Giderek artan suçlamalarla baş edebilmek için herkesle çatışmaya ihtiyaç duyacak
Kesin olan ise Erdoğan’ın giderek artan suçlamalarla baş edebilmek için şimdikinden çok daha fazla çırpınacağı ve çevresi de dahil herkesle çatışmaya ihtiyaç duyacağı. Bu da ülkeye pahalıya mal olacak.
ZARRAB DAVASI: ALTIN VE YOLSUZLUK
Taraftarları, Adalet ve Kalkınma Partisi’ni AKP olarak değil
de Ak Parti (beyaz, temiz parti) olarak isimlendiriyorlar Bu küçük fark onlara
partinin temiz politika vaadiyle geldiği ilk yılları hatırlatıyor. Yöneticiler,
kamuoyuna mal beyanında bulunarak herşeyin temiz ve berrak olmasını garanti
edecekleri sözünü vermişlerdi. Ve AKP, 2002 yılında, öncüllerinden farklı olarak
bu sözü vererek hükümet oldu.
15 yıl sonra bu iddiadan geriye hiçbir şey kalmadı. AKP,
çoktan beri yolsuzluk suçlamaları içinde yüzüyor. AKP’li politikacılar ve işverenler elele
çalışıyorlar, hükümet yanlısı medya ve şirketler devlet ihalelerinde kayrılıyor.
Yıllardan beri cumhurbaşkanı ve ailesi de dahil AKP’li politikacıların rüşvet
aldıkları iddia ediliyor. Şimdiye kadar hükümetin sert baskısı veya soruşturma
yürüten hukukçuların görevden alınması nedeniyle bu iddiaların kanıtlanması
mümkün olmadı.
Hükümetin İran’a yaptırımları ihlal ettiği ve kirli paraları
akladığı iddialarıyla İranlı altın tücarı Reza Zarrab’ın yargılandığı dava ise
Türkiye’de değil Amerika’da görülüyor.
Türkiye’dekinden farklı olarak her şeyin açıklığa
kavuşturulması konusunda istekli ve baskıdan korkmayan bir mahkeme ile karşı
karşıyayız. Bu duruşma, perdenin arkasına bakabilmek ve 15 yıldır iktidarda
olan AKP’nin marifetlerini öğrenebilmek için ender olanaklardan biri.
2013 yılında savcılık, Erdoğan ve çevresinin petrol için
altın ticareti yaptığı iddialarıyla yüzyüze gelmişti ama (dönemin Başbakanı)
Cumhurbaşkanı ve çevresi bunların sır olarak kalması için herşeyi yaptı.
Zarrab’la ilgili iddiaların Gülen hareketinin bir komplosu, soruşturma başlatan
savcıların da “FETÖ”cü olduğu iddia edildi. Belki de gerçekten öyleydi,
muhafazakar cephedeki iktidar kavgası bazı AKP’li bakanlar hakkında savcılığın
soruşturma başlatmasına neden olmuştu
ama öyle olsa bile ne değişirdi ki?
SORUŞTURMAK YERİNE ZARARI GÖRE ALDILAR
Esas skandal hükümetin soruşturmalara izin vermek yerine
ülkeyi zarara sokmayı göze alması. Haftalardır Türkiye’de ABD’deki davayı
komplo olarak göstermek için Amerika karşıtı bir kampanya sürdürülüyor. Halbuki
Türkiye zaten uluslararası düzeyde kendi kendini yalıtmış bir durumda.
Batılı müttefiklerle arası bozuk ve özellikle de ABD ile
ilişkiler şimdiye kadar olmadığı derecede kötü. Yaptırımları ihlal ettiklerinin
kanıtlanması halinde bankalar büyük para cezalarıyla karşı karşıya kalacakları
için Türk lirasının değeri düştükçe düşüyor. Tüm bunlar zaten dengesini
kaybetmiş ülkeyi daha da dengesizleştiriyor.
Erdoğan, bu sefer de skandalı kontrolü altına alıp
iktidarını kurtarabilir. Hükümet, bu sefer de
halkın bir kısmını olayın yolsuzlukla ilgisi olmadığı, Türkiye’ye karşı
Gülen-ABD komplosu ile karşı karşıya olunduğuna inandırmayı başarabilir.
Ancak bu stratejinin işe yarayıp yaramayacağı 2019’da yeni
başkanlık sistemine göre seçimler yapılacağı için 2 yıl içinde ortaya çıkacak..
Kesin olan ise Erdoğan’ın giderek artan suçlamalarla baş edebilmek için
şimdikinden çok daha fazla çırpınacağı ve çevresi de dahil herkesle çatışmaya
ihtiyaç duyacağı. Bu da ülkeye pahalıya mal olacak.
(Luisa SEELING - Süddeutsche Zeitung / Çev: Sema Çelik –
Evrensel)

