'İki ayyaş'tan, 'aziz Atatürk'e? - İlker Belek
Oysa hedef 2019’da başkan seçilmekti ve belli ki
kutuplaştırma stratejisinin ters tepeceğinin hissedildiği noktaya gelinmişti.
Kimi AKP’li yazarlar da, gerilimin parti aleyhine işlediği konusunda uyarılarda
bulunmaya başlamıştı.
Kendi şirketlerinin araştırmalarına göre oy oranları %41’di
ve %5’lik Bahçeli desteği de durumu kurtarmaya yetmiyordu. Seçmenin %15’i ise
kararsız olduğunu itiraf ediyordu.
Başkanlığı garanti edebilmek için Akşener’in tabanına,
kararsızlara oynamak, MHP’lileri tedirgin etmemek, CHP’lileri de “durum o kadar
da vahim değilmiş”e ikna etmek lazımdı.
'İKİ AYYAŞ'TAN, 'AZİZ ATATÜRK'E
Tarih 28 Mayıs 2013. Erdoğan grup toplantısında alkolü
sınırlayan düzenlemelerine dair konuşurken şöyle diyor: “İki tane ayyaşın
yaptığı yasa muteber oluyor da dinin emrettiği bir yasa sizin için neden
reddedilmesi gerekiyor?”
Gelen eleştiriler üzerine sonradan “iki ayyaş”a açıklama
getirme lüzumu hissediyor, ama laik kitle bu laftan çıkarması gereken anlamı
çıkarıyor ve kast edilenlerin Mustafa Kemal ile İsmet İnönü olduğunu bir tarafa
not ediyor.
“Atatürk” dememek için özel çaba sarf eden AKP’lilerin
tutumu bu 10 Kasım’da birden değişti. Hatta bu kez “aziz Atatürk” diyerek kendi
içlerinde bir “devrim” bile gerçekleştirdiler.
Ne oldu? Gerçekten bir dönüşüm mü var?
Hiç değil. Ama “hiç değil”in ötesinde başka bir durum daha
var.
Önce ilk kısma bakalım.
Bunların fıtratı takiyye. Takiyye, yani kendi lügat
tanımları olarak “Müslüman’ın, canının ve malının tehlikede olduğunu
hissettiğinde karşı taraf gibi görünmesi”. Yani rol yapmak. Kuran’da
dayanakları olduğunu da yine kendileri söylüyorlar: Ali İmran suresi, 28. ayet.
Mustafa Kemal’le ilgili son pozisyonları tam olarak budur.
Mecbur kaldılar. Ellerindeki tek ideolojik araç uzun süredir
dindi. AB üyeliği, demokrasi, seçkinlerin tasallutuyla mücadele gibi işlerin
foyası bir bir ortaya çıkmıştı. Dinle idare etmeleri ise hep söylediğimiz gibi
mümkün değildi. Din siyaseti cumhuriyetçi, laik kesimi kendilerinden daha da
uzaklaştırıyor, kutuplaşmayı artıyordu.
Oysa hedef 2019’da başkan seçilmekti ve belli ki
kutuplaştırma stratejisinin ters tepeceğinin hissedildiği noktaya gelinmişti.
Kimi AKP’li yazarlar da, gerilimin parti aleyhine işlediği konusunda uyarılarda
bulunmaya başlamıştı.
Kendi şirketlerinin araştırmalarına göre oy oranları %41’di
ve %5’lik Bahçeli desteği de durumu kurtarmaya yetmiyordu. Seçmenin %15’i ise
kararsız olduğunu itiraf ediyordu.
Başkanlığı garanti edebilmek için Akşener’in tabanına,
kararsızlara oynamak, MHP’lileri tedirgin etmemek, CHP’lileri de “durum o kadar
da vahim değilmiş”e ikna etmek lazımdı.
Burası tamam, denklemin seçim taktiğinin ötesine taşan
kısmına gelince:
AKP aynı zamanda “Atatürkçülüğe” müdahale etmeye, Mustafa
Kemal’i ve “Atatürkçülüğü” AKP’lileştirmeye çalışıyor.
Şimdiye kadar pek çok önemli başlıkta yaptığı gibi: Örneğin
fikir ve inanç özgürlüğü, laiklik, demokrasi. AKP bu kavramların tümünü
dinselleştirdi. Cihatçılığı fikir ve inanç özgürlüğü içine dahil etti. Dinci,
cihatçı örgütleri sivil toplum örgütü diye kabul ettirdi. Laikliği dine
özgürlük biçiminde yeniden anlamlandırdı.
Şimdi aynı operasyon anlaşılan Mustafa Kemal üzerinde
yürütülecek.
Toplumsal bilinçte bir türlü önemsizleştirilemeyen Mustafa
Kemal AKP’lileştirilmeye, dinsel bir bağlam içine yerleştirilmeye çalışılacak.
Bunun böyle olduğunu yine Erdoğan 10 Kasım münasebetiyle
yaptığı uzun konuşmanın bir bölümünde doğrudan ortaya koydu: “Atatürk’ü ruhu
faşist, söylemi Marksist marjinal çevrelerin tekeline mi bırakacağız? CHP gibi
amorf bir partinin Atatürk’ü milletimizden kaçırmasına rıza göstermeyeceğiz.”
Soru şu: AKP bu çabasında başarılı olabilir mi? Kesinlikle
hayır. Zira Mustafa Kemal’e yönelik böyle bir yaklaşım yenileme gereğinin
hissedilmiş olması bile yönetememe krizine dair son bir belirtidir.
Ve daha önemlisi Mustafa Kemal’in Osmanlı’yı, saltanatı,
hilafeti yıkan kurtuluş ve kuruluş ideolojisiyle, bunların Osmanlıcı ve Orta
Çağcı zihniyeti birbirini kesinlikle dışlar.
AKP her konuda açıklar vermeye devam edecek ve bu bizim
sosyalist mücadelemize bulunmaz olanaklar sunacak.
Daha kolay anlatacağız: Mustafa Kemal saltanat ve hilafet
karşıtlığıdır, dünyeviliktir, monarşiye karşı cumhuriyettir, saraya karşı
meclistir. Mustafa Kemal Türkiye’nin gecikmiş burjuva devriminin önderidir.
Mustafa Kemal AKP’nin devrini kapatan olduğu kadar, işçi sınıfının önünü kesen
politikasıyla da sonradan AKP’nin içinde boy atacağı toplumsal yapıyı
yaratandır.
Mustafa Kemal’i AKP’nin istismar etmesini önlemek için bile
kurduğu cumhuriyeti sosyalist devrimle değiştirmek gerekir. (İLKER BELEK – SOL.ORG)
