Zarrab: "ERDOĞAN VE ALİ BABACAN TALİMAT VERDİ"
New York'ta Hakan Atilla sanık olarak yargılandığı, Reza
Zarrab'ın ise tanık olduğu jürili duruşmanın ikinci gününde Reza Zarrab salonda
yerini aldı...
ABD’nin New York kentinde dün başlayan Jürili duruşmada Halk
Bank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla sanık olarak yargılanırken, tanık
olmayı kabul eden Reza Zarrab duruşmada açıklamalarda bulunmuştu.
İzleyici yoğunluğu nedeniyle mahkeme salonuna ek yeni bir
salon açıldı. Ek salonda kurulan monitörle duruşma buradan da canlı olarak
izlendi. Duruşmaya basının ilgili çok yoğun oldu. Türk ve Amerikan basının yanı
sıra Fransız, İngiliz, Alman ve bir çok ülkenin medya kuruluşları da davayı
izledi.
ZARRAB TEHDİT EDİLDİĞİNİ ÖNE SÜRDÜ
Jürili duruşmanın ikinci oturumu başladı. Savcılar ve
avukatlar salonda yerlerini aldılar.
Reza Zarrab salona geldi. Dün mahkum kıyafetiyle salona gelen Zarrab,
bugün koyu renkli bir takım elbise ile duruşma salonunda yerini aldı.
Savcının "Neden farklı kıyafet giyiyorsun?"
şeklindeki sorusuna, Zarrab "Avukatlarım dün, sayın hakimin müsaadesiyle,
farklı kıyafet giyebileceğimi söyledi. Ben de onların bana getirdiği
kıyafetleri giydim" şeklinde yanıt verdi.
Zarrab, Manhattan'da gözaltında olduğu sırada tehdit
edildiğini öne sürdü. "Neden FBI gözetimine alındın?" diye
sorulduğunda, "Güvenlik sebebiyle. Gözaltındayken aldığım tehditler
yüzünden" dedi.
CUMHURBAŞKANI TAYYİP ERDOĞAN'IN İSMİ DAVADA İLK KEZ GEÇTİ
Zarrab ifadesinin bir bölümünde, Ziraat Bankası ve
Vakıfbank'ın da bu işlere dahil olmak istediğini ifade etmesi dikkat çekti. Bu
sırada davanın savcısının "O dönem Türkiye başbakanı kimdi?" sorusuna
Zarrab, "Recep Tayyip Erdoğan" yanıtını verdi.
Savcının bu son soruyu neden sorduğu anlaşılamadı.
Zarrab bu ifadelerinin ardından, “Demek istediğim, dönemin
başbakanı Erdoğan ve hazine müsteşarlığı... Bu ticaretin başlatılması için
talimat vermişti” ifadelerini kullandı. Zarrab bir telefon görüşmesinde
"Başbakan ve Ali Babacan onay verdi" dediğini aktardı ve “Başbakan
Erdoğan ve Babacan İranla işlemlere (altın ticareti) yardım edilmesi için
Vakıfbank ve Ziraat Bankasına şahsen talimat verdiler” ifadelerini kullandı.
BARIŞ GÜLER’LE GÖRÜŞÜYORDUM
Zarrab, dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış
Güler ile irtibat kurduğunu söyledi. Zarrab, Barış Güler'den yardım istediğini
söyledi. Barış Güler, o dönem Zarrab'ın şirketinde danışmanlık yapıyordu.
Zarrab, Barış Güler ile bire bir görüşmeler yaptığını, telefonda konuştuğunu ve
Whatsapp üzerinden mesajlaştığını da aktardı.
PARA AKTARMA SİSTEMİNDE YER ALAN HİNTLİ ŞİRKET
Zarrab, Süleyman Aslan’ın, Halkbank'tan Arap Türk Bankası'na
para göndererek onlara yardım ettiğini, buna karşılık, o bankanın da bize
yardım etmesi gerektiğini kastettiğini aktardı. Zarrab, para aktarma sisteminde
yer alan Hintli şirketlerden birinin Bharat Oil olduğunu söyledi.
Zarrab sistemin bir de ters versiyonu olduğunu aktardı. Buna
göre paralar önce Arap Türk Bankası'na Euro cinsinden yatırılıyor, sonra da TL
cinsinden Halkbank'a yatırıldı.
BEN EKARTE EDİLECEKTİM
Zarrab, Süleyman Aslan ve Halkbank ile olan ilişkilerinden
ve İran'ın doğrudan ödeme yapma talebinden bahsetti. Zarrab, İranlıların bankaları,
ödemeleri doğrudan yapma konusunda ikna ederek kendisini aradan çıkarmasından
endişe ettiğini aktardı. Böyle bir şeyin olmaması için de Süleyman Aslan ile
birlikte çalıştığını belirtti. Zarrab, “İranlıların verdiği uluslararası para
transferi talimatlarını ben yerine getiriyordum ve İranlılar bunu doğrudan
Halkbank'ın yapmasını istiyordu. Halkbank buna razı gelirse, ben ekarte
edilecektim” dedi.
Zarrab, Erdoğan'ın adını birkaç kez andı ve sistemi
onayladığını ima etti. Ancak bu bilgiyi, başkalarından duyduğu izlenimi verdi.
Dayanaksız bir ifade gibi görünmesine rağmen savunma buna itiraz etmedi.
İfadenin savunma makamıyla ilgisi olmadığı belirtildi.
Zarrab, “Şemada gösterdiğim Sermayeh Bank gibi birçok İran
bankasının da Halkbank'ta hesapları var” dedi.
Erdoğan'ın onay vermesi konusunda, Zarrab, bunu Zafer
Çağlayan'dan öğrendiğini söyledi. Bir telefon tapesinde de Aslan'ın "Sayın
bakan ve diğerleriyle birlikteydik" ifadesi geçti.
KAPI BEKÇİSİ SÜLEYMAN ASLAN’DI
Zarrab, sağ kolu Happani'ye "Yarın Levent'in patronuna
iki göndereceğiz. Hazır et" dedi. Zarrab, “Levent'in patronu derken
Süleyman Aslan'ı kastediyorum” ifadelerini kullandı. Zarrab, “Süleyman Aslan'a
rüşvet vermek, Zafer Çağlayan'a rüşvet vermekten daha önemliydi çünkü asıl kapı
bekçisi Aslan'dı” dedi.
Atilla'nın avukatı Cathy Fleming, sunulan yeni tapelere,
e-postalara, vb. sürekli itiraz ediyor ancak yargıç bunları kabul ediyor.
Avukat ileride olası bir temyiz için zemin hazırlıyor.
KOL SAATİ İTİRAFI
Zarrab'ın şirketine ait bir iç muhasebe kaydı gösterildi.
Belgede İran ticaretiyle ilgili ödenen ve alınan paralar gösterildi.
Zarrab, iç muhasebe kalemlerini açıkladı. Ödemelerden biri
bir kol saati için yapılmış. Bağlamı verilmedi. Zarrab birçok kol saati
aldığını söyledi.
Başka bir ödemede, 2 milyon Euro'luk tutarın karşısında
"nakit" ifadesi ve Süleyman Aslan'ın isminin baş harfleri var.
Zarrab, çok fazla rüşvet ödediğini, kimi zaman ödemeyi
yanlış kişilere veya yanlış tutarlarda yaptıklarını söylüyor.
VERDİĞİ RÜŞVETLERİ KARIŞTIRMIŞ
Zarrab, kimi zaman Aslan'a ödedikleri rüşvetlerle Çağlayan'a
ödedikleri rüşvetleri birbirine karıştırdıklarını söyledi. Zarrab'ın kendi
hesabından Çağlayan'a 3 milyon fazladan ödediği belirtildi. (para birimi
belirtilmedi).
Zarrab, sanık Atilla'ya "kesinlikle" rüşvet
vermediğini söylüyor. "Zaten ekonomi bakanına rüşvet ödüyordum.
Halkbank'ta diğer kişilere ödeme yapmama gerek yoktu" dedi. Zarrab,
Atilla'nın rüşvet talep etmediğini de ekledi.
ÇİN’DE DE DENEMİŞ
Zarrab'ın, İran paralarının Türkiye'ye getirilmesi konusunda
Halkbank'ta katıldığı toplantıdan bahsediyor. “Halkbank'ta kurduğun sistemleri
diğer ülkelerde de kurmaya çalıştın mı?” sorusuna Zarrab, “Evet, denedik”
yanıtını verdi. Zarrab, “Başka hangi ülkede?” sorusuna ise “Örneğin Çin'de”
diyerek karşılık verdi. Zarrab, raporda,
aynı sistemi Çin'de de kurmak için şirket kurma fikrinden bahsedildiğini
söylüyor. “Çin'de hiç şirket kurdun mu?” sorusuna da “Evet” yanıtını verdi.
Zarrab, bankaların, yaptığı işlemlerin İran'la ilgili
olduğunu fark ederek kendisinin Çin pazarına girmesini engellediğini söylüyor.
“Çin'de işlerin durdurulana kadar ne kadar süre faaliyet yürüttün?” sorusuna
Zarrab, “Birkaç ay” yanıtını verdi.
Zarrab'ın çalışanı Rüçhan Bayar'ın gönderdiği bir e-posta
değerlendiriliyor.
Eylül 2012'de gönderilmiş. Türkiye'deki sistemin Çin'de de
kurulması için Zarrab'a sunulan bir bilgi raporu veya özet.
Atilla'nın avukatı bunun “dayanaksız ve şayia olduğu”
gerekçesiyle itiraz ediyor.
Zarrab, Çağlayan'a yaptığı ödemelerden birinin “kol saati”
olarak sunulduğunu anlatıyor. 2013'te gündeme gelen malum kol saati olup
olmadığı konusunda bir açıklama yapmıyor.
ZARRAB'A, ZAFER ÇAĞLAYAN'IN ÖZEL KALEM MÜDÜRÜ İLE YAPTIĞI
KONUŞMA SORULDU
Zarrab'a, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın özel kalem
müdürü Onur Kaya ile yaptığı bir telefon görüşmesinin tapesiyle ilgili sorular
soruluyor. Zarrab bu sorulara, “Zafer Çağlayan ve İranlılar arasında birçok
toplantı yapıldı. Bu toplantılara ben de katıldım” diyerek yanıt verdi. Söz
konusu tapede Onur Kaya ve Zarrab, Zafer Çağlayan'dan söz ediyor. Zarrab,
"İran heyetiyle Zafer Çağlayan'ın katılacağı bir toplantı
ayarlayacaktık" dedi. Çağlayan ve NIOC, İran Petrol Bakanlığı ve Sermayeh
Bankası yetkililerinin katıldığı toplantılar düzenlediklerini söyledi.
Zarrab ile dönemin İstanbul trafik müdürü arasında
gerçekleşen bir telefon görüşmesinden söz edildi. Zarrab bir toplantıya geç
kaldığı için emniyet şeridini kullanma izni istediğini söyledi. Reza Zarrab,
Halkbank yetkilileriyle İranlılar arasında gerçekleşen bir toplantıyı anlattı.
Sanık Hakan Atilla'nın adı tekrar geçti. Zarrab, Hindistan'a yapılan ham petrol
satışlarından biriken paranın nasıl aktarılacağını görüştüklerini ifade etti.
"İranlılar baskı yaptı ve Halkbank'tan uluslararası ödemeleri yapmalarına
olanak verilmesini istedi" şeklinde konuştu.
"MEDYA ÖĞRENİRSE ANLAŞMA ÇÖPE GİDECEKTİ"
Zarrab yine şema çizdi. Zarrab, "İlk olarak NIOC'a ait paranın
Hindistan'dan, Halkbank'taki NIOC hesabına getirilmesi gerekiyordu"
dedikten sonra, ardından İran'ın talebi geldiğini ifade etti ve, "NIOC,
Halkbank'ın uluslararası ödemelere doğrudan aracılık etmesini istiyordu"
dedi.
“Peki para Hindistan'dan Halkbank'a nasıl getirilecekti?”
sorusuna, Hindistanlı şirketin Halkbank'ta hesap açacağını, Hindistan'da ham
petrolü alan şirketin, parayı doğrudan Halkbank'taki hesaba yatıracağını
anlattı. Zarrab buradan da paralar başka bir Türk bankasına geçirileceğini
söyledi. Zarrab da parayı bu bankadan alacaktı. Zarrab bu ikinci bankadan
parayı altın karşılığında alacağını, sonra bunları nakde çevirip uluslararası
ödemeleri yapacağını anlattı.
Zarrab, Süleyman Aslan'ın bu anlaşmayı kabul ettiğini
söyledi. Ancak bir koşulu vardı dedi ve şu ifadeleri kullandı:
"Halkbank'ta Hint şirket adına açılan hesap medya tarafından öğrenilirse,
anlaşma çöpe gidecekti."
SÜLEYMAN ASLAN'DAN RET
Zarrab, toplantıda konuşulan diğer bir konunun ise,
Halkbank'ın, İran'ın uluslararası ödemeleri doğrudan yapması için düzenlemeleri
esnetmesi olduğunu anlattı. Bu talebin, Bijan Alipour'dan geldiğini ifade etti.
Süleyman Aslan bunun mümkün olmadığını söylediğini anlatan Zarrab, Aslan, İran
adına uluslararası ödemelerde aracılık yapamayacaklarını, ancak mevcut sistem
üzerinden ödemeleri yapmaya devam edebileceklerini söyledi. Zarrab,
"‘Mevcut sistem’ dediği bendim” dedi. Swiss Otel'de düzenlenen toplantıya
katılan kişilere ait kartvizitler gösterildi. İsimler arasında Kadri Kaleli
geçiyor. Ayrıca Aslan ve Atilla da katılmış.
ZARRAB PARA TRAFİĞİNİN NASIL YAPILDIĞINI ANLATTI
Ekim 2012'de Zarrab ile Arab Türk Bank yetkilisi Özgür Eker
arasında geçen bir telefon görüşmesinden söz edildi. Zarrab, Eker ile
Hindistan'dan Türkiye'ye para aktarma meselesini konuştuklarını anlattı.
Paranın Halkbank'tan Arab Türk Bankası'na (A&T Bank) aktarılmasına karar
verildiğini belirterek, "Para bu bankaya gidecek, oradan sana gelecek,
senden de bana gelecek" dedi.
Zarrab şu ifadeyi tekrarladı: “Hindistan'dan paralar Halkbank'a; Halkbank'tan
da Arap Türk Bankası'na gönderiliyor. Buradan da Zarrab'ın hesabına
aktarılıyor, altına çevriliyor ve ticarette kullanılıyor.”
“Peki neden farklı bankaya transfer yapılıyor?” sorusuna
Zarrab, “Araya başka bir banka sokarak, paranın kaynağını gizlemek için” diye
yanıt verdi. Zarrab, paranın geldiği ülkeler arasında İtalya ve Hindistan'ı
saydı. Zarrab, para trafiği için “karmaşık” dedi.
PARALAR NEDEN DOLAR VE EURO YAPILMIYORDU
Zarrab devam eden ifadesinde, “Para Hindistan'dan
Halkbank'taki hesaba geçince, Halkbank bunu Türk lirasına çeviriyor. Çünkü Arap
Türk Bankası'na Türk lirası cinsinden yatırılıyor ve uluslararası bir muhabir
banka üzerinden gönderilmiyor. Para Türk lirası cinsinden olduğu için EFT
olarak gönderiliyordu. Böylece Halkbank, ‘Bizi ilgilendirmez, istediğiniz
kişiye parayı göndeririz’ diyebiliyordu. Çünkü uluslararası bankacılık
düzenlemeleri konusunda bir kaygıları yoktu” dedi.
Zarrab, parayı dolar olarak göndermeleri durumunda paranın
ABD bankacılık sistemlerinden geçmek zorunda kalacağını anlattı. Euro
kullandıkları zaman da Avrupa bankacılık sistemine takılacağını ifade etti. Ama
TL olduğu için Türkiye'de kalacağını ve dikkat çekmeyeceğini söyledi. Zarrab, Arap
Türk Bankası'ndan bu sistem için onay aldıktan sonra, Süleyman Aslan'a gidip
bankanın sistemi kabul ettiğini aktardığını ifade etti.
SÜLEYMAN ASLAN, ZARRAB’A NEDEN “İÇİM RAHAT DEĞİL” DEDİ
Zarrab, Süleyman Aslan’ın kendisine çok büyük bir risk
aldığını, içinin rahat olmadığını söylediğini anlattı. “Aslan bir şekilde
geleceğini garanti altına almak istiyordu” diyen Zarrab, “Aslan'a sürekli uyarı
geliyordu. Amerika'dan, ABD'nin İran'la ilgili işlemlerden duyduğu kaygılarla
ilgili uyarılar” ifadelerini kullandı.
Zarrab, Süleyman Aslan'ın sürekli olarak ABD'den uyarı
aldığını söyledi. Gazeteci Katie Zavadski, Zarrab'ın "Süleyman Aslan'a
rüşvet vermek için Zafer Çağlayan'ın onayını almam gerekti" dediğini iddia
etti.
Zarrab, Aslan'ın "içim rahat değil" demesini
"para istiyor" şeklinde yorumladı ve bankadan çıkıp kendi yardımcısı
Abdullah Happani'yi aradığını anlattı. Zarrab, “Tıpkı Zafer Çağlayan gibi bu da
para istiyor diyorum” dedi. Zarrab, "bu" diyerek, Süleyman Aslan'ı
kastetti.
Zarrab, Zafer Çağlayan'ın zaman zaman, şirketine ait hesap
ekstrelerini bizzat kontrol ettiğini söyledi. Zarrab, “Çağlayan'ın bilgisi
olmadan hiçbir şey yapmayacaktım. Zaten biz de Çağlayan'dan hiçbir şeyi
gizlemedik. Onun bilgisi dışında hiçbir şey yapmadık” dedi. Zarrab, Aslan'a
rüşvet vermek için neden Çağlayan'dan izin alması gerektiğini açıklamak için
bunları anlattığını ifade etti.
ÇİNLİLER BU İŞE İZİN VERMEDİ
Duruşmada, Zarrab ile Rüçhan Bayar arasındaki bir telefon
görüşmesine ait tapeden söz edildi. Zarrab'ın aktardığına göre Rüçhan Bayar
kendisine, Çin bankasında irtibat kurdukları kişinin, "Halkbank'ta
yaptıkları işin aynısını Çin'de yapmalarına kesinlikle izin vermeyeceğini"
söylediğini iddia etti.
Zarrab Çin'de İran'la ilgili ticari işlemleri yapmayı
kotarmak için, bu ülkede Süleyman Aslan'a benzer bir pozisyonda olacak olan
Çinli yetkiliye rüşvet vermeleri gerektiğine karar verdiklerini anlattı.
Özetle, Çin'in, İran'la altın ticareti yapılmaması konusunda
Türkiye'den daha sorumlu davrandığı anlatılıyor. Zarrab, “(Çinliler) Para
ticaretinin İran'la ilgili olduğunu anlar anlamaz ticareti durdurdular”
ifadelerini kullandı.
Davanın ikinci bölümünde, Zarrab'ın Çin'de kurduğu şirket ve
Çin'deki bankalara yazdığı bir mektup taslağı hakkında konuşuldu. “E-postadaki
metin, Çin'de yaptığın işlerle mi ilgili?” sorusuna Zarrab, “Evet, İran'ın
ticaretiyle ilgili” yanıtını verdi.
Zarrab, Çin'deki işlemlerin Türkiye'den daha sıkıntılı
olduğunu çünkü İran'la ilgili işlemler konusunda Çinlilerin gergin olduğunu
söyledi.
ZARRAB’A AİT ŞİRKET
Zarrab'a ait Royal Maritime şirketinin işlemlerini anlatan
bir belge inceleniyor. Zarrab işlemleri ve ihracat sürecini anlatıyor. Ancak
muhabirin aktardığına göre tercüman yüzünden anlatılanları anlamakta
zorlanıyorlar.
Zarrab, “Elimize ulaşan para tutarına eşdeğer miktarda altın
ihracatı yapmamız gerekiyordu. İsterseniz şema üzerinde gösterebilirim” dedi.
Hakim, şema önerisini reddetti.
ATİLLA'NIN AVUKATI İTİRAZ ETTİ
Atilla'nın avukatı Cathy Fleming yine "şayia ve dayanaksız"
olduğu gerekçesiyle Zarrab’ın ifadesine itiraz etti.
Atilla'nın avukatı Fleming, bağlantılar ve belgelerin
doğrulanması konusunda itirazlar yöneltti. Ama bu itirazları daha çok ileride
yapılacak bir temyiz başvurusu için yerine getirdiği formaliteler olarak
değerlendiriliyor.
YENİ BİR TAPE DAHA SUNULDU
Öte yandan yeni bir tape kanıt olarak sunuldu. Ancak Mehmet
Hakan Atilla'nın avukatı tüm bu tapelerin kanıt olarak kabul edilmesine itiraz
ediyor. Bu nedenle tapeler, doğrulanma işlemine tabi tutulmak üzere kabul
ediliyor.
En son tape, Zarrab ile Levent Balkan arasındaki bir
görüşmeden. HSBC bankasındaki bir işlemden bahsediliyor. Zarrab, bu işlemin
İran ticaretiyle ilgili olmadığını söyledi. Atilla'nın avukatı, bunun davayla
ilgisiz olduğu gerekçesiyle itiraz etti.
“Süleyman Aslan'la Whatsapp üzerinden neleri
konuşuyordunuz?” sorusuna Zarrab, “Genel olarak, hassas konuları, özel konuları
ve önemli konuları WhatsApp üzerinden konuşuyorduk” dedi.
Savcı, WhatsApp yazışmalarını kanıt dosyasına eklemek
istedi. Atilla'nın avukatı itiraz etti ve "sidebar" talep etti.
(sidebar: avukatların itirazlarını hakimle, jürinin duyamayacağı şekilde
konuştuğu alan. yargıç kürsüsü önünde bulunuyor.)
Savcılar, Zarrab ile Mehmet Hakan Atilla arasında geçtiği
söylenen, İran'la ilgili bir telefon görüşmesinin ses kaydını kanıt olarak
sunmak istedi.
ALTIN TİCARETİ NASIL SONLANDIRILDI
Görüşme kaydı dinlendikten sonra tapesi de kanıt olarak
sunuldu. Zarrab, görüşmede Atilla'nın "İran'dan gönderilen paraların ve bu
paraları gönderen şirketlere ait ortaklık yapısını gösteren evrakların
Halkbank'a gönderilmesi lazım" dediğini anlattı. Savunma, çeviriye itiraz
etti, konunun "hissedarlarla" ilgili olduğunu söyledi.
Savcı, Süleyman Aslan'ın gönderdiği bir mesajı yeni bir
kanıt olarak sunuyor. Mesajda Aslan, altın ticaretinin sona ereceği konusunda
bir uyarı yapıyor, "Gıda, ilaç ve benzer mallara yönelik devasa bir talep
var" diye yazdı.
Zarrab, "Defalarca Hakan Atilla'ya yardım ettik, o da
bize yardım etti" dedi. Atilla'nın 2013'te İran'la ticarette kullanılacak
bazı "resmi evrakların" onaylanmasına yardımcı olduğunu söyledi.
ABD'nin, İran ile altın ticareti konusunda tutumunu
sertleştirdiği dönemde, Zarrab ve Süleyman Aslan, işlemleri "gıda
ticareti" olarak gösterme seçeneğini değerlendirdiğini anlattı.
Zarrab, altın ticaretinin nasıl sonlandığını “Bu durumda ne
yapmak zorunda kaldınız?” sorusuna verdiği yanıtta anlatı. Zarrab yanıtında,
“Nisan 2013'ten itibaren yeni bir yöntem, yeni bir sistem bulmamız gerekiyordu”
ifadelerini kullandı.
Zarrab, Happani ile yaptığı bir telefon görüşmesini anlattı.
Zarrab, Happani'ye, "Adam bize sahte evrak vermemizi söylüyor" dedi.
Halkbank "gıda ticareti işlemlerine başlayın" dediği için, Zarrab da
Happani'ye "gıda ticareti işlemlerine başlamamız lazım" dedi.
Zarrab ile Süleyman Aslan arasında geçen bir WhatsApp
yazışmasında "Sayın Genel Müdürüm, gıda işini bugün başlattım"
ifadeleri kullanılıyor. Zarrab, gıda ticaretinin başladığını ancak fiili olarak
gıda gönderilmediğini söyledi.
Savcılar, Zarrab ile Atilla arasındaki ikinci bir telefon
görüşmesine ait ses kaydını sundu.
Telefon görüşmesi Nisan 2013 civarında yapılmış (Zarrab
tarihi tam olarak hatırlamıyor). Zarrab, görüşmenin, Aslan'ın bahsettiği,
İran'la gıda ticaretine aracılık etme mevzusu hakkında olduğunu söyledi.
Zarrab, telefon kaydında, "Gıda işi, altın işinden
biraz farklı" dedi ve "Hakan Atilla, Süleyman Aslan'la yaptığım
görüşme sonrasında gıda ticaretinin başlatılacağını biliyordu. Ancak ben
Atilla'ya, gıda ticaretinin daha farklı yapılacağını anlatmaya çalışıyordum"
ifadelerini kullandı.
Bunun üzerine Hakim, Zarrab’a “Nasıl” diye sordu. Zarrab da
“İş yaptığınızda, Türkiye'den mal ihraç ediyorsunuz. Ama gıda işinde, Dubai
üzerinden transit olarak İran'a gönderiliyormuş gibi gösterilecektir” diyerek
yanıt verdi.
Zarrab, görüşmede, Atilla'nın, fiili olarak bir ticaret
yapılmayacağından haberdar olmadığını söyledi. Görüşmede bunu anlamaya
çalıştığını aktardı. Zarrab, "Fiili olarak herhangi bir mal
gönderilmeyeceği söyleniyor. Zaten bu işi akreditif mektubuyla yapmamızın da
imkanı yoktu" dedi. Görüşmede Atilla, "Bunu bir inceleyeyim Reza Bey,
dürüst olmak gerekirse bu yapı benim düşündüğüm gibi değil" dedi.
Daha sonra Zarrab, “Gittim, Süleyman Aslan'a, Hakan Atilla
ile konuştuğumu ve Atilla'nın konuyu tam olarak anlamadığını söyledim” dedi.
Zarrab, Süleyman Aslan'ın bu işlemlerin önünü açılması için talimat verdiğini
düşündüğünü aktardı.
BU TAPELER NASIL ELDE EDİLDİ
Abdullah Happani ile Zarrab arasında başka bir telefon
görüşmesi daha açıklandı. Ancak bu telefon tapelerin nasıl elde edildiği
duruşmayı izleyen ABD’li gazeteciler tarafından da merak konusu. Açıklanan
tapeye göre Zarrab, Süleyman Aslan ile yaptığı görüşmenin özetini Happani'ye
aktardı.
Telefon görüşmesinde, Zarrab, bir pürüzü giderdiğini
söyledi. Zarrab, “Daha önce dediğim gibi, Hakan Atilla bu konudan haberdar
değildi. [...] Ben de konuyu Süleyman Aslan ile görüştüm ve çözdüm” dedi.
Zarrab, Süleyman Aslan'ın, kendisinin yanında Atilla'yı
aradığını ve işini halledeceğini söylediğini anlattı. ABD’li muhabirlere göre,
Zarrab'ın ifadesi, Atilla'yı büyük bir planda bir piyon olarak gösteriyor.
Savcıların iddia ettiği "fikir babası" pozisyonunun çok uzağında…
Bugünkü duruşmanın sonunda Hakim Berman "Hamama giren
terler" diye espri yaptı.
REZA ZARRAB DÜN NELER SÖYLEMİŞTİ
Dün "(ABD ile) işbirliği yapmak sorumluluğu kabul etmek
ve cezaevinden çıkmak için en hızlı yoldu" diyerek ifade vermeye başlayan
Reza Zarrab, eski Bakanlar Zafer Çağlayan ve Egemen Bağış’a ilişkin dikkat
çeken iddialarda bulunmuştu. Ayakları kelepçeli ve hapishane giysisiyle tanık
koltuğuna oturtulan Zarrab, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’a 45-50 milyon
Euro rüşvet verdiğini söylemişti. Zarrab, Aktif Bank'ta hesap açmasına eski AB
Bakanı Egemen Bağış'ın yardımcı olduğunu ifade ederek, "Aktif Bank Genel
Müdürü ile görüşmeden sonra hesap açtım, günlük 5-10 milyon euro işlem hacmiyle
açıldı" şeklinde konuşmuştu.
