bayrak” kitabında ‘anlamı, bakanın gözü kazandırır’ diye yazıyor. Son tahlilde böyle olsa da ulusun tek bir göz haline gelmesi o kadar kolay bir durum değildir. Yekpare bir bütün olmayan ulusun; sosyal sınıflar, etnik gruplar, cinsiyetler, çıkarları birbirinden ayrışan cemaatlerden oluşan parçalarını, aralarındaki gerçek çelişkilere ve çatışmalara rağmen aynı anda aynı şeyi görür hale getirmek için yoğun bir politik mesai harcayan yönetici sınıf, teb’asına emanet verdiği kendi bakışını hiçbir zaman geri almak istemez. Çünkü bayrak onların bakışında kendi bütün rezilliklerini daha yüce idealler adına örtebilen, iç ve dış düşmana karşı bilenen nefretin, toplu linçlerin gerekçesi olarak gösterilebilen, bölünmüş bir toplumu gönüllü kullukta birleştirmeye yarayan bir şey haline gelir. Her kritik dönemde açılan bayrak egemenliğin kutsanması, ulusun ortak bir keder ve kıvanç için derlenip toparlanabilmesi için açılır.
Bayrak indirmek
Yine bir bayrak vukuatıyla karşı karşıyayız. Çünkü Türkiye’nin güney sınırının az ötesindeki gerilim bir yangına dönüşmek üzere. Suriye topraklarını IŞİD’ten temizlemek ve kendi güvenliğini sağlamak için yıllarca can pahasına direnen Kürtler, son günlerde Halep’ten Rojava’ya kadar saldırı altında. Şimdi Suriye yönetimine atanan IŞİD ve El Kaide türevi yapının, Türkiye destekli cihatçı milislerin, ‘geçmişte birlikte mücadele ettiğimiz vekil güçler’ diye Kürtlerin statüsünü düşüren ABD temsilcisi Barrack’ın işbirliğiyle, Rojava kuşatma altına alındı. Sınırın bu tarafında ise kuşatmayı protesto etmek isteyenler sınır hattındaki Türk bayrağını indirdiler.
Suriye Kürtleriyle ilgili gelişmeler bin kafadan bin sesin çıktığı bir kakafoniye dönüşmüşken, özelde Kürtlerin, genelde Türkiye’nin kaderini belirleyecek bölgesel olayların ateşi iç siyasetteki bölünmeleri derinleştirmişken bayrak meselesi tansiyonu iyice yükseltmiş oldu. Nazik ve kırılgan, akıbeti Suriye’deki gelişmelere bağlı ve başladığından bu yana milleti ve milliyetçilik tarzlarını kutuplaştıran ‘süreç’, Devlet ve DEM arasındaki karşılıklı meydan okumalarla iyice kırılgan hale geldi. Bayrak indirme vakası Suriye’de yapıp ettikleri ifşa olan iktidarın da imdadına yetişti. İktidar sözcüleri vakayı köpürttükçe bayrak, milli birlik beraberlik duygusunu yeniden inşa etmek için indirildiği yere mealen defalarca dikildi. Bayrağın indirildiği sırada orada protesto gösterisi yapmakta olanlar açısından ise ‘süreç’ içinde bolca telaffuz edilen birlik-kardeşlik sözlerinin ikna ediciliği kalmamıştı. Çekiştirilerek koparılan bir parçanın teğellenmesi bir kez daha zorlaştı.
İkna edici olmayan başka bir konu ulusun bütünlüğü, büyüklüğü, tek ve eşsiz olduğu; ülkenin, yöneticileri sayesinde dünyaya kafa tutan büyük gücüyle ilgili kurulan mitti aynı zamanda. Suriye’deki kuşatma sürecine gelinceye kadar yapılan bir dizi diplomatik görüşmede, Trump’la telefon görüşmelerinde, Barrack’la pazarlıkta neyin ne karşılığı verildiğinin, nüfuzun neyle satın alındığının faturası henüz net değil. Ancak ABD’deki ikili görüşmede Rojava’nın akçalı bir ticaret mevzusu haline geldiği gizli kalmış değil.
Bayrağa bağımsız ve biricik bir ulusun yüce sembolü gibi bir nitelik yükleyenlerin kendi söylemlerini fiilen nasıl çiğnediklerinin çetelesi epey kabarıktır. Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerinin artı değeri ve birikimleriyle kurulan kamu tesislerinin yerli yabancı şirketlere satılmasından sonra, kamu arazilerinin altındaki ve üstündeki bütün varlıkların, doğanın ve iklimin dengesini alt üst edecek biçimde pazara sürülmesi ile bayrağa yüklenen kutsallık çelişir. Çünkü bayrağın, üzerinde dalgalandığı topraklar haraç mezat satıştadır. Rezerv alan yasasıyla tapulu mallarına, tarla tapanlarına, evlerine el konulan yurttaşlar da kendilerini aynı ulusal bütünlük içinde hissedemezler. Kızılırmak’ın, büyük barajların suyunu maden şirketleri değerli mal bulsun diye gözden çıkarıp kurutan, ormanları yanmaya terk eden tüccar siyasetin bayrak sevgisi bir yalandan ibaret olur.
Özgür ve bağımsız bir ulusun bayrağı, onu yerli yabancı sömürünün mazereti olarak görüp kullananların bayrağı olamaz. Kürtlerin ulusal simgelerini, heykellerini sökerek komşu ülkenin olduğu kadar onların içerdeki akrabalarını da inciten siyasal tercih, bayrağı sadece iktidar siyasetinin, üzerine nakışlandığı bir örtü haline getirir. Oysa nüfusun her parçasının huzur içinde yaşayacağı birlik ve bütünlük hali; bağımsız, kendi kendine yeten, demokratik ve özgür bir ülkenin bayrağının gölgesi altında var olabilir. Bayrağın temsil ettiği kutsal değer iç ve dış şirketlerle yapılan ticaret sözleşmeleri değil, eşitlik, barış, huzur ve özgürlük olmalıdır. Ona bakan gözün göreceği budur. (NURAY SANCAR - EVRENSEL)
