IŞİD’in “Hilafet Devleti”, ABD’nin 10 yıl önceki “hayali” imiş


Kısa süre önce İslam Devleti adını alarak İspanya’dan Güney Asya’ya uzanan bir “Hilafet Devleti” ilan eden IŞİD’in bugün yaptıkları, ABD Milli İstihbarat Konseyi tarafından 2004’te “hayal” edilmiş
mc-1Prof. Michel Chossudovsky, El Kaide ve uzantısı olan örgütlerin ABD tarafından emperyalist müdahalelere meşruiyet kazandırmak için kullanıldığını vurgulayarak, Aralık 2004’te Bush yönetimi döneminde Milli İstihbarat Konseyi (NIC) tarafından hazırlanan raporu hatırlattı. Raporda sözü edilen Batı açısından bir güvenlik tehdidi ifade edecek varsayımsal hilafet devleti ile, IŞİD’in ilan ettiği hilafet devleti arasındaki örtüşme dikkat çekici.
“ABD çıkarlarına tehdit oluşturabilecek mevcut trendleri öngörmek suretiyle sonraki Bush yönetimini kendisini bekleyen zorluklara hazırlamak” amacıyla hazırlandığı belirtilen NIC raporunda, 2020’de İspanya’dan Güney Asya’ya uzanan bir “Hilafet Devleti” kurulacağı ve bunun da Batı demokrasisi ve değerlerini tehdit edeceği yazılmış:
“Acı bir ironi içinde hilafet projesi, bir propaganda enstrümanı olarak on yılı aşkın bir süredir ABD istihbaratının gündemindedir. Aralık 2004’te Bush yönetimi döneminde Milli İstihbarat Konseyi (NIC), Batı Akdeniz’den Orta Asya’ya ve Güney Doğu Asya’ya kadar uzanan yeni bir Hilafet’in 2020 yılında ortaya çıkacağı ve bunun Batı demokrasisi ve değerlerini tehdit edeceği kehanetinde bulundu.”
ABD nerede savaşmak istiyorsa, tam da orada
Baba Bush döneminin Savunma Bakanı ve oğul Bush döneminin Başkan Yardımcısı Dick Cheney, 2004 NIC raporu hakkında şöyle diyor:
“Sizin Yedinci Yüzyıl Hilafeti olarak bildiğiniz şeyi yeniden kurmaktan bahsediyorlar. İslam ya da İslam halkının, Batı’da Portekiz ve İspanya’dan, bütün Akdeniz boyunca Kuzey Afrika’ya kadar; Kuzey Afrika’nın hepsi; Orta Doğu; yukarıda Balkanların içlerine; Orta Asya cumhuriyetlerine, Rusya’nın güney ucuna; cömert Hint şeridine ve günümüz Endonezya’sına kadar her şeyi kontrol ettiği 1200, 1300 yıl boyunca dünya böyle organize edilmişti. Yani bir uçta Bali ve Jakarta’dan öbür uçta Madrid’e kadar.”
Chossudovsky Cheney’in günümüz bağlamında tarif ettiği şeyin, Akdeniz’den Orta Asya ve Güney Doğu Asya’ya kadar yayılan geniş bir bölge, yani ABD ve müttefiklerinin çeşitli askeri ve istihbarat operasyonlarına doğrudan giriştiği yerler olduğunu vurguluyor.
İşte o yazı:
İSLAM DEVLETİ, "HİLAFET PROJESİ" VE "TERÖRİZMLE KÜRESEL SAVAŞ" (Prof. Michel Chossudovsky) 
El Kaide efsanesi ve “Dış Düşman” tehdidi, yoğun medya ve hükümet propagandası yardımıyla sürdürülüyor
11 Eylül sonrası dönemde terörist El Kaide tehdidi, ABD-NATO askeri doktrininin yapıtaşını oluşturur. Dünya çapında “kontr-terörizm operasyonlarının” yürütülmesini -insani bir görev maskesi altında- meşrulaştırır
mc-1Bilindiği ve belgelendiği üzere El Kaide’ye bağlı örgütler, Sovyet-Afgan savaşının en parlak döneminden bu yana, sayısız çatışmada ABD-NATO tarafından “istihbarat birimleri” olarak kullanılmaktadır. Suriye’deki El Nusra ve IŞİD isyancıları, paramiliter güçlerin asker toplama ve eğitimini bizzat gözetim ve kontrolü altında tutan Batı askeri ittifakının piyonlarıdır.
ABD Dışişleri Bakanlığı bazı ülkeleri “teröristlere yataklık etmekle” suçlarken, Bir Numaralı “Terörizmi Finanse Eden Devlet” Amerika’dır: ABD ile Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın da aralarında olduğu müttefikleri, hem Suriye’de hem de Irak’ta faaliyet gösteren Irak Şam İslam Devleti’ni (IŞİD) el altından destekleyip finanse etmektedir. Üstelik Irak Şam İslam Devleti’nin Sünni hilafet projesi, ABD’nin epeydir var olan hem Irak’ı hem de Suriye’yi ayrı ülkelere bölme gündemiyle örtüşüyor: Sünni İslamcı Hilafet, Arap Şii Cumhuriyeti, Kürdistan Cumhuriyeti ve diğerleri.
ABD’nin başını çektiği Terörizmle Küresel Savaş, ABD askeri doktrininin köşe taşını oluşturur. “İslamcı teröristlerin peşinden gitme”, gayrinizamî savaşın ayrılmaz parçasıdır. Temelinde yatan amaç, kontr-terörizm operasyonlarının dünya çapında yürütülmesini mazur göstererek ABD ve müttefiklerinin bağımsız ülkelerin işlerine müdahale etmesini sağlamaktır.
Alternatif medya da dâhil olmak üzere çoğu ilerici yazar Irak’taki son gelişmelere odaklanırken, “Terörizmle Küresel Savaşın” arkasındaki mantığı anlamakta yetersiz kalmaktadır. Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), çoğu kez, Batı askeri ittifakının bir enstrümanından ziyade “bağımsız bir örgüt” gibi görülür. Üstelik ABD-NATO askeri gündeminin ilkelerine karşı çıkan birçok samimi savaş karşıtı aktivist, buna rağmen Washington’un El Kaide’ye yönelik kontr-terörizm gündemini onaylar. Dünya çapında terör tehdidini “gerçek” sanarlar: “Savaşa karşıyız fakat Terörizmle Küresel Savaşı destekliyoruz”.
Hilafet Projesi ve ABD Milli İstihbarat Konseyi Raporu
Yeni bir propaganda kampanyası harekete geçirildi. Artık mazide kalmış olan Irak Şam İslam Devleti’nin lideriEbu Bekir El-Bağdadi, 29 Haziran 2014 tarihinde İslam Devletinin kurulduğunu ilan etti:
Sunday’in 1 Temmuz tarihli ilanıyla grubu tarafından “Halife İbrahim İbn Awad” ilan edilen Ebu Bekir El-Bağdadi’ye sadık savaşçılar, yedinci yüzyılda Muhammed Peygamberin halefi olan ve Müslümanların çoğunun saygıyla taptığı Raşidi halifeliğinden ilham alıyorlar.” (Daily Telegraph, 30 Haziran 2014)
Acı bir ironi içinde hilafet projesi, bir propaganda enstrümanı olarak on yılı aşkın bir süredir ABD istihbaratının gündemindedir. Aralık 2004’te Bush yönetimi döneminde Milli İstihbarat Konseyi (NIC), Batı Akdeniz’den Orta Asya’ya ve Güney Doğu Asya’ya kadar uzanan yeni bir Hilafet’in 2020 yılında ortaya çıkacağı ve bunun Batı demokrasisi ve değerlerini tehdit edeceği kehanetinde bulundu.
Milli İstihbarat Konseyi’nin “bulguları”, “Küresel Gelecek Haritası” (http://www.futurebrief.com/project2020.pdf) adlı sınıflandırılmamış 123 sayfalık bir raporda yayımlandı.
“Yeni Hilafet, radikal dinci kimlik politikasının körüklediği küresel bir hareketin nasıl küresel sistemin temelindeki Batı normlarına ve değerlerine bir meydan okuma oluşturabileceğine bir örnek sunar. (vurgular eklendi)
NIC 2004 Raporu hiciv sınırlarını zorlar; tarihsel ve jeopolitik analiz şöyle dursun istihbarattan bile yoksundur. Bu sahte Hilafet öyküsü yine de IŞİD lideri Ebu Bekir El-Bağdadi’nin 29 Haziran 2014’deki PR ilanıyla çok iyi reklam yaparak Hilafeti kurmasıyla hoş bir benzerlik taşır.
NIC raporu, sözde “Bin Ladin’in hayali torununun 2020 yılında bir akrabasına gönderdiği mektubun hayali bir senaryosunu” sunar. Bu temelde 2020 yılı için öngörülerde bulunur. ABD istihbarat camiası, istihbarat ya da ampirik analizlerden ziyade uydurma Bin Ladin’in torununun mektubu öyküsüne dayanarak hilafetin Batı Dünyası ve Batı medeniyeti için gerçek bir tehdit oluşturduğu sonucuna ulaşır.
Propaganda açısından -NIC tarafından tarif edildiği gibi- Hilafet projesinin altında yatan amaç, askeri bir haçlı seferini meşrulaştırma niyetiyle Müslümanları öcü göstermektir:
“Aşağıda tarifi yapılan hayali senaryo, radikal dinci kimliğin körüklediği küresel bir hareketin nasıl ortaya çıkacağına örnek oluşturur.
Bu senaryoya göre, yeni Hilafet ilan edilir ve geniş alanı etkisi altında alan güçlü bir kontr-ideolojiyi ilerletmeyi becerir.
Bu, 2020 yılında Bin Ladin’in hayali torunundan bir aile yakınına farazi bir mektup biçiminde tasvir edilir.
Hayali torun, Halife’nin kontrolü geleneksel rejimlerden zorla almaya çalışırken verdiği mücadeleleri ve bunun sonucunda hem Müslüman dünyası içinde hem de dışında Müslümanlar ile ABD, Avrupa, Rusya ve Çin arasında yaşanan çatışma ve kargaşayı anlatır. Halife’nin desteği harekete geçirmedeki başarısı çeşitlilik gösterirken, onun çağrıları sonucunda Ortadoğu’daki -Afrika ve Asya’daki- Müslüman çekirdeğin çok uzağındaki yerler şiddetle sarsılırlar.
Senaryo Halife -tarihsel bakımdan önceki Halifelerde olduğu gibi- bir bölge üzerinde hem manevi hem de dünyevi otoritesini kuramadan sona eriyor. Senaryonun sonunda çıkarılacak dersleri tespit ediyoruz.”(“Küresel Gelecek Haritası” sf. 83)
mc-2
NIC’in bu “yetkili” “Küresel Gelecek Haritası” raporu sadece Beyaz Saray, Kongre ve Pentagon’a sunulmakla kalmayıp Amerika’nın müttefiklerine de yollandı. NIC raporunda (hilafet projesi bölümü de dâhil) atıfta bulunulan “Müslüman Dünyasından yayılan tehdit”, ABD-NATO askeri doktrininde sımsıkı kemikleşmiştir.
NIC belgesi üst düzey görevlilerin okunması için hazırlandı. Kabaca akademisyen, araştırmacı ve NGO “aktivistlerinin” yanı sıra kıdemli dış politikacıları ve askeri yetkilileri hedefleyen “üst düzey” propaganda kampanyasının parçasıydı. Amaç, “üst düzey görevlileri” İslamcı teröristlerin Batı Dünyası’nın güvenliğini tehdit ettiğine inandırmaya devam etmekti.
Hilafet senaryosunun sacayağı olan “Medeniyetler Çatışması”, küresel kontr-terörizm gündeminin parçası olarak dünya çapında müdahaleyi Amerikan kamuoyuna mazur gösterir.
Hilafet jeopolitik ve coğrafi açıdan, ABD’nin içerisinde ekonomik ve stratejik nüfuzunu genişletmeye çalıştığı geniş bir alan oluşturur. Dick Cheney 2004 NIC raporu hakkında şöyle diyor:
Sizin Yedinci Yüzyıl Hilafeti olarak bildiğiniz şeyi yeniden kurmaktan bahsediyorlar. İslam ya da İslam halkının, Batı’da Portekiz ve İspanya’dan, bütünAkdeniz boyunca Kuzey Afrika’ya kadar;  Kuzey Afrika’nın hepsi; Ortadoğu; yukarıda Balkanların içlerine; Orta Asya cumhuriyetlerine, Rusya’nın güney ucuna; cömert Hint şeridine ve günümüz Endonezya’sına kadar her şeyi kontrol ettiği 1200, 1300 yıl boyunca dünya böyle organize edilmişti. Yani bir uçta Bali ve Jakarta’dan öbür uçta Madrid’e kadar.” Dick Cheney (vurgular eklendi)
Cheney’in günümüz bağlamında tarif ettiği şey, Akdeniz’den Orta Asya ve Güney Doğu Asya’ya kadar yayılan geniş bir bölgedir ve ABD ve müttefiklerinin çeşitli askeri ve istihbarat operasyonlarına doğrudan giriştiği yerlerdir.
NIC raporunda ifade edilen amaç, “ABD çıkarlarına tehdit oluşturabilecek mevcut trendleri öngörmek suretiyle sonraki Bush yönetimini kendisini bekleyen zorluklara hazırlamaktı”.
NIC istihbarat belgesi, biz unutmayalım diye, “2020 yılında Bin Ladin’in hayali torunundan [hayali] akrabasına farazi bir mektuba” dayanıyordu. Bu “yetkili’ NIC istihbarat belgesinde çerçevesi çizilen “Öğrenilen Dersler”şöyledir:
hilafet projesi “uluslararası düzene ciddi bir gözdağı teşkil eder”.
“Bilişim teknolojisi devriminin Batı ve Müslüman dünyaları arasındaki çatışmayı büyütmesi muhtemeldir…”
Belge Hilafetin Müslümanlara çağrısına atıfta bulunur ve şöyle bağlar:
“Hilafetin ilanı terörizm ihtimalini azaltmayacağı gibi daha fazla çatışma yaratacaktır”. [metinden aynen]
mc-3
NIC analizi, hilafet ilanının, Müslüman ülkelerden yayılan yeni bir terörizm dalgası açığa çıkartacağını ileri sürer. Böylece Amerika’nın Terörizmle Küresel Savaşı tırmandırmasını mazur gösterir:
“hilafetin ilanı … Müslüman Dünyasının içinde veya dışında hilafete karşı çıkanlara saldırmaya kararlı yeni bir terörist kuşağı kamçılayabilir.” (vurgular eklendi)
NIC raporunun bahsetmekten kaçındığı şey, ABD istihbaratının Britanya’nın MI6’sı ve İsrail’in MOSSAD’ı ile işbirliği içinde hem teröristleri hem de hilafet projesini el altından desteklediği gerçeğidir.
Bu arada medya, sadece Müslüman Dünyasından değil aynı zamanda Avrupa’da ve Kuzey Amerika’da “İslamcı teröristlerin yetiştiği evlerden” yayılan “yeni terörist tehdide” odaklanmakla yeni bir yalan ve manipülasyon dalgasını başlattı.
Global Research, 2 Temmuz 2014
İNGİLİZCE ORİJİNAL METİN
The Islamic State, the “Caliphate Project” and the “Global War on Terrorism”

The Al Qaeda legend and the threat of the “Outside Enemy” is sustained through extensive media and government propaganda.
In the post 9/11 era, the terrorist threat from Al Qaeda constitutes the building block of US-NATO military doctrine. It justifies –under a humanitarian mandate– the conduct of “counter-terrorism operations” Worldwide.
Known and documented, Al Qaeda affiliated entities have been used by US-NATO in numerous conflicts as “intelligence assets” since the heyday of the Soviet-Afghan war. In Syria, the Al Nusrah and ISIS rebels are the foot-soldiers of the Western military alliance, which in turn oversees and controls the recruitment and training of paramilitary forces.
While the US State Department is accusing several countries of “harboring terrorists”, America is the Number One “State Sponsor of Terrorism”: The Islamic State of Iraq and al-Sham (ISIS) –which operates in both Syria and Iraq– is covertly supported and financed by the US and its allies including Turkey, Saudi Arabia and Qatar. Moreover, the Islamic State of Iraq and al-Sham’s Sunni caliphate project coincides with a longstanding US agenda to carve up both Iraq and Syria into separate territories: A Sunni Islamist Caliphate, an Arab Shia Republic, a Republic of Kurdistan, among others.
The US-led Global War on Terrorism (GWOT) constitutes the cornerstone of US military doctrine. “Going after Islamic terrorists” is part and parcel of non-conventional warfare. The underlying objective is to justify the conduct of counter-terrorism operations Worldwide, which enables the US and its allies to intervene in the affairs of sovereign countries.
Many progressive writers, including alternative media, while focusing on recent developments in Iraq, fail to understand the logic behind the “Global War on Terrorism.” The Islamic State of Iraq and Al Cham (ISIS) is often considered as an “independent entity” rather than an instrument of the Western military alliance. Moreover, many committed anti-war activists –who oppose the tenets of  the US-NATO military agenda– will nonetheless endorse Washington’s counter-terrorism agenda directed against Al Qaeda:. The Worldwide terrorist threat is  considered to be “real”: “We are against the war, but we support the Global War on Terrorism”.
The Caliphate Project and The US National Intelligence Council Report
A new gush of propaganda has been set in motion. The leader of the now defunct Islamic State of Iraq and Al Cham (ISIS) Abu Bakr al-Baghdadi announced on June 29, 2014 the creation of an Islamic State:
Fighters loyal to the group’s proclaimed “Caliph Ibrahim ibn Awwad”, or Abu Bakr al-Baghdadi as he was known until Sunday’s July 1st announcement, are inspired by the Rashidun caliphate, which succeeded the Prophet Muhammad in the seventh century, and is revered by most Muslims.” (Daily Telegraph, June 30, 2014)
In a bitter irony, the caliphate project as an instrument of propaganda has been on the drawing board of US intelligence for more than ten years.  In December 2004, under the Bush Administration, the National Intelligence Council (NIC) predicted that in the year 2020 a New Caliphate extending from the Western Mediterranean to Central Asia and South East Asia would emerge, threatening Western democracy and Western values.
The “findings” of the National Intelligence Council were published in a 123 page unclassified report entitled “Mapping the Global Future”.
“A New Caliphate provides an example of how a global movement fueled by radical religious identity politics could constitute a challenge to Western norms and values as the foundation of the global system”  (emphasis added)
The NIC 2004 report borders on ridicule; it is devoid of intelligence, let alone historical and geopolitical analysis. Its fake narrative pertaining to the caliphate, nonetheless, bears a canny resemblance to the June 29, 2014 highly publicized PR announcement of the creation of the Caliphate by ISIS leader Abu Bakr al-Baghdadi.
The NIC report presents a so-called “fictional scenario of a letter from a fictional grandson of Bin Ladin to a family relative in 2020.”  It is on this basis that it makes predictions for the year 2020. Based on an invented bin Laden grandson letter narrative rather than on intelligence and empirical analysis, the US intelligence community concludes that the caliphate constitutes a real danger for the Western World and Western civilization.
From a propaganda standpoint, the objective underlying the Caliphate project –as described by the NIC– is to demonize Muslims with a view to justifying a military crusade:
“The fictional scenario portrayed below provides an example of how a global movement fueled by radical religious identity could emerge.
Under this scenario, a new Caliphate is proclaimed and manages to advance a powerful counter ideology that has widespread appeal.
It is depicted in the form of a hypothetical letter from a fictional grandson of Bin Ladin to a family relative in 2020.
He recounts the struggles of the Caliph in trying to wrest control from traditional regimes and the conflict and confusion which ensue both within the Muslim world and outside between Muslims and the United States, Europe, Russia and China. While the Caliph’s success in mobilizing support varies, places far outside the Muslim core in the Middle East—in Africa and Asia—are convulsed as a result of his appeals.
The scenario ends before the Caliph is able to establish both spiritual and temporal authority over a territory— which historically has been the case for previous Caliphates. At the end of the scenario, we identify lessons to be drawn.”(“Mapping the Global Future”.  p. 83)
page 90 of the report
This “authoritative” NIC “Mapping the Global Future” report was not only presented to the White House, the Congress and the Pentagon, it was also dispatched to America’s allies. The “threat emanating from the Muslim World” referred to in the NIC report (including the section on the caliphate project) is firmly entrenched in US-NATO military doctrine.
The NIC document was intended to be read by top officials. Broadly speaking it was part of the “Top official” (TOPOFF) propaganda campaign which targets senior foreign policy and military decision-makers, not to mention scholars, researchers and NGO “activists”. The objective is to ensure that “top officials” continue to believe that Islamic terrorists are threatening the security of the Western World.
The underpinnings of the caliphate scenario is the “Clash of Civilizations”, which provides a justification in the eyes of public opinion for America to intervene Worldwide as part of a global counter- terrorism agenda.
From a geopolitical and geographic standpoint, the caliphate constitutes a broad area in which the US is seeking to extend its economic and strategic influence. In the words of Dick Cheney pertaining to the 2004 NIC’s report: 
“They talk about wanting to re-establish what you could refer to as the Seventh Century Caliphate. This was the world as it was organized 1,200, 1,300 years, in effect, when Islam or Islamic people controlled everything from Portugal and Spain in the West; all through the Mediterranean to North Africa; all of North Africa; the Middle East; up into the Balkans; the Central Asian republics; the southern tip of Russia; a good swath of India; and on around to modern day Indonesia. In one sense from Bali and Jakarta on one end, to Madrid on the other.” Dick Cheney(emphasis added)
What Cheney is describing in today’s context is a broad region extending from the Mediterranean to Central Asia and South East Asia in which the US and its allies are directly involved in a variety of military and intelligence operations.
The stated aim of the NIC report was “to prepare the next Bush administration for challenges that lie ahead by projecting current trends that may pose a threat to US interests”.
The NIC intelligence document was based, lest we forget, on “a hypothetical letter from a fictional grandson of Bin Ladin to a [fictional] family relative in [the year] 2020″. “The Lessons Learnt” as outlined in this “authoritative’ NIC intelligence document are as follows:
  • the caliphate project “constitutes a serious challenge to the international order”.
  • “The IT revolution is likely to amplify the clash between Western and Muslim worlds…”
The document refers to the appeal of the caliphate to Muslims and concludes that:
“the proclamation of the Caliphate would not lessen the likelihood of terrorism and in fomenting more conflict”. [sic]
The NIC’s analysis suggests that the proclamation of a caliphate will generate a new wave of terrorism emanating from Muslim countries thereby justifying an escalation in America’s Global War on Terrorism (GWOT):
the proclamation of the caliphate … could fuel a new generation of terrorists intent on attacking those opposed to the caliphate, whether inside or outside the Muslim World.” (emphasis added)
What the NIC report fails to mention is that US intelligence in liaison with Britain’s MI6 and Israel’s Mossad are covertly involved in supporting both the terrorists and the caliphate project.
In turn, the media has embarked on a new wave of lies and fabrications, focusing on “a new terrorist threat” emanating not only from the Muslim World, but from “home grown Islamist terrorists” in Europe and North America.
Blogger tarafından desteklenmektedir.