Düğün takılarıyla zengin olan Bakan ya da Sarraf davası
“Konumuz şu: 17-25 Aralık operasyonları sonrası kurulan
Meclis Soruşturma Komisyonu Çağlayan’a banka hesabına yapılan para
transferlerini sorduğunda Çağlayan oğlunun düğününe 4500 kişinin katıldığını ve
2,5 milyon liraya yakın tutarda takı ve döviz takıldığını söyledi. Düğün
takıları bozdurulunca 2 milyon 537 bin lira etmişti ve hesabına yatırılan
paraların kaynağı hem bu düğündeki hem de bir önceki düğündeki takılardı. Oysa
Sözcü gazetesindeki 18 Ocak 2015 tarihli habere göre, muhabir Veli Toprak
Sheraton Oteli’ni arayıp Çağlayan’ın oğlunun düğününe kaç kişinin katıldığını
öğrenmek istemiş ve yetkililer kendisine otelin biri 400 diğeri ise 960 kişilik
iki salonu bulunduğunu söylemişti. Yani 4500 kişilik düğün de 2,5 milyon
liralık takı da bir palavraydı”
Tarih 28 Ekim 2011. 19 Ekim’de Çukurca’daki saldırıda 24
asker, 23 Ekim’deki Van depreminde ise 600’den fazla insan yaşamını yitirdiği
için ülkede bir matem havası var. Ulusal gün ve bayramları kutlamamak için
sürekli bahaneler arayan iktidar ise ölümleri gerekçe göstererek 29 Ekim
kutlamalarını iptal etmiş. Ancak iptal edilmeyen bir şey var: Dönemin Ekonomi
Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlunun düğünü. Ankara Sheraton Oteli’ndeki düğün,
paranın, gücün, ihtişamın, lüksün gövde gösterisi adeta. Protokol için yollar
kesilmiş, düğüne giden araçlardan Çankaya trafiği tıkanmış, yakışıklı beyler,
alımlı hanımlar, iş dünyasının ve siyasetin tepesindekiler düğünde arzı endam
etmiş, yüzlerinde matem havasından eser yok…
Siz bu düğünü hatırlamıyor olabilirsiniz ama şimdi
anlatacaklarımdan sonra hayal meyal de olsa hatırlayacaksınızdır bence. Düğünde
sahneye çıkan iki türkücü, İzzet Yıldızhan ve Rasim Ozan’ın türkü söyleyebilen
versiyonu Nihat Doğan, düğünden sonra otelde “âlem yapmak” isterler ve
odalarına dört kadın davet ederler. Söylenenlere bakılırsa kadınların parası
düğün sahibi tarafından ödenmiştir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın
hazırladığı iddianameye göre, İzzet Yıldızhan, “tuhaf” isteklerini kabul
etmeyen kadınlardan ikisini tokatla ve kafalarına tabancasının kabzasıyla
vurarak darp eder. Kadınlar şikâyetçi olur ve mesele yargıya taşınır, aynı
zamanda kamuoyunda da hemen duyulur.
Hadisenin duyulmasının ardından Yıldızhan ve Doğan çeşitli
açıklamalar yaparlar ve kendilerini savunurlar. Yıldızhan şöyle diyecektir:
“Çocuklarım ve ailem var. Kocaman bir aileyim. Türkiye’yi idare eden dostlarım
var. Bugün haberlere bakarken utanç duydum. Beni buralara gazeteciler ve medya
patronları getirmedi. Ama öyle getirilenleri var. Ben halkın sevgisiyle
geldim.” Nihat Doğan’ın açıklaması ise şu şekildedir: “Benim kadar bayrağına
sahip çıkan ikinci bir sanatçı yoktur. Bu Anadolu çocukları ne kadar bayrağına
sahip çıkarsa çıksın ikinci sınıf vatandaştır. Ne halt varsa hepsini popçular
yiyor. Roma’da aç aslanların önüne atılan masum insanlar gibiyiz. Ama Nihat
Doğan hemen asılıyor.”
Yoksul halk çocuklarının dağlarda ölmesi, depremin koca bir
kenti vurması, -şimdi “Atatürkçü” olduklarını hatırlayarak söyleyelim- tüm
bunlar bahane edilerek ulusal gün ve bayramların
unutturulması/önemsizleştirilmesi hedefi adına 29 Ekim etkinliklerinin iptali
ama düğünden, eğlenceden vazgeçilmemesi, “vatan millet aşığı”, “milletin
değerlerine saygılı” türkücülerin otelde yedikleri herzeler, kadına şiddet,
sonra hemen bayrağa, sağcılığın hamaset diline sarılmaları… Hepsinin bir arada
gözlemlenebileceği, yeni Türkiye’nin ne olduğunun bütün çıplaklığıyla
anlaşılacağı muazzam bir tablo…
Bu tabloyu aklımızda tutarak devam edelim. Çağlayan bu
düğünden yaklaşık bir buçuk yıl sonra diğer oğlunu da yine aynı otelde ve
şaşalı bir şekilde evlendirdi, bu düğün de para ve gücün gövde gösterisine
dönüştü, eğlenildi, göbek atıldı… Gecenin sonunda bir öncekine benzer bir vaka
yaşandı mı bilmiyoruz, zaten konumuz da bu değil. Konumuz şu: 17-25 Aralık
operasyonları sonrası kurulan Meclis Soruşturma Komisyonu Çağlayan’a banka
hesabına yapılan para transferlerini sorduğunda Çağlayan oğlunun düğününe 4500
kişinin katıldığını ve 2,5 milyon liraya yakın tutarda takı ve döviz takıldığını
söyledi. Düğün takıları bozdurulunca 2 milyon 537 bin lira etmişti ve hesabına
yatırılan paraların kaynağı hem bu düğündeki hem de bir önceki düğündeki
takılardı. Oysa Sözcü gazetesindeki 18 Ocak 2015 tarihli habere göre, muhabir
Veli Toprak Sheraton Oteli’ni arayıp Çağlayan’ın oğlunun düğününe kaç kişinin
katıldığını öğrenmek istemiş ve yetkililer kendisine otelin biri 400 diğeri ise
960 kişilik iki salonu bulunduğunu söylemişti. Yani 4500 kişilik düğün de 2,5
milyon liralık takı da bir palavraydı.
Çağlayan ve diğerlerine yönelik iddiaların üzeri,
biliyorsunuz, her ne kadar bakanlıktan alınsalar da Meclis’te güle oynaya
örtüldü, seçim gecesi otobüsün üzerinde hep birlikte zafer pozları verildi ve
vatan millet edebiyatıyla lüks ve ihtişamlı hayatlara devam edildi. Şimdi o
üzeri örtülen hadise, ABD mahkemelerinde, tüm dünyanın gözü önünde,
uluslararasılarmış bir şekilde devam ediyor, Türkiye ve dünya duruşmayı ve
Sarraf’ın itiraflarını heyecanlı bir Hollywood filmi izler gibi izliyor.
Sarraf “yırtmak” adına her şeyi en ince ayrıntısına kadar
anlatıyor, o büyük tezgâhın, o büyük saadet zincirinin nasıl kurulduğunu,
kimlere nasıl rüşvetler dağıtıldığını, aklımızın hayalimizin almayacağı
büyüklükteki rakamlarla gözler önüne seriyor. Sanık sandalyesinde olmadıkları
halde, duruşmanın muhatabının kendileri olduğunu bilenler ise, bir kez daha
milli birlik beraberlik edebiyatına sığınıyor, hamasi nutuklar atıyor.
“Aynı gemide değiliz” demiştik bir önceki yazıda,
hatırlatalım, değiliz. Bir tarafta emeğiyle geçinen, onurlu, haysiyetli
insanlar var, diğer tarafta ise “düğün takılarıyla zengin olanlar.” Bu dava
bizim davamız değil, orada Türkiye yargılanmıyor, orada bu ülkenin namuslu
insanları yargılanmıyor. Bu yüzden tüm bu vatan-millet-Sakarya edebiyatının bir
işe yaramayacağını biliyoruz. Ancak bir şeyi de unutmamamız lazım, bu hesabı
asıl olarak Türkiye halkının sorması, kendisinin, çocuklarının ve bu ülkenin
çalınan geleceğine sahip çıkması, kurtuluşun kendi ellerinde olduğunu görmesi
gerekiyor.
(FATİH YAŞLI – BİRGÜN)
