“İçişleri Bakanı, ‘Figen Yüksekdağ’a sırtını dayaması için 4 duvar verdik’
Cezaevinde tutulan HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ'ın
tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşmasında yaptığı savunma
"BİRKAÇ ÖMRÜM DAHA OLSA, AYNI ŞEYLERİ YENİDEN YAPARIM"
Bütün engelleri, zorlukları aşıp buraya gelen başta kadınlar
olmak üzere tüm katılımcıları, avukatlarımızı selamlıyorum. Zorlu engelleri
aşarak buraya geldiler. Buraya gelmeyi başaramayanları de selamlamak istiyorum.
Kimisi Diyarbakır, kimisi Adana dışında tutuldu. Buraya gelemeyen avukatlarım
bile var, otobüsleri bağlandı fiilen gözaltına alındılar.
- Bana, temsil
ettiğim partiye dönük bir taarruz
Bugünkü yargılamanın siyasi anlamda, tarihsel anlamda
yargılama olmadığını net biçimde görüyoruz. Siyasi bir taarruzdur yaşanan.
Bana, şahsıma, temsil ettiğim partiye dönük bir taarruz vardır. Türkiye’de
adalet mekanizmasından söz edemediğimiz için, rutin bir yargı mekanizmasından
da söz edemiyoruz.
Elbette Türkiye’de yargı hiçbir zaman sorunsuz olmadı.
Bizler de siyasi olarak eleştirdik ve eleştirdiklerimizi çözüm gücüne
dönüştürmek için gittik yasama organında mücadele vermeye başladık. Yasama
organında Türkiye’nin hukuk devleti haline dönüşmesi için çalışmamız, emek
vermemiz baltalandı. Türkiye’de bu faciayı sadece ben yaşamıyorum. Ülke
sınırları içinde soluk almaya çabalayan her bir yurttaş yaşıyor. Bu acılar
onlara yaşatılıyor.
- İktidar mahkemeye
müdahale etti
Buraya girmeyi başaramayan, ciddi müdahalelerle karşılaşan
arkadaşlarım var. Doğal hakkını, açık yargılamayı izleme hakkını kullanmak
isteyen arkadaşlarım, seçmenlerimiz var. Biraz önce gözlerimizin önünde iktidar
mahkemeye müdahale etti ve buraya giren yabancı heyeti Adalet Bakanlığı
kararıyla dışarı çıkardı. Saklama gereği de duyulmuyor. Bu ne demek? Adalet
Bakanı bu hakkı nereden buluyor? Ben Almanya’ya gittim. Yargılanan Türklerin
duruşmasına katıldım. Bu siyasi iktidar kendisini bu ülkeyi rezil etmeye
vakfetmiş. Rezilliklerine bir rezillik daha eklediler.
- Yargılanmamızın
hukukla hiçbir alakası yok
Her gün demokratik siyasetin zemini zaten dinamitleniyor.
Bağımsız yargı zemininin dinamitlenmesi için de iktidar her gün elinden geleni
yapıyor. Hukuki savunmalar yapıyor değerli avukatlarım, ama bu sürecin, benim
yargılanmamın, bizim yargılanmamızın hukukla hiçbir alakası olmadığını herkes
biliyor. Herkesin bildiği, kiminin izlediği, kiminin mağduru, kiminin müsebbibi
olduğu bir süreç yaşıyoruz.
- Bugün Ankara
Valiliği bu mahkemeye çalışıyor
Nur topu gibi, bitmeyen bir OHAL yapmışlar; onun yanı sıra
sokakta 3 kişiyi bir arada yürütmeme gibi operasyonlar da devam ediyor. Bugün
Ankara Valiliği bu mahkemeye çalışıyor; büyük bir görev aşkıyla, burada
Yüksekdağ’ın yargılandığından kimsenin haberi olmasın diye uğraşılıyor.
- Birkaç ömrüm daha
olsa, aynı şeyleri yeniden yaparım
Bizler bu sürece mahkum değiliz. Ben mahkeme salonlarıyla
ilk defa karşı karşıya gelmiyorum. Ben ensesi kalınlarla ilk defa
karşılaşmıyorum. Ben bu ülkede bir kadın olarak hep mücadele ettim ve zulmün
her türlüsünü gördüm. Daha fazlasını da görebilirim, sorun değil. 100 yıl ceza
isteniyor. Emin olun birkaç ömrüm daha olsa aynı şeyleri yeniden yaparım, yeter
ki, bir asra değecek bir davamız olsun. Bizim bir asra değecek davamız var, o
da barış ve demokrasi davası.
- İktidar kendini
ilahi varlık olarak mı görüyor?
Türkiye çok acı gördü, çok zulüm gördü ve artık çıkış
istiyor. Ne zamana kadar bu iktidar konuşanı zorla bastırarak, hukuku devre
dışı bırakarak yönetmeye devam edecek. Etrafımız kaynıyor. Etrafımız ateş
çemberi. Kendilerini dokunulmazlık zırhıyla kuşatılmış ilahi bir varlık olarak
mı görüyorlar?
- Biz çıkış projesi
önerdik
Biz HDP olarak Türkiye için bir çıkış projesi önerdik. Bakın
dedik, dengeler değişiyor, etrafımız ateş çemberine dönmüş. Zaten Türkiye’nin
çözmediği kendi içinde önemli sorunlar var. En temel çıkış siyasi çözümdür.
Başlatanlar da onlar, bitirenler de onlar, muhatap olanları yargılayanlar da
onlar. Bu kadar büyük bir tutarsızlık olabilir mi?
Ama Türkiye’yi yöneten siyasi iktidar bu işi böyle
yürütebileceğini düşünüyor. Bu kabul edilebilir mi? Birilerinin buna dur demesi
gerekiyordu. HDP işte tarihsel olarak böyle bir rolle siyaset sahnesine çıktı.
Türkiye’de çözümün, demokratik yaşamın partisi olmak. O süreçte görüşmeler,
diyaloglar devam ederken, çatışmaların durduğu ve ölümlerin yaşanmadığı
yaklaşık iki buçuk yıl geçirdik.
- İktidar barıştan
kendine ekmek çıkmayacağını gördü
HDP 7 Haziran seçimlerinde yüzde 13 oy alınca, bu iki buçuk
yıl geri dönülemez ve hala dönemeyeceğimiz biçimde bozuldu. Çünkü siyasi
iktidar barıştan, demokrasiden kendisine ekmek çıkmayacağını gördü. 7
Haziran’dan sonra ortalık kan deryasına döndü ve iktidar sahipleri gözümüzün
içine baka baka “400 vekil verseydiniz bunlar olmazdı” dedi. Biz o zaman bu
mahkeme salonlarına geleceğimizi biliyorduk.
Daha fazlasını da biliyorduk ya; Allah'ın sevgili
kuluyumdur, bana biraz daha yaşa demiştir. O nedenle buradayım. Sayısız ölüm
tehditleriyle, taammüden ölüm girişimleriyle karşı karşıya kaldık. Selahattin
Demirtaş da aynı şekilde. Biz o tarihten itibaren bu ülkede barışın
kazanabileceği tavrımızın saldırıya uğrayacağını biliyorduk. Tutuklanıncaya
kadar da bu taarruzlar hiç bitmedi. Binlerce arkadaşımız gözaltına alındı,
tutuklandı. Sadece biz tutuklandıktan sonra partimin 5000 üye ve yöneticisi
tutuklandı. Enis Berberoğlu ile birlikte tutuklu milletvekili sayısı 12.
Bunları kimse unutmayacak. Figen Yüksekdağ’ı da HDP‘yi de kimse unutmayacak.
Bunlar zulmün zorbalığıyla yazılıyor. Tarihin bir evresinde zulüm güçlüyse,
direniş de onun kadar güçlüyse asla unutulmaz ve mutlaka hesabı sorulur.
- Türkiye’de terör
örgütü patlaması oldu
Karşımızda şöyle bir siyasi yapı var; tek adam, tek yargı,
tek düşünce ve dışında kalan herkes terörist. Türkiye’de “terör örgütü”
patlaması oldu. “Terör propagandası” patlaması oldu. Bu, tarihsel kırılma
anlamına gelir. İktidar hiçbir sorumluluk hissetmeden herkesi terörist ilan
ediyor. Bir ülkenin kendisine duyduğu güven açısından bu ne anlama geliyor? Bu,
sosyolojik bir çürümedir. Yüz binlerce terör örgütü propagandası yapan örgüt
üyesi var. Bir ülkede yüz binlerce terör örgütü propagandası yapan varsa,
iktidarın dönüp kendisine, kendi propagandasına bakması lazım. Acaba ben ne
propagandası yapıyorum, Türkiye toplumu ne kadar kendine ait hissediyor?
- Türkiye’yi
kendilerine benzetmeye çalışıyorlar
Türkiye toplumu Anayasa değişikliği ile gelen rejim
değişikliğine karşı. Bunun böyle olduğu bilinmesine rağmen hiçbir şey yokmuş
gibi davranmamızı bekliyorlar. Bu şizofrenik bir haldir. Ben bu ülkenin tek
akıllısıyım demiyorum. Ama bu ülkeyi şizofrene çevirecekler.
Gayri meşru bir Anayasa. Türkiye toplumu onay vermiyor, ama
yaptım oldu diyor silahı, gücü, yargıyı, devlet mekanizmalarını elinde
tutanlar. Böyle bir zorlama sadece siyaset kurumunda değil, aynı zamanda tüm
toplumsal yapı için de ciddi travmalara yol açar. Bana göre Türkiye’yi
kendilerine benzetmeye çalışıyorlar, ama başaramayacaklar. Türkiye toplumu çok
ciddi badireler atlattı, ama Türkiye toplumu hiçbir zaman böyle zorbalar
karşısında boyun eğmedi. Mutlaka tutacağı bir dal oldu. O dal HDP’dir; o dalı
kırmak istediler.
- Bizim
saklayacağımız bir şey yok
Türkiye’de yurttaşların tutabileceği bir dal vardı ve bu dal
yeşeren güçlenen bir daldı. Bu dalı kırarsak sorun çözülür dediler. Sorun
çözüldü mü? Biz buradayız. Ben buradayım, ha Meclis’te ha burada. Beni bu
mahkeme salonlarına zorla getirenler utanacaklar. Beni bu mahkeme salonlarında
halkımın temsil hakkını savunduğum için yargılayabileceğini sananlar
yargılanacaklar. Bizim saklayacağımız, gizleyeceğimiz bir şey yok. Haram oy,
haram para yemedik. Birileriyle bir gün dost, bir gün düşman olmamışız. Bir o
tarafa bir bu tarafa dönmemişiz. Biz gayet rahat mahkemede bulunuruz, ama onlar
rahat edemeyecekler.
- İçişleri Bakanı
itiraf etti
Ben nasıl ikna olacağım adil yargılandığıma. Benim ilk ceza
aldığım davada karar çıktı, TV’de alt yazılar geçmeye başladı. Alt yazıyla
birlikte İçişleri Bakanı dedi ki, “Figen Yüksekdağ’a sırtını dayaması için 4
duvar verdik.” Bakın, bir ülkenin İçişleri Bakanı bunu söylüyor. Sen mi verdin
o 4 duvarı, sen mi verdin o kararı? Çıksak desek ki, kararı siz veriyorsunuz,
hakimleri canlarından bezdiriyorsunuz, bunu söyleyin desek, bu kadar güzel
itiraf edemezlerdi.
Sonraki günlerde aynı mahkeme milletvekilliğimin düşürüldüğü
gün benim hakkımda son savunmamı dahi almadan ceza vermek istiyordu. O gün
karar vermesini avukatlarım engellemişler, hukuki olarak. Sonra vardığım sonuç
şu: Benim milletvekilliğimin düşürüldüğü gün o mahkemeye karar çıkarması için
talimat verilmiş. Aynı gün Selahattin Demirtaş’a ceza verildi. İdris Baluken
yeniden gözaltına alındı, benim vekilliğim düşürüldü, bana da ceza vererek
tabloyu tamamlamak istediler. Sanki Saray’da bir merkez, bir hukuk masası var,
tüm yargılama süreçlerini ince ince hesaplıyor, tüm ayrıntılarıyla planlıyorlar
ve bunlar sahada karşımıza çıkıyor. Bizim bu mahkemelerde gerçek anlamda bir
yargılama yapıldığını düşünmemiz olanaksız.
- Türkiye’de her şey
olağanüstü
Türkiye’de bazı mekanizmalar normal işleyebilseydi, yargı
mekanizması da siyaset mekanizması da normal güzergahında gitseydi, mahkeme
salonunda da gerilimler yaşanmazdı. Bu mahkemenin diğerleri gibi olmayacağı da
açık. Evet sizin üslubunuz var, ama bu mahkemede haksız hukuksuz
milletvekilliği düşürülmüş, temsiliyeti yargı kararlarının üstünde olan biri
yargılanıyor. Oy nedir, demokrasinin en temel kriteridir. Demokratik hukuk
devletinin temel ölçütü, seçme ve seçilme hürriyetini ne kadar uygulayıp
uygulamadığından geçer. Hayatın olağan akışı diye bir şey kalmamış ki. Hiçbir
şey olağan akmıyor. OHAL var, olağanüstü siyaset var, bürokrasi var, her şey
olağanüstü.
- 6 milyon insan oy
verecek, 3 kişilik mahkeme 'hükmü yok' diyecek
Davalar açılabilir, yargılamalar yapılabilir.
Milletvekilliği bittikten, yasama süreci kapandıktan sonra hüküm uygulanır,
ardından hükmün uygulanması ertelenir. Bizlerin tutuklanması ile beraber artık
bu içtihat kaldırıldı. Nasıl yapıldı? Meclis’teki haksız çoğunluk kullanılarak
Anayasa devrildi. Bakın bu yanlışı yapan partilerden biri kendisini yollara
vurmuş adalet arıyor. İnsanlar oyunu sana emanet etmiş. Yargıya mı emanet etti
Van halkı oyunu? Beni 400 bin nüfuslu Van halkının yüzde 70’i, 6 milyon yurttaş
da bizi seçecek, sonra 3 kişilik bir mahkeme heyeti 'hükmü yoktur' diyecek ve
benim vekaletim devre dışı kalacak.
- İktidar, krizi
mahkeme heyetinin üzerine attı
Kendi sorununu ve krizini başkaları üzerine atmakta çok
ustadır bu iktidar. Attılar mahkeme heyetinin üzerine, korsan bir şekilde
Anayasa değişikliği gerçekleştirdiler. Sonra sorumluluğu yargının üzerine
attılar. Şimdi bu kadar inandırıcılıktan yoksun bir şey olabilir mi? Hukuk,
evrensel kriterler bunun neresinde? Bunun üzerinden hala siyasi operasyonları
sürdürebileceklerini sanıyorlar, ama bu sürdürülebilir değil. Her tekçi rejim,
kendisini her şeyin yerine koyan her rejim gitmiştir. Arkasında iyi izler
bırakmadan, çoğunlukla kötü izler bırakarak gitmiştir. Bu iktidar için de aynı
akıbet söz konusudur.
- 6 milyon insanı
alacak duruşma salonu yok
Ben geldim tek başıma buraya. Ben, ben değilim ki. 6 milyonu
hangi duruşma salonuna dolduracaksınız? Benim sözlerimin altına imza atan 6
milyon var. Hatta ben onların sözlerini söylüyorum. 6 milyon insanı alacak
duruşma salonu icat edilmedi ki.
Bu ülke çok büyük acılar yaşadı. İdamlar, faili meçhuller…
Türkiye hala bunların kabuk bağlamayan yaralarıyla boğuşuyor. Bugün bir yara
daha açtılar. Ölümcül bir yara açtılar. Siyasi iktidar “referandumdan çıktık,
zaten iktidar cepte” diye düşünebilir, ama hiç de öyle değil.
Biz ne için yargılanıyoruz? Çözüm yeri parlamento, siyaset
yapmak gerek, tamam eyvallah. Ondan sonra, “Hop tamam, bu kadar olmaz.” Siz
demediniz mi Meclis’te siyaset yapın. Ee geldik, buyurun. O fezlekelerdeki
sözlerin hepsini Meclis’te de söyledim ben.
- Ben hiçbir sözümü 3
gün sonra inkar etmem
Beni bu zamana kadar tanıdıysa Türkiye kamuoyu, herhalde
biliyordur. Ben Meclis kürsüsünde söylemeyeceğim sözü miting meydanında
söylemem. Meclis kürsüsünde egemenin yüzüne söylemediğim sözü toplantıda,
açıklamada söylemem. Sözümü 3 gün sonra inkar etmem. Her konuşmam Meclis
kürsüsünde savunulmuş sözlerdir. Kürsü dokunulmazlığı denen de, kürsüde
söylenen sözlerin başka yerlerde tekrar edilmesi olarak tanımlanır. Bu evrensel
bir tanımdır. Kürsüde söylediğim sözü her yerde onurla, gururla tekrar
etmişimdir.
- Sözlerinden
cayanlar hesap vermeli
Parlamento’da söylediği sözlerden cayanlar hesap vermelidir.
Dün bize söz verenler, demokratik siyaset, parlamentoda siyaset diyenler, o
çağrıları yapanlar, Kürt halkını yıllarca oyalayanlar nerede? Onlar şimdi
sadece savaş sözü söylüyor, dillerinden ellerinden kan damlıyor.
- Biz şükür,
Meclis’in iyi günlerini gördük
Bizlerin tutuklanması ve HDP’ye dönük siyasi operasyonun
başlamasıyla şu mesaj verildi: Demokratik siyaset yapmayın; çok tehlikeli,
mayınlı alan. Ben gençlerin ne düşündüğünü merak ediyorum. Meclis’e gideceksin,
yargılanacaksın, söylediğin sözlerden dolayı yargılanacaksın. Zaten İç Tüzüğü
değiştirmeye hazırlanıyorlar. Meclis’te ağzını açmak, elini kaldırmak yasak.
Biz şükür, iyi günlerini gördük. Yarın öbür gün sola sağa dönmek cezaya bağlanır.
Bu da iktidarın niyetini gösteriyor. Demokratik siyaset yapmayacaksınız mesajı
verildi. Demokratik siyaset anlayışının gelişmesi onların önündeki en büyük
engel.
- Ana muhalefet
lideri adalet arıyor, ikinci büyük muhalefet partisinin liderleri tutuklu
Cezalandırdıklarını sanıyorlar. Bizler zulmün karşısında
direnmeyi onur sayarız. Hz. Ali demiş ya 'direniriz'. Bu duruşumuzla, bu
saldırganlık karşısında direniriz, halkımızın duygusuna tercüman oluruz. Onur
sahibi Türkiye yurttaşlarının bu zulmün karşısında direneceğinden eminiz.
Bizler mahkeme salonlarında, hapishanelerde direniyoruz. Kimileri adalet için
kilometrelerce yol yürüyor. Kimileri özgürlük, barış demekten vazgeçmeyerek
direniyor. Bugün Türkiye’nin ana muhalefet partisinin başkanı kilometrelerce
yürüyerek adalet arıyor, ikinci büyük partisinin Eş Genel Başkanları tutuklu.
Kadınlar yaşamın her alanında kendilerine dayatılan haksızlığa karşı dimdik
durarak direniyor.
7 Haziran’la
hayallerin gerçeğe dönüşebileceğini gördük
Türkiye halklarının kazanma iradesi cezalandırılmak
isteniyor. HDP Eş Genel Başkanları, siyasetçileri nezdinde Türkiye halkları
cezalandırılmak isteniyor. Türkiye’de barış ve demokrasi projesi uzak bir
hayal, marjinal siyaset alanının konusu olarak görülürdü. Başarıya ulaşmayacak
bir alan, hep muhalefette kalmanın göstergesi olarak görülürdü. Ama 7
Haziran’la birlikte bu hayallerin gerçeğe dönüşebileceğine halk kendisi de
inandı, bütün Türkiye’yi de inandırdık. HDP, bütün Türkiye halklarının hayalden
gerçeğe zaferidir. Tüm Türkiye halklarının hayallerinin başarıya dönüşmesi
hikayesidir. Bu hikayeyi zulümle noktalamak istediler. Ama çok şükür o hayaller
hala hayatta. Hayal etmeyi ve kazanmayı bilenler oldu hep. Bu ülkenin insanları
hiçbir zaman umudunu kesmeyecek. Kazandık, gene kazanacağız. Bu karanlık
günlerin geçeceğine yürekten inanıyorum.
- HDP’nin önünü
keserek kadınların önünü kesmek istediler
Kadınlara gözdağı vermek istediler. Kadınlar Türkiye’de
kazandığı her hakkı dişe diş bir mücadeleyle kazanmıştır. Hayatımız hiç bir zaman
kolay olmadı. Evde de siyasette de hiçbir kadının yaşamı kolay olmadı. Ama bu
kötü şey, bize iyi bir şey öğretti: Tüm zorluklara karşı birlikte mücadele
etmeyi.
Kadınların bu kolektif direnci HDP’de bir siyasi güce
dönüştü. Kadınlar her yerde güçtür. Görünür, görünmez bütün alanlarda emeği
vardır. Merkezi siyasette kadının gücü bu kadar görünmemişti. Ne zaman ki HDP,
Eşbaşkanlık sistemini Türkiye siyasetine yerleştirdi, Meclis'e kalabalık kadın
vekiller ile girdi, o zaman HDP’nin önünü keserek kadınların da önünü kesmek
istediler.
- En çok kadınlığım
hedef alındı
Bana dönük gerçekleştirilen siyasi linç operasyonlarında en
çok hedef alınan özelliğim cinsiyetim, kadınlığım oldu. Biz bu zihniyete karşı
ömrümüzce mücadele ettik. “Bir kadın olarak sus”, “fazla konuşma” diyen bir
zihniyet kadının merkezi siyasette bir güç olmasına tahammül edemez. HDP,
merkezi siyasette, Meclis’te bu kadar büyük bir güç olunca, kadınların kolektif
gücü de Meclis’e taşındı. Bizim ilk yaptığımız, Meclis’te Kadın Parlamento Grubu
kurmak oldu. Bu Kadın Parlamento Grubu kendi toplantılarını yaptı, kadınların
taleplerini Meclis kürsüsüne taşıdı. Kadınların taleplerinin doğrudan merkez
siyasete aktarılmasını sağlayan bir kanal açıldı.
Ama geldiğimiz noktada partimize karşı başlayan
operasyonların ardından ilk milletvekilliği düşürme hareketine maruz kalan ben
oldum. İki milletvekilimiz var milletvekilliği düşürülen; biri ben, diğeri
Diyarbakır’dan kadın milletvekilimiz Nursel Aydoğan. Bunları tesadüf olarak
görmem mümkün değil. Siyasi iktidarın sistematik kadın düşmanlığının
göstergesi. Sayısız kez ortaya koydular. Şunu söylüyorlar, “Bir kadın olarak
benim çizdiğim sınırları geçme, benim belirlediğim ses tonu dışında konuşma,
beni kendinin eşiti olarak görme.” Bana ve kadın siyasilere bunu söylediler.
Ama diğer taraftan kadınların sözleri, eylemleri karşısında
bu söz ve iradeyle eşit, ona denk bir söz ortaya koyamadılar. Sözü sözüme denk
değil. Sözü kifayetsiz, düşüncesi kifayetsiz, niteliksiz. Sözü, bilinci, siyasi
duruşu kadının siyasi duruşuna eşit değil. Evet ortada bir eşitsizlik var, ama
bizim zayıflığımızdan değil erkek egemen siyasetin zayıflığından kaynaklı bir
eşitsizlik. Onlar kadının özgür gücüyle baş edemeyecek güçteler. Benim sözümle
baş edemeyenler, bugün beni hapsedebiliyor. Biz bu adaletsizliğe karşı mücadele
yürütüyoruz. Adil olan kadınlar, Aleviler, işçiler, emekçiler için demokrasi ve
barışın yoludur. Türkiye’de gerçek anlamda demokrasi tesis edilmezse, kimse
için adalet olmayacak. Bugün bizleri adaletsizlikle karşı karşıya bırakanlar
adalet arayacaklar.
- Adalet iktidar
partisinin sadece tabelasında var
Çok kötü iktidar görmüştür bu memleket, ama adalet kavramını
kendi tabelasına dönüştüren bir partiyi ilk defa görmüştür. Adalet sadece
iktidar partisinin tabelasında var.
4 gün önce duydum basından; iş insanları hakimin karşına
çıkıyor, AKP’liler rüşvet karşılığı kendilerini bıraktırabileceklerini
söylüyorlar. Mahkeme koridorlarında ailesiyle pazarlık yapıyor. Sahtekarlık
yapıyor. Bu cüreti nereden buluyor bir partinin ilçe yöneticisi? Bir partinin
ilçe yöneticisi yargıyı yönetmeye kalkıyorsa, bu memlekette adalet sadece bir
tabeladır.
- Biz oldukça çoban
çocukları, köylü kızları milletvekili olacak
Bugün beni savunma yapmadan önce yorup, savunmayı kısaltma
yöntemi izlediniz, biliyorum. Ama son olarak şunu söylemek istiyorum; HDP bu
ülkenin geleceğidir. Ben de bu partinin tutuklu Eş Genel Başkanı olarak
HDP’nin, Türkiye’nin bugünü ve geleceği olduğunu en net şekilde yeniden ifade
ediyorum. Biz olduğumuz müddetçe bu topraklarda umut tükenmeyecek. Hayallerini
zafere dönüştüren insanlar tükenmeyecek.
Çoban çocukları, benim gibi köylü kızları milletvekili
olacak. Biz olduğumuz müddetçe kadınlar, işçiler, emekçilerin merkezi siyasette
sesi olacak. Türkiye’de merkezi siyaset para sahibi bir avuç elitin babasının
malı olmayacak. Bizim tek suçumuz bu. Dedik ki, Meclis sizin babanızın malı
değil. Köylü kızı Figen de gelir milletvekili olur, Şırnak’taki çobanın oğlu
Ferhat da gelir milletvekili olur, bir işçi de gelir milletvekili olur dedik.
Buraları size bırakmayacağız dedik. Bu nedenle cezalandırılıyoruz.
7 Haziran’da yüzde 13 almasaydık bizi idare edebilirlerdi,
ama bu sınırları tanımadık. Çünkü biz korkuyla siyaset yapmıyoruz. Kaybetmekten
korkmuyoruz. Kaybedersek ayağa kalkarız, zaferler için yürümeye devam ederiz.
Kazanırsak da daha büyük kazanmak için gene yürümeye devam ederiz.
Düşüncelerimize inanmaktan vazgeçmeyiz.
Ama siyasi iktidar tüm düşüncesini hep kazanmak üzerine
kilitlemiş. Meclis'in, devletin benim dışımda sahibi olmasın diyor. Tek sahibi
ben olayım diyor. Hiç kimseyle ortak olmaya niyetleri yok, toplum kavramları
yok. Haris, aç gözlü bir iktidar var. Biz de onun o mülkiyetçiliğini, o tavrını
çiğnedik geçtik. Sınırları da aşarız, Eş Genel Başkanlık da uygularız,
kadınlardan grup da kurarız dedik.
Bu yargılama tarihte anılacak bir yargılama ve bu süreç
yarını belirleyecek bir süreçtir. Biz bu süreçte söylediğimiz sözlerin değil
bizleri bu mahkeme salonuna getiren anlayışın yargılanması gerektiğini
düşünüyoruz. Türkiye’deki yargı da, siyaset de bu tavrı hak etmiyor. İktidar
çözemediği bütün sorunları yargının önüne boca ediyor, maşa olarak kullanıyor.
Yargıyı da, siyaset kurumunu da kurban ediyor. Geriye dönüp baktıklarında
sarayları, tek başına iktidarları kalıyor. Bu da demokrasi değildir.
- Söyledim, gene
söylerim
Ben fezlekelere konu olan sözleri söyledim, yine söylerim.
Hepsi çözüm gayesiyle söylenmiş sözlerdir. Bu sözleri söylediğimiz için bizi
yargılayanlar bunun hesabını vermelidirler. 7-8 fezleke derlenmiştir. En kritik
olanı DTK Kongresi'nde söylediğim sözdür. Türkiye’de savaş olmadan çözüm
sağlanabilir dedik. Bu çözümün yolunu, yöntemini önerdik. Anayasa tartışılırken
nasıl bir anayasa önerdiğimizi paylaştık, bunu da dünya aleme ilan ettik.
Doğru, Türkiye’deki rejimin demokratik tahribatını içeren sözlerdi. Türkiye’de
barış sorumluluğunu birilerinin üstlenmesi, risk alması gerekiyordu. Siyasi
iktidar risk almadı. Biz birileri risk almalı dedik ve o çağrıyı yaptık.
- Ben, yöneticisi
olduğum örgütü savunurum
İddianamede saçmalık silsilesi olarak tanımlayacağım şeyler
var. Terör örgütü yöneticiliğiyle itham ediliyorum, DTK yöneticisi olmam
hasebiyle. İddianameyi hazırlayan savcıya, size bir kere daha söylemek
istiyorum. Biz eğer bir örgüt kurduysak, bir örgütün yöneticisi olduysak onu
çatır çatır savunuruz. Bakın HDP’yi nasıl savunuyorum. DTK yöneticisi olduğum
iddiasını tüzüğündeki ‘her milletvekili doğal delegedir‘ ifadesine
dayandırıyorlar. Bu kadar komik bir şey olamaz. DTK yöneticisi olsam, bunu
göğsümü gere gere söylerdim; olmadan da DTK’yi savunuyorum. Kayıtlara geçsin;
DTK demokratik bir kurumdur, çözüm için çalışmıştır, devletin temasa geçtiği
bir kurumdur, terör örgütü ilan edilemez. Ben bir siyasi partinin Eş Genel
Başkanıyım. DTK savunulamayacak bir örgüt mü? Ben yöneticisi olduğum örgütü
savunamayacak bir profile mi sahibim? Bu kadar derme çatma bir iddia. Hukuki
bir savunma yapmayı da gerekli ve yararlı görmüyorum.
- Siyasi iktidar da
sokağa çıkma çağrısı yapıyor
Sokağa çıkma çağrısı kadar meşru bir çağrı yoktur. Yaptık,
yine yaparız. İktidar da yapıyor. Biz insanlara silahlanın çağrısı yapmadık.
Siyasi iktidar da sokağa çıkma çağrısı yapıyor. İktidar bizi sokağa çıkma
çağrısı yapmakla suçlayarak kendi suçunu örtmeyi amaçlıyor. O dönemde hangi
paramiliter güçler sokaktaydı, hangi silahtan hangi kurşun çıkmıştı? Biz
bunları biliyoruz. Bunların hepsini ayrıntılarıyla ortaya koyacağız. Dikkate
alacak bir mahkeme bulur muyuz, Allah kerim.
Ama tarihe geçecek. Provokasyon yaptılar. HDP’nin hem
ivmesini keselim hem de sorumluluğumuzu onlara boca edelim diye oluşturulmuş
bir iddiadır bu. O üzücü süreçte ölenlerin çoğu HDP’lidir. Bize bu zulmü
yaşatanlar utanmadan bizi suçluyorlar. Ama gerçekler inatçıdır. Bizim canımızı
yaktılar, yakmaya devam ediyorlar. Hesabını vermemek için yalan beyanlarla
ilerleyebileceklerini sanıyorlar.


