Şimdi önümüzde toparlanmasına fırsat verilmeyip yenilginin kalıcılaştırılarak derinleştirilmesi ihtiyacı duruyor


CUMHURCULAR TARTIŞMASIZ MAĞLUP!

“Beka meselesi” diye başlamışlardı. Çünkü halkın tepkisiyle baş edemediklerini, hoşnutsuzluğun seçim sonuçlarına yansıyacağını görmüşlerdi.

“Beka” demekle memleketin batmasına karşı mücadele ettiklerini söylemekteydiler. Memleketi batırmak isteyenler vardı ve onlar kurtaracaklardı! Değil miydi ki Kenan Evren ve arkasından Çevik Bir’le 28 Şubatçılar “kurtarmışlar”dı; onlar da kurtarırdı! Halkın “kurtarıcılar”dan bıktığını görmek istemiyor, memleketi değil kendilerini ve tabii ki iktidarlarını kurtarmaya çalışıyorlardı.

Bütün “yerlilik-millilik” iddialarının aslı astarı buydu! Yoksa şimdi gözde olan Ruslarla mı, Amerikalı emperyalistlerle mi düşüp kalkmamışlardı, İsrail Siyonistleriyle mi?

Hangi gazı verdilerse olmadı!

Bir kez halkın karnını guruldatmışlardı. Doları zıplatıp durmuş, suçuysa “yabancı düşman”a atmışlardı. Oysa fabrikaları yabancılara satan da kendileriydi, yabancı bankalarla devletlerden yüksek faizli borçları alan da. En son Tank-Palet’i bilmem kaç yıllığına kiralama adı altında satmışlardı ki, Kılıçdaroğlu bunu milliyetçilik yarışına konu etmişti. Yoksul halkı patatesle soğana muhtaç etmiş, bir de üstüne, tanzim kuyruklarını “varlık kuyruğu” ilan etmişlerdi! “Damadın beceriksizliği” deyip “ekonominin sorumluluğu”nu beyefendi üzerine almış, ama “fatura” da kendisine kesilmişti. Fatura hep işçilerle yoksul halka kesilecek değildi ve sıra Cumhurculardaydı. Her mitingde dev ekranlarda gösterilen beton bloklar karın doyurmuyordu!

Sadece işten atmalarla önü alınamayan zamlar ve tırmanan yoksulluk değil yasaklarla haksızlık ve hukuksuzluklar da “yeter” dedirtip “faturayı” kabartmıştı!


İkinci kez oluyordu. Önce “saymıyoruz” deyip erken seçime gittikleri 7 Haziran’da yenilmişlerdi. Bir de şimdi. Öyle ki, neredeyse ellerinde büyük şehir kalmamacasına bir yenilgi.

“Balkon konuşması” ne kadar sönüktü öyle! İstanbul Büyükşehir’in kaybını bile kabullenmek zorunda kalmıştı C. Bşk. ve çareyi ilçelerle yetinmede bulmuştu. Bir de “1. Partiyiz” diye övünmede. Aslında o da tartışmalı: Çünkü AKP birkaç ilde seçime girmeyip MHP’yi desteklemiş, ama örneğin CHP birçok ilde aday çıkarmamıştı. Ve MHP birçok yerde AKP’den taban tırtıklamadaydı.

Ve yenilgi üstelik “her şeye rağmen” bir yenilgi! Neler yapılmamıştı ki! Hemen bütün medya ellerindeydi. Tehdidin bini bir paraydı. Ve rakiplere her şey yasakken Cumhurculara her şey serbestti. Bakın seçim gününün gazetelerine: Tümü seçim yasaklarını ihlal etmişti. Y. Şafak, İmamoğlu’yu seçim günü “FETÖ”cülükle suçlamayı sürdürmüştü örneğin! Tümü, Erdoğan’ın Cumartesi mitinglerinin muhalefeti suçlayan propagandasıyla doluydu. YSK oralı olmuyordu! YSK, AKP ve Cumhurcuların oyları dışında neyle ilgilenmişti ki bugüne kadar?

Eskiden zorunlu olarak değişen içişleri, adalet ve ulaştırma/haberleşme bakanları şimdi koltuklarındaydı. Ve seçim “güvenliği” Bakan Soylu’dan sorulmakta, o da önüne gelen muhalife ağzına geleni söylemekle kalmayıp tutuklatmaktaydı!

İşin yenilgiye gittiğini önceden gördükleri, C.Bşk.’nın mitinglerdeki “kırılıp küsseniz bile sandığa gidip bize oy verin” türü açıktan ricalarından belliydi. Ama bir şey daha belliydi ki, seçim öncesi baskılar, seçim oyunlarıyla tamamlanacaktı! Öyle yağma yoktu; hem Ankara hem İstanbul’un ikisinin birden muhalefetin eline geçmesine rıza gösteremez, sonucu “Eh ne yapalım” deyip kabullenemezlerdi. Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi! Hem yenilgi olarak... Hem seçim oyunlarıyla alınacak önlemler olarak...

AA her zaman yaptığını yapmaya girişti yine. Her yerde Cumhurcular açık ara önde görünüyordu.

Ama “Kazın ayağı başkaydı” bu kez! Bu kez burjuva muhalefet de hazırlıklıydı, “ıslak imzalı tutanaklar” cepteydi ve örneğin İmamoğlu, M. İnce gibi “fos” çıkmadı. “Hakkını” yedirmeye razı olmadı.

Cumhurcular kesinlikle yenildi, bayır aşağı kayış başladı, ama henüz Özal’ın ANAP’ı gibi yarı yarıya oy kaybetmedi, bazı yerlerde burun farkıyla geçildi. Belli ki buralar itirazlarla “karakolluk” olacak! Şimdi sıkı durma zamanı ve önümüzde toparlanmasına fırsat verilmeyip yenilginin kalıcılaştırılarak derinleştirilmesi ihtiyacı duruyor. (MUSTAFA YALÇINER - EVRENSEL)
Blogger tarafından desteklenmektedir.