Maltepe Notları... "Sosyalistin görevi halkın olduğu her yerde olmaktır"
“Bugün itibariyle Türkiye’de düzen cephesinde bir değil iki
lider var. Herkes Akşener’e odaklanmışken Kemal Kılıçdaroğlu devasa bir hamle
yaparak Erdoğan’ın rakipsizliğini sona erdirdi”
GİRİŞ
Önce şu kaç kişi katıldı meselesiyle başlayalım…
Maltepe
miting alanı toplam 275 bin metrekarelik bir meydan… Metrekare başına 5 insan
diyerek hesapladığımızda, alanın tamamında 1 milyon 375 bin kişi var demektir.
Hadi 75 binini boş verin dersek geriye 1 milyon 300 bin insan kalır. Bu
toplama, kendilerini İstanbul’un ve ülkenin her tarafından Maltepe’ye taşıyan
otobüslerinin yanından ayrılmayanları, alana giremeyenleri, alan dışında
beklemeyi seçenleri ve alanın içerisindeki ağaçlık bölgelere kaçanları da
eklediğimizde sayı hemen hemen 1 milyon 500 bini bulur. Yani Maltepe’deki
Adalet Mitingi’ne katılmış olan insan sayısı “en az” 1 milyon 500 bin – 1 milyon
600 bin arasıdır.
Bu yaptığım hesaba benzer bir hesabı Harita ve Kadastro
Mühendisleri Odası da yapmış. Adamlar şunları söylüyor: “Konuşmaların
gerçekleştiği Maltepe Sahil Miting alanı yaklaşık 275.000 m2‘dir. Ayrıca miting
için trafiğe kapatılmış ve katılımcıların yer aldığı alan da yaklaşık 100.000
m2 dolayındadır. Toplamda 375.000 m2 alanda yurttaşlarımız mitinge katılım
sağlamışlardır. Katılımcı sayısının hesaplanmasında teknik olarak genelde m2‘ye
3 ile 6 arasında insanın yer aldığı kabul edilmektedir. Dolayısıyla
"Adalet Mitingine" en az 1.500.000 kişinin katıldığı ifade edilebilir”
İstanbul Valiliğinin katılım sayısına ilişkin olarak yaptığı
açıklamaya gelince… Valiliğin böyle bir açıklamayı, Recep Tayyip’in aynı
alanda, saraya çıkmadan hemen önce yaptığı mitingden sonra yapma ihtiyacı
hissetmemiş olması bizi ancak gülümsetmiştir. O mitinge katılım sayısının
ikibuçuk milyonlarla ifade edilmiş olmasına rağmen İstanbul Valiliği; “hayır
öyle değil, böyledir” şeklinde herhangi bir açıklama yapmamıştır.
Ahmet Hakan bugünkü (11 Temmuz 2017) yazısında; “Eğer hem
Tayyip Erdoğan’ın verdiği rakam hem de İstanbul Valiliği’nin verdiği rakam
doğruysa… “Adalet Mitingi”nde… Maltepe Meydanı’nın neredeyse 10’da 9’unun boş
olması gerekirdi. Miting sırasında Maltepe Meydanı’nda böyle devasa bir boşluk
oluşmadığına göre… Ya Erdoğan’ın verdiği rakam doğru değil ya da İstanbul
Valiliği’nin verdiği rakam doğru değil. Bu durumda… İstanbul Valiliği, yeni bir
açıklama yapmalı. Hadi bakalım Sayın Valilik! “Tayyip Erdoğan’ın verdiği rakam
doğru değil” falan diye bir açıklama yapın” diyor…
Bu açıklamayı bizler de
bekliyoruz… Valilik makamı bir açıklama yapmalı ve kendi makamını ya da Recep
Tayyip’i yalanlamalıdır!
1 Mayıs 2015’in Taksim’de gerçekleştirilmesinde direnen
sendikalara ve demokratik kitle örgütlerine yönelik olarak Recep Tayyip’in
neler söylediği hala akıllardadır. O tarihte başbakanlık koltuğunda oturan
Recep Tayyip, 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nda miting yapmak için ısrar edenlere
şöyle sesleniyor; “ Bir Yenikapı var. 1.5 milyon insan alıyor. Bir Maltepe var. 2 milyon insan alabiliyor. Eğer
kendine güveniyorsan git o meydanlarda yap mitingini”… Valiliğin ikinci bir
açıklama yapması artık boyun borcudur!
İZLENİMLER
Miting ve meydan izlenimlerimize gelince…
Saat 19.30 gibi
çıktığımız Maltepe’den Silivri’ye varışımız 24.00’ı buldu, bu mesafe aslında en
fazla iki saati asla geçmeyen bir yolculuğa eşittir, öncelikle bunu belirtmek
istiyorum. İstanbul böyle bir şey yaşamış mıdır ki? Sanmam! Maltepe’den 2.
Köprüye kaç saatte ulaştık bilmiyorum… Trafik kilit falan değil, resmen altüst
idi…
Alana saat 16.40 gibi girdik, bu yürüyüş fikrini kim ya da
kimler bulmuşsa gerçekten ama gerçekten kutlamak lazım… Bu arada altını hemen
çizmem gerekiyor, ben Silivri grubundan ayrılıp gözleme ve fotoya başladığımda
alana takkeli, şalvarlı, poturlu, hatta cübbeli bir sürü adam ve çarşaflı, tesettürlü
bir sürü kadın ve kız, karşılıklı alkışlamalar eşliğinde giriş yaptı… kimse
kimseyi yadırgamadan… yan yana durdu herkes… Bir hatırlatma: ben Kılıçdaroğlu başkan
olduğundan beri eşini üçüncü kez, oğlunu, ikinci kez, kızını ve gelinini ise ilk
kez kamuoyu önünde gördüm…
Gördüğüm başka bir şey daha var… Katılımcıların önemli bir
bölümünün başlarında, siyah beyaz eski Türk filmlerinde izlediğimiz türden
şapkalarıyla, tiril tiril kıyafetleriyle, piknik sepetleriyle, soğuk
sandviçleriyle ve içecekleriyle gelmiş olmaları, bir başka deyişle, İstanbul
burjuvazisinin nispeten daha alt kesimlerinden olduklarını adeta bağırmaları, CHP’nin
yine ve her zamanki gibi bir orta burjuvazi partisi olduğu gerçeğini bir kez
daha gözümüzün içine sokar gibiydi. Ama belki de ilk kez bu çemberi kırmak için
eline çok somut, çok net ve çok büyük bir fırsat geçmiştir CHP’nin...
Bizi getiren otobüsten alana doğru yürürken, Türkiye'nin
birçok ilinden gelen otobüsler gördüm yollarda dizi dizi… Sivas, Tokat,
Antalya, Ankara, Eskişehir, Bolu, Adapazarı, Kocaeli, İzmir, Bursa, Denizli,
Uşak, Manisa, Aydın, Mersin, Isparta... Avcılar ilçesi 87 otobüsle İstanbul ilçeler
rekoru kırmış bilgisi ulaştı, bilemem, Silivri'den 70 otobüs fazlaydılar...
Gurur duyulacak bir
dipnot; yaklaşık 11 saat aç kaldık... sadece su dağıtıldı... oysa ki AKAPE
mitinglerinde yiyecek ve kumanya hep ganidir, üstelik bir de, yine AKAPE mitinglerinin
tersine, alan girişlerinde yevmiye dağıtanlar yoktu... en son sabah kahvaltısı
yapıp çıkmıştım evden... alanda seyyar satıcılar da yoktu... 11 saat açtık...
çünkü biz egemenlere göre "fetö(?!)cüydük", “vatan haini”ydik, vs vs
idik, müstehaktı bize… dedim ya, 11 saat açtık... Açtık ama oradaydık ve sol
göğsümüzün altındaydı onurlarımız!
Bu arada HTKP genel başkanı ERKAN BAŞ'ı gördüm... yanına
gittim, ve önce bir el sıkıştık ki elim kopuyor zannettim... sonra dayadım
lafımı; "başkan, ben senden yaşça epey büyüküm, senden daha fazla yaşadım
ve gördüm... bu işler böyle kavgayla gürültüyle olmuyor, 40 yıl sonra en çok da
bunu öğrendim, Kadıköy’de kavga etmek yerine, eskisi gibi yine yan yana
olmanız, tekrar birleşmeniz gerekir" dedim... "abi" diyerek
başlayacak oldu, sözünü kestim, "Birleşik Haziran" lı ilk cümlesini
hani neredeyse çocuğun ağzına tıkadım... "içim sızlıyor yahu sizleri böyle
gördükçe, birleşmeniz şart" dedim, başkan güldü ve sarıldı bana... Yanında
8 – 10 genç vardı… Başkanın duruşu, tavırları, yaklaşımı bana delikanlıca
geldi, halk gibi geldi ve sanki sözgelimi Kemal Okuyan’da sıkça gördüğüm
akademisyenvari, o biraz hani böyle üstten üstten bakan bir format Erkan Baş’ta
yok gibiydi.
Alanın, konuşmaların yapıldığı platforma yakın bir yerinde
HTKP’lilerle BHH (Birleşik Haziran Hareketi) taraftarları konuşlanmıştı… Yine
en militan, en atak, en gür ve en sosyalist duruş onlardaydı…
Polisle olan diyaloglar da dikkatimi çekti… Katılımcılar
polise, polis de katılımcılara biraz da abartılı bir biçimde yardımcı
oluyorlardı. Polisin halka karşı genel tavrını çok iyi bildiğim için, bu
manzara karşısında şaşırmadım diyemem. Ama bu alışılmadık durumun beni teslim
almasına asla izin vermedim.
Türkülere halayların eşlik ettiği, sıcağa azami bir biçimde direnildiği
Adalet Mitingi, özellikle İstanbul’un artık tamamen yarıldığını çok somut, çok
net, çok yalın bir gerçeklik olarak önümüze koydu, gözler önüne serdi. Türkiye
yansımalarını ise zaman gösterecektir diye düşünüyorum…
Kemal Okuyan, mitingi değerlendirdiği yazısının bir yerinde;
“Bugün itibariyle Türkiye’de düzen cephesinde bir değil iki lider var. Herkes
Akşener’e odaklanmışken Kemal Kılıçdaroğlu devasa bir hamle yaparak Erdoğan’ın
rakipsizliğini sona erdirdi. Ortada büyük bir başarı var. Zamanlama, yöntem, hedef,
içerik açısından Kılıçdaroğlu neredeyse kusursuz bir süreç yönetti. Akıl başka
yerden geldi-gelmedi tartışması bir yerden sonra anlamsız günümüz dünyasında.
Kılıçdaroğlu şimdiye kadarki düşük profilden bir anda kurtuldu ve Erdoğan’ın
rakipsizliğini sonlandırma arayışına kapsamlı bir yanıt verdi” (SOL.ORG)derken,
bana göre, gündelik politik gidişatta açılan yeni bir sayfaya işaret ediyor ve
Kılıçdaroğlu’nun yakaladığı çok çok önemli ivmenin altını çiziyordu.
Erkan Baş ise en az bunun kadar önemli bir başka noktayı
işaret ederken şu cümleleri kuruyordu; “Bu heyecana ama çok daha önemlisi bu
mücadeleye dahil olmayan, bunun için kılıflar bulmaya çalışanlar dün itibariyle
büyük bir yenilgi almışlardır. Çok açık yazacağım, bunlar sosyal medya solcularıdır.
Emekçi halkın hayatıyla bir bağları yoktur. Hayatın içinde değildirler, ülkeyi
ve dünyayı esas olarak internet üzerinden anlamaya çalıştıkları için bir
taraftan kendilerini kimsenin görmediği doğruları görenler sanıp, bir taraftan
da hata üstüne hata yapmaktadırlar. Nihayet geldikleri yer, Akit isimli
paçavranın ‘bak böyle solcular da var’ haberine konu olmaktan ibarettir.
Ergenekon yargılamaları sırasında Zaman gazetesinde boy gösterenler şimdi nasıl
insan içine çıkamıyorsa bir kaç yıl sonra bunların da durumu aynen böyle
olacaktır” (İLERİ HABER)
SON SÖZ YERİNE
Farkındayım, bu yazıyı uzun tuttum, ama böyle olması
gerekiyordu… Çünkü ortada gerçekten tarihi sayılabilecek bir toplumsal olay,
bir politik gelişme vardır. Dolayısıyla bu yanına bakarak yazı kısa bile
sayılabilir diyebilirim. Son sözü “Gezite.org” dan Barış Yıldırım’a bırakıyor ve söylediği
her kelimenin altına gözlerim kapalı imzamı attığımı belirtmek istiyorum…
“Adalet Yürüyüşü, faşizm koşullarında liberal burjuva
siyasetin önderlik ettiği demokratik bir eylem. Bir dolu tutarsızlığı ve
eksiği, ama her harfi haklı bir talebi var: Adalet. Bu yürüyüş, halkın öz
eyleminin yerine geçemez, onu ikame edemez, “bütün kilitbahirleri” önümüzde
açamaz. Dahası, bu eylem, olası bir post-AKP dönemde burjuvazi ve emperyalizmin
yeni kayyımlarının iktidar otobüsüne giriş bileti olarak kullanılacak. Kayyımın
adının ve tarzının değişmesinin (mesela CHP olmasının) iktidarı halkın lehine
bir santim bile değiştirmediğine hiçbir şey değilse 14 yıllık AKP iktidarı
tanıktır. Emin olabiliriz ki, bu dönem geldiğinde solun sınıftan en kopuk
unsurları, belki AKP’ye yanaştığından daha hızla ve şevkle CHP’ye yanaşacak. Fakat
bunların hiçbiri, halkın sokağa yasaklandığı yarı-açık faşizm koşullarında
Maltepe alanını milyonlarca insanla dolduran bir eylemin değerini azaltmaz.
Sosyalistin görevi halkın olduğu her yerde olmaktır. Haklı her talebi
desteklemek, hatta yeri geldiğinde yanlış sloganlarla toplanmış halk
kitlelerinin bile içinde olup siyasete yön vermektir. Fakat aynı zamanda
kitlelerin seliyle sürüklenmemek, kendi sloganlarını ve hedeflerini hiçbir
zaman unutmamak, emekçi sınıflar dışında hiçbir sınıfın siyasetine
yedeklenmemektir. Diyalektik raydan sağa ve sola doğru çıkışların eleştirisi
sıklıkla orta yolculuk sanılır. Oysa sorun “altın orta”yı bulmak değil doğru
yerde durmaktır. Adalet Yürüyüşü talepleri haklı, yöntemi saygın, fakat
önderliği güvensiz, söylemi yetersiz bir eylemdi. Talepleri desteklemek ve
eyleme dahil olmak gerekli ve meşrudur. Burjuva siyaseti kılavuz bellememek ve
devrimin ve sosyalizmin söylemlerini yükseltmek ise devrimin gündelik görevi. Gerçek
adalete giden yol hâlâ Gezi’den, Gazi’den, Amed’den, Yüksel’den geçiyor”
(HAYRİ GÜNEL)








