DEMİR KÜÇÜKAYDIN'DAN MEKTUP VAR: "Haziran Hareketi Mahcup Etmedi"
“Son olarak tekrar edelim.
CHP’ye oy veren, laik ve Alevi ama pek ulusalcı kaygıları
olmayıp da demokrat olan geniş bir kesim vardır. Bunlar HDP’yi dikkatle
izlemektedirler. Birleşik Haziran Hareketi, bu geniş kesimin HDP’ye yönelmesini
engellemek için kurulmuş bir benttir.
Eğer bu kesimde bir kayma başlarsa, BHH da bu kaymayı
daha geri bir noktada tutabilmek için; etkisini yitirmemek için, HDP’ye oy
verilmesini isteyebilir veya HDP ile ittifak yapabilir.
Ama işlevini görüp kaymayı engelleyebildiği sürece,
HDP’ye karşı duracak ve seçimlerde fiilen oyları CHP’ye verecek veya en azından
HDP’ye oy verilmesini istemeyecek ve HDP yüzde onu aşamazsa, HDP’yi Erdoğan’la
gizli işbirliği vs. yapmakla suçlayacaklardır. Kendi suçlarını HDP’ye
atacaklardır.
Bunu yalanlamanın ve bu yargının geçersizliğini
göstermenin, bu satırları yazanı mahcup etmenin bir tek yolu var: İster Haziran
Hareketi olarak, ister kimi bileşenleri bağımsız olarak, HDP’ye hiçbir karşılık
istemeden ve pazarlık yapmadan oy verilmesini istesinler.
Utandırsınlar, mahcup etsinler bu satırların yazarını.
Çünkü biz utanır ve mahcup olursak Türkiye’deki demokrasi
mücadelesi kazanacaktır.
Biz kaybedelim yeter ki Demokrasi mücadelesi kazasın.
Demokrasi Mücadelesi kazanınca biz de kaybettiğimizden çok daha fazlasını
kazanacağız.”
“Birleşik Haziran Hareketi”nin “7 Haziran 2015
Seçimleri’ne yönelik tutumuna” ilişkin açıklama nihayet yayınlandı. Bizi mahcup
etmediler. Gerçekten mahcup olmayı istiyorduk.
Ama hakkını verelim ki mahcup etmedi. Ama Türkiye’deki
demokrasi mücadelesi ciddi bir yara aldı. Oylar nedeniyle değil. HDP zaten
yüzde onu aşacak, ama duruşlar nedeniyle.
*
“Birleşik Haziren Hareketi’nin 7 Haziran Genelseçimlerine Yönelik kamuoyuna Duyurusu” başlıklı metin siyasi literatüre, bir
konu hakkında konuşacağını söyleyip de o konuda bir araba laf edip hiçbir şey
söylememenin bir şahikası, bir klasik bir örneği olarak geçecektir muhtemelen.
Seçim nedir son duruşmada? Oy verme işlemidir. Var olan
alternatiflerden birini destekleme veya desteklememedir.
“Seçimi boykot ediyoruz” denebilir.
Yanlış veya doğru bu açık ve anlaşılabilir bir tavırdır.
“HDP seçimlere parti olarak girmesin, kendini feda etsin.
Türkiyelileşme gibi ütopyaların peşinden koşmasın; koşuyorsa bile bu durumda
ertelesin. Kürdistan’da bireysel adaylarla katılsın; Kürdistan dışında da
Kürtlere düşman çok güçlü ulusalcı bir damarın bulunduğu CHP’ye oy verilmesini
istesin” denebilir.
Yanlış veya doğru bu açık ve anlaşılabilir bir tavırdır.
Ama BHH’nin tavrı ne açıktır ne de anlaşılabilir.
HDP seçime parti olarak girmeye karar vermiş. Son seçimde
aldığı oya bakılırsa, binde beş bir artış yüzde onu aşmaya yetiyor. Birleşik
Haziran Hareketi’nin de etkileyebileceği oy aşağı yukarı bu kadar. Yani BHH’nin
HDP’ye oy verilmesini istemesi veya istememesi, HDP’nin yüzde on barajını
aşmasında, dolayısıyla AKP’nin ve Erdoğan’ın başkanlık sistemine geçme ve
bugünkünden bile daha da karşı devrimci ve anti demokratik bir anayasa
yapmasını engellemede böylesine kritik bir öneme sahipken, bir araba laf edip
de, “HDP’ye oy verin, yüzde on barajını aşmasına yardımcı olun; HDP’yi
desteklemiyorsanız bile ona oy vererek AKP’ye karşı onlarca milletvekili
çıkarın, çünkü CHP’yi vereceğiniz yüzde bir oy AKP karşıtı vekillerin sayısında
bir önemli değişikliğe yol açmaz ama HDP’ye vereceğiniz yüzde bir oy 50 ile 100
arası AKP karşı vekilin Meclise girmesine yol açar ve AKP’nin mutlak iktidar
olmasına engel olur” demeden sözü bağlamak, fiilen AKP’ye hizmet etmektir.
Geçen yazımızda Haziran Hareketi’nin CHP’den HDP’ye bir
kayışa baraj olmak üzere kurulduğunu yazmıştık. Yanılmışız. Haziran Hareketi,
nesnel olarak bu tavrıyla, AKP’nin Anayasayı değiştirecek çoğunluğu
sağlamasının bir aracıdır.
Çünkü CHP’ye verilecek oylar HDP’nin barajın altında
kalmasına yol açabilir ve AKP’nin köpeksiz köyde değneksiz gezmesinin yolunu
açar.
Kendine Komünist, Sosyalist vs. diyenlere, Tarih,
hayatlarında ilk kez, kendi güçleriyle hiç de orantılı olmayan bir fırsat
sunmuştu demokrasi mücadelesinin kaderini belirlemek bakımından. Onlar bu
istisnai olanağı bile değerlendirme yeteneğinde olmadıklarını, kalenin ağzında
bomboş durumda ayaklarına gelen topu avuta atmakta mahir olduklarını gösterdiler.
Fransızların “her şeyi ve hiçbir şeyi konuşmak” diye bir
sözü vardır. Bir araba laf edip de hiçbir şey söylememenin, “zülfü yâre
dokunma”manın en klasik örneklerinden birini sundular.
Peki, neden böyle?
*
Aslında Haziran Hareketi’nin ağababalarının gönlü ve gözü
CHP’dedir. Ne yapıp edip Kürt Özgürlük Hareketi veya HDP ile yan yana
görünmemek onların son yirmi yıldaki temel çizgisi olmuştur.
Ama bu somut durumda açıktan CHP dedikleri takdirde,
parçalanırlar; herkesin alay konusu olurlar; tabanlarından tepki toplarlar.
Çünkü Haziran Hareketi saflarındaki örgütlerden birçok insan da, hatta bazı
küçük örgütler de açıkça HDP’ye oy vereceğini söylemektedir. Yukarıdaki gibi
açık bir tavır, Bunlar üzerindeki politik ve ideolojik etkinin son bulması,
safların netleşmesi anlamına gelir. Böyle durumlarda bir araba laf edip hiçbir
somut öneride bulunmamak biricik yoldur. Tabii bunu örtecek bir biçim de
gerekir. Bu da “ileriye kaçma” taktiğiyle birlikte kullanılırsa etkili olur.
Sadece geriye kaçılmaz bir de ileriye kaçma vardır.
Seçimlere ilişkin somut ve net bir şey söylemiyorsan,
bunu gizlemenin yolu, kitlelerin mücadelesinden, seçimlerin önemsizliğinden
veya bunun tek yol olmadığından bol bol söz edip, aslında günün acil ve somut
görevlerinden kaçtığını gizleyebilir; politik olarak henüz olgunlaşmamış nice
insanı yanıltabilirsin.
Haziran Hareketinin seçimlere ilişkin bildirisinin işlevi
budur.
*
Oportunislerin, ileriye kaçanların tipik mantığı şöyle
işler: Özel görev olarak tanımlamayacak işleri özel veya o somut durumun
dayattığı görev gibi tanımlamak.
Lenin bu ilkelliği ebedileştirme mantığını Ekonomistlerle
mücadelelerinde yeterince açıklamıştır.
Örneğin ilk tahsil elbet yüksek tahsilden daha önemlidir.
Sendikalarda örgütlenme işçi sınıfının ilkokuludur. Somut durumu tahlil
etmeden, sendikal çalışma ideolojik mücadeleden; siyasi mücadeleden daha
önemlidir o halde sendikalarda örgütlenelim diye bir çıkarsama yapmak ilkelliği
ebedileştirmenin; gerçek görevlerden kaçmanın bir bahanesi olur.
İnsan soluk almadan, yemek yemeden, su içmeden yaşayamaz.
Belli bir anda dört yol ağzına gelmişsin, nereye gideceğine karar vermen
gerekiyor, Birden bire soluk almak, yemek yemek, su içmek geliyor ve bunların
ne kadar önemli olduğu üzerine edebiyat yapıp esas görevimiz soluk almaktır, su
içmektir falan diyorsun.
BHH’nın bildirisi aynen böyledir. Bir örgüt için
örgütlenmenin kendisi zaten soluk almak gibidir; sokaklarda mücadele etmenin
kendisi saten ilk tahsil gibidir. Bunlar özel görevler değildir. Bunlar eğer
bazı özel görevleri belirlemenin yerine önemlerinden söz edilerek geçiriliyorsa
her zaman bir şeyleri gizlemek için ileriye kaçmak, inkâr edilmeyecek
önemlerinin ardına gizlenerek, gerçek görevlerden kaçmak söz konusu olur.
BHH’nin bildirisi de aynen böyle yapıyor:
Somut olarak dediği nedir bildirinin?
Seçim ve seçim sonrasındaki mücadele için “Haziran
Meclisleri”ne üye ol onda örgütlen diyor:
“Haziran Meclisleri bu mücadelelerin örgütleneceği ana
odaklar olarak, sadece faşizm ve gericiliğin durdurulmasının değil, içi
boşaltılmış temsili demokrasinin yerine gerçek halk egemenliğini kurmanın da
ana nüveleri olacaktır.
İçine itildiğimiz karanlıktan rahatsızlık duyan geniş
halk kesimlerini, seçim ve ötesine geçen bir mücadeleyi birlikte vermek için,
Haziran Meclislerimize davet ediyoruz.”
Bu somut durumun öne çıkardığı bir özel görev olamaz;
seçimlerde tavrın ne olması gerektiğine ilişkin doğru veya yanlış bir taktik
olamaz. Bunu bir özel görev olarak öne çıkarmak; gerçek görevlerden kaçmanın
bir örtüsünden başka bir şey değildir.
*
Geçen yazımızı sosyal medyada paylaştığımızda Haziran
Hareketi’ne sempati duyan bir yığın insandan karşı notlar geldi. Bu yazıların
bir tek ortak özelliği vardı. Marksist veya sosyalist olarak hiçbir bir tek söz
etmemişlerdi.
Biz ise o yazıyı bir Marksist ve sosyalist olarak ve
Haziran Hareketi’nin bileşenlerinin çoğu da kendini öyle tanımladığı için
Marksizm'in tarihsel deneylerine dayanan önermelerle yazmıştık.
Haziran hareketi üyeleri veya taraftarlarından gelen
tepkilerin hiç biri bile, “marksizme veya sosyalizme göre şöyledir, o nedenle
sizin şu akıl yürütmeniz yanlıştır; durum böyledir, siz ise durumu böyle
tanımlıyorsunuz” gibilerden bir mantıkla bir argüman bile getirmedi.
Aslında Haziran Hareketi’nin bileşenlerinin Marksizm veya
sosyalizmle ilişkisi de kalmamış. Doğrusu kendilerine sosyalist ve Marksist
demeseler iyi olur. O zaman bizim de onları eleştirmemizin anlamı ve gereği
kalmaz.
Ama Haziran Hareketinin bileşenleri kendilerine Marksist
veya Sosyalist dedikçe onların sırtından Marksizm’in ve Sosyalizmin kırbacını
eksik etmemek gerekir.
Marksizm ve Sosyalizm bu “Kadıköy Komünistleri”yle
sınırlarını çizdikçe, bu türden sözde komünistleri kaybedip, onlar tarafından
kaybedildikçe, gerçek ezilen ve emekçi sınıfları kazanabilir.
Her kayıp bir kazançtır sorun neyin kaybedilip neyin
kazanılmak istendiğindedir
*
Haziran Hareketi’nin bildirisinin bir diğer özelliği de
“Yelkenci”liğidir.
“Yelkenciliğin ne olduğunu yeni kuşaklar bilmez. Bunu
68’li bir “21 Mayıscı”dan duymuştuk.
Talat Aydemir’in, 21 Mayıs darbe girişiminde birçok üst
rütbeli subay, durumu kolluyor; o belirsiz saatlerde kim daha güçlü olursa onun
yanında saf tutmak üzere bekliyor.
Daha sonra mahkeme safahatı gelince bu subaylardan ifade
vermeye gelenler, kendilerinin darbe girişimine karşı nasıl cansiperane
mücadele ettiklerini falan anlatırken, sanık Harbiyelilerden biri kalkıp “Bu
yelkencidir” diyor.
“Yelkenci” ne demek? diye soruyor yargıç.
Harbiyeli sanık, o gece “Türk ordusunun o Kahraman
Subayı” ile karşılaştıklarını, onun da kendilerine, “rüzgâr ne taraftan esiyor” diye sorduğunu;
kendisine neden bu soruyu sorduklarında,
“yelkenleri ona göre açalım” diye cevapladığını söylüyor.
Sonraki celselerde daha nice böyle 21 Mayıs gecesi,
Aydemir’in darbe girişimine karşı direnmiş “Türk Ordusu’nun Kahraman Subayları”
ifade vermeye geldiğinde, genç Harbiyeli sanıkların, birçok kez söz alıp “bu da
yelkenciydi” demeleri yetiyor.
BHH bildirisinin bir özelliği de yelkenciliği.
“bağımsız duruşun bir gereği olarak, altını çizdiğimiz
toplumsal talepleri inandırıcı biçimde sahiplenen güçlerle seçim sürecinde
dayanışma içinde olacağımızı da kamuoyu ile paylaşıyoruz”
Yani nereye çekersen oraya gidecek gelecekte pozisyonu
değiştirmenin kapısını açık bırakan bir laf.
Bakacaklar ki HDP’ye ilgi büyük, treni kaçırmak olasılığı
da var. Son dakikada giden trene atlamak için kapıyı açık da tutuyorlar.
Ama diyelim ki, seçim arifesinde konjonktür gereği HDP
birden bire kötü bir duruma düştü, barajı geçme olasılığı falan yok, bu sefer
ona saldırmak için de kapılar açık.
Haziran hareketi, HDP’nin yelkenlerini doldurması için
rüzgâr olacak yerde, gereğinde HDP rüzgârıyla yelkenlerini doldurarak yol
almayı kendine ilke seçmiş.
Biyolojide başkasının enerjini ve gıdasını hazır alıp
kullanmanın karşılığı “Parazit”tir.
Bütün diğer canlıların evrimi basitten karmaşığa doğru
bir yol izlerken; parazitlerde hazıra konulduğu için, karmaşık organlar körelir
ve karmaşıklıktan basitliğe doğru bir evrim gerçekleşir.
*
“Birleşik Haziran Hareketi’nin Seçimlere yönelik, başta
CHP ve HDP olmak üzere, hiç bir kesimle parlamentoda temsiliyet kaygısı
üzerinden bir müzakeresi söz konusu değildir.”
BHH, HDP ile CHP’nin aynı cümlede eşit bir konumda
geçirerek zaten gizli CHP’li olduğunu ele veriyor.
Ama daha kötüsü şudur: onlara kimse temsiliyet üzerinden
müzakere yaptın mı yapmadın mı diye sormuyor. Bunun zaten utanmazlık olduğu
söyleniyor. Sanki böyle bir sorun varmış gibi bu soruya cevap veriyor ama
temsiliyet kaygısı olmadan, kime oy verilmesini istediğini söylemiyor.
Hâlbuki eğer kendileri bir parça Marksist veya Sosyalist
ise, HDP’nin her bakımdan ezilenlerin hareketi olduğu; CHP karşısında bin kere
daha demokrat talepleri savunduğu; sokakta mücadele ise Haziran hareketinden
bile bin kez daha fazla “sokakların çocuğu” olduğu gibi gerçeklere gözlerini
kapamadan, açık tavır almaları gerekirdi.
Bizzat yukarıdaki satırlar bile BHH’nın ağababalarının
örtülü CHP’liliğinin bir kanıtıdır.
*
Geçen yazımıza bir de şöyle itirazlar gelmişti.
“HDP bile bizim tavrımızı doğru görüyor, işte Demirtaş’ın
bize karşı davetkâr ve saygılı ifadeleri. O bir şey demiyor da sen niye
kızıyorsun. Kraldan fazla kralcısın.”
Bu mantıkla HDP’nin BHH’ne karşı politik tavrını, bizim
eleştiri ve iddialarımıza karşı bir argüman olarak getirenler oldu.
HDP elbet öyle davranacak bir parti olarak. Bundan daha
doğru ve normal ne olabilir? En küçük bir olanaktan bile yararlanmak;
karıncanın bile gücünü hesaplamak, önyargıları kırmak; düşmanların eline silah
vermemek, kimseyi itmemek için öyle davranacak. Ve böyle davranarak da kendi
amaçları açısından olduğu gibi Demokrasi mücadelesi açısından da nesnel olarak
doğru yapıyor.
Öte yandan HDP veya Demirtaş Marksist ya da Sosyalist bir
parti olduğu iddiasında değil.
Bu iddiada olanlar BHH’nin bileşenlerinin büyük ve ezici
çoğunluğu.
Bizde zaten tam da bu nedenle, bir Marksist ve sosyalist
olma iddiasında olanları eleştiriyoruz.
BHH, Marksizm veya Sosyalizm iddiasını bıraksın en küçük
bir eleştirimiz olmaz. “Tamam, adamların veya kadınların Marksist veya
Sosyalist olmak gibi bir iddiaları yok. Onlara karşı eleştiri silahı değil,
silahların eleştirisi geçerlidir.” deriz.
Ama BHH bileşenlerinin veya üyelerinin Marksizm ve
Sosyalizm iddiaları oldukça biz Marksizm’in kırbacını onların sırtına
indireceğiz.
*
Bu arada bir çift söz de BHH içinde olup da, aslında
HDP’ye oy verilmesinden yana olanlara.
Oportünistlerle uzlaşanlar sonunda o saflara düşerler.
Marksist hareketin tarihinde bunun çok bilenen ve klasik bir örneği vardır.
Meşhur Bolşevik Menşevik ayrımının olduğu RSDİP’nin
ikinci kongresinde, aslında başlangıçta Plekhanov’un tavrı Lenin’in tavrıyla
aynıdır. Yani “organ dışı üye olmaz, nasıl insan vücudundaki bütün hücreler bir
organda yer alırsa, bir canlı organizma olan parti de öyle örgütlenmelidir.
Organ dışı üye ölü safradır veya vücudu öldürecek bir kanser hücresidir.” O
müthiş tartışmalara ve meşhur Bolşevik-Menşevik bölünmesine yol açan cümlecik
“organlarından birinde çalışan” cümleciği, bu anlama gelmektedir.
Ama Plekhanov’un bu konudaki görüşleri Lenin’le ortak
olmasına rağmen, Menşeviklerle kopmayalım diyerek Menşeviklerle birlikte
davranmış ve sonunda onlara katılmış; Bolşevizm’e ve Lenin’e karşı mücadele
edenlerin arasında yer almıştır.
Politik mücadele böyledir. Birinden olmayan diğerinden
oluverir. Kendi öznel niyetlerine rağmen öyle olur. Marksistler bu nedenle şu
dersi sık sık tekrarlarlar: Oportünistlerle uzlaşanlar en tehlikeli
oportünistlerdir; “namuslu” oportünistler de en tehlikeli oportünistlerdir.
Bir Marksist veya sosyalist iseniz bu dersleri biliyor
olmanız gerekir.
Yapmanız gereken Haziran Hareketi’ni bu tavrından dolayı
eleştirip, onu tavrını değiştirmeye çağırmak ve değiştirmediği takdirde onu
protesto ederek, tavrını mahkûm ederek ayrılmak olmalıdır. Böyle kararlı
biçimde davrandığınız takdirde onu açık ve net bir tavır almaya zorlar; onun
sizi bulunduğu yere çekmesini engeller; onu oradan kendi bulunduğunuz yere
çekebilirsiniz.
Bunu yapmadığınız sürece de onların insanları
kandırmasının bir aracı olarak kalırsınız.
Demir Küçükaydın
04 Mart 2015 Çarşamba
*
BHH’nın bu her şeyi ve hiçbir şeyi söyleyen; ileriye kaçan, genel işleri günün acil görevleri yerine koyan, yelkenci, utanç vesikasını bu yazınım altına bir belge olarak da koyuyoruz.
BİRLEŞİK HAZİRAN HAREKETİ’NİN 7 HAZİRAN GENEL SEÇİMLERİNE
YÖNELİK KAMUOYUNA DUYURUSU
Ülkenin dört bir yanında kurulan yerel meclislerimiz
15-28 Şubat 2015 tarihleri arasında yaptığı “seçim gündemli” forumlarda ortaya
çıkan görüşleri Genel Yürütme Kurulumuza iletmiş; bu görüşler ışığında toplanan
Kurulumuz, Birleşik Haziran Hareketi’nin 7 Haziran 2015 Seçimleri’ne yönelik
tutumuna ilişkin aşağıdaki açıklamayı kamuoyuna duyurma kararı almıştır.
TALANA, HIRSIZLIĞA, FAŞİZME VE GERİCİLİĞE GEÇİT
VERMEYECEĞİZ!
Türkiye derin bir siyasal kriz yaşıyor; şiddetli bir
ekonomik krizin patlaması an meselesi. Bu krizin sorumlusu, on üç yıldır talan
ve yolsuzluklarını gericilik ve otoriterlikle iç içe geçirerek iktidarını
sürdüren, bunu halka ağır bedeller ödeterek yapan AKP’dir.
Eğer AKP iktidarı, bütün tutarsızlık ve zaaflarına karşın
bugüne kadar hala durdurulamamışsa bunun gerisinde başta Parlamento’da
konumlanan muhalefet partileri olmak üzere, muhalefetin etkin, kararlı ve
birleşik bir mücadele yürütememesi vardır.
Seçime giderken, bu tarihsel başarısızlığın AKP karşıtı
her kesim açısından esaslı bir değerlendirmesinin yapılması gerekir. Önümüzdeki
seçim AKP iktidarını geriletecekse, Gezi’ye katılan çok farklı kesimlerden
gelen milyonların ifade ettiği sorun ve taleplere bakılması gerekmektedir.
Milyonların mesajı açıktır: AKP’yi durdurmak
neoliberal-piyasacılık karşısında halkçı/kamucu ekonomik politikaları,
gericilik karşısında özgürlükçü ve laik yaşamı, otoriterlik ve faşizm
karşısında demokrasi, açıklık ve halk iradesini, emperyalizme karşı
bağımsızlığı, mezhepçilik ve milliyetçiliğe karşı Kürt ve Alevi yurttaşların
eşitliğini savunan bir siyasal hattın kurulmasını gerektirmektedir.
Birleşik Haziran Hareketi olarak bütün gücümüzü bu hattın
kurulmasına adadık. AKP’yle mücadelenin altını çiziyor, sol ve toplumcu
güçlerin kendi aralarında ve halkla diyaloğuna inanıyor; Türkiye’nin önündeki
devasa sorunların, Kürt sorunundan demokrasiye, ekonomik krizden dış
politikaya, ancak sol ve emek temelli değerlerin damgasını vurduğu bir iktidar
tarafından çözülebileceğini biliyoruz.
Başta seçim barajı olmak üzere, seçim sandığı üzerine
düşen gölgeler halk iradesinin sandıkta ifade bulmasını imkânsız hale
getirmiştir. İktidarın işleyiş ve karar alma iradesinin parlamento dışında
şekillendiği her geçen gün biraz daha açık hale gelmektedir. Bu nedenle seçime
yönelik mücadelenin AKP iktidarını durdurmanın tek yolu olmadığını bir kez daha
vurgulama ihtiyacı duyuyoruz. Bununla birlikte, seçimlerin AKP’ye karşı verilen
mücadelenin bir parçası olduğunu da görüyor, önemsiyoruz.
Birleşik Haziran Hareketi’nin Seçimlere yönelik, başta
CHP ve HDP olmak üzere, hiç bir kesimle parlamentoda temsiliyet kaygısı üzerinden
bir müzakeresi söz konusu değildir. Birleşik Haziran Hareketi’nin kendi
dışındaki sol kesim ve partilerle ilişkilerindeki temel duyarlılığı Gezi
milyonlarının sorun, talep ve beklentileridir.
Birleşik Haziran Hareketi, seçim süreci ve sonrasında bu
konumunu korumak konusunda kararlıdır. Ancak bu bağımsız duruşun bir gereği
olarak, altını çizdiğimiz toplumsal talepleri inandırıcı biçimde sahiplenen
güçlerle seçim sürecinde dayanışma içinde olacağımızı da kamuoyu ile
paylaşıyoruz.
Çağrımız nihai olarak emekçi halkımızadır. Türkiye’yi
yeniden inşa edecek kurucu bir iradeye ihtiyaç vardır. Bu görev önümüzdeki
seçimin ötesindedir. Seçim bu sürecin bir parçasıdır. Bizler, Birleşik Haziran
Hareketi olarak, bu görevi önümüze koyduk. Dün laik eğitim için sokaklara
çıkıp, gericiliğe karşı mücadele ateşini yaktık. Bugün gündemimizde İç Güvenlik
Yasası, faşist düzenin en önemli yapı taşı olan Başkanlık sistemi var. Bu
düzenlemelere karşı mücadeleyi 7 Haziran’a bırakmadan, yaşamın her alanında
yükselteceğiz.
Haziran Meclisleri bu mücadelelerin örgütleneceği ana
odaklar olarak, sadece faşizm ve gericiliğin durdurulmasının değil, içi
boşaltılmış temsili demokrasinin yerine gerçek halk egemenliğini kurmanın da
ana nüveleri olacaktır.
İçine itildiğimiz karanlıktan rahatsızlık duyan geniş
halk kesimlerini, seçim ve ötesine geçen bir mücadeleyi birlikte vermek için,
Haziran Meclislerimize davet ediyoruz.
Birleşik Haziran Hareketi Yürütme Kurulu
(Bu yazı, Demir Küçükaydın'ın Demirden Kapılar (http://demirden-kapilar. blogspot.com.tr/) bloğunda yayınlanmıştır. Yazının DEMOKRATHABER/İDEAHAYAT'ta yayınlanmasında kendisinin onayı vardır)
(Bu yazı, Demir Küçükaydın'ın Demirden Kapılar (http://demirden-kapilar.









