Yıkılan "Balkon", yıkılan Anadolu Ajansı, yıkılan bir yalan rüzgarı değil sadece...


Şimdiye kadar yapılan seçimlerin büyük bir bölümünde, belki de hepsinde, izledikleri yol üç aşağı, beş yukarı aynıydı.

Seçime 6 ay gibi bir süre kala, sözde anketlerle ufaktan ufaktan bir manipülasyona başlıyorlardı.

Bu manipülasyona kısa bir süre sonra yandaş medya da katılıyordu.

Seçime 3 ay kala ise, bu manipülasyon iyice azgınlaştırılıyor ve zıvanadan çıkartılıyordu.

Bu manipülasyonla hedeflenen şey hep aynıydı.

1) Rakip partilerin kadrolarının moralini bozmak ve onların hepsini "yine kazanacak" algısına doğru çekip "kabul edilmiş bir boşvermişliğe" sürüklemek.

2) Rakip partilerin seçmenlerini aynı "kabul edilmiş bir boşvermişlik" pozisyonuna getirmek.

Bu süreç, seçim gecesine gelene kadar olan süreçti.

Seçim bittikten sonraki süreçte ise ana manipülasyon aktörü olarak yandaş medya kullanılmaya devam ediliyor ama buna bir de Anadolu Ajansı ekleniyordu.

Son yerel seçimden sonra bizzat YSK başkanının ağzından şunu öğrendik ki, bir devlet kurumu olan ve bütçeden pay alan Anadolu Ajansı, kendisine abone olan ajanslara servis ettiği seçim sonuçlarını YSK'dan almıyordu.

YSK başkanının net bir biçimde yaptığı bu açıklama tarihi öneme sahiptir ve her seçimde uygulanan manipülasyonu ayan beyan deşifre eden, açığa çıkaran bir açıklamadır. Bunu aklınızın bir yerine not düşün. 

Seçim sonuçlarıyla ilgili verileri nereden ya da nerelerden aldığı belli olmayan (ki bize göre bu artık bellidir) Anadolu Ajansı, her seçim bittikten en fazla 2 saat sonra "sözde sonuçlar"ı yandaş medya eliyle servis etmeye başlıyor ve bu servis etme işlemine de her defasında açıkça görülmüştür ki, iktidarın en yüksek oyları aldığı seçim bölgelerinden başlıyordu.

Yani her seçim sonrası akşamında ve gecesinde, ortalıkta inanılmaz iğrenç bir yalan rüzgarı "dolaştırılmaya" başlanıyordu.

Bu rüzgarının yelkenleri de, seçmenin yegane bilgi edinme aracı olan "sözde medyada" olanca şiddetiyle şişiriliyordu.

Buradaki temel amaç, özellikle sandık başındaki rakip partilerin temsilci ve görevlilerinin sandıkları terk etmelerini sağlayabilmekti. Ve bu amaç genelde hep gerçekleşiyordu.

Rakip partilerin, anket ve medya ortak manipülasyonuyla kafası karıştırılmış ve "yine kaybettik" algısına yönlendirilerek seçime taşınmış seçmenleri ve parti yöneticileri, daha oyların sayımı bitmeden sözde sonuç açıklayan Anadolu Ajansı'nın "sözde galibi(?!)" ilan etmesiyle birlikte, seçimden aylar önce başlayan ve seçim gecesi sonlandırılan iğrenç, berbat ve hep daim baştan aşağı sahte olan bir çöplük sürecinin "konu mankenleri" olarak kendi kahırlı köşelerine çekilmeye mecbur bırakılıyorlardı.

Ve yine oyların sayımı devam ederken hazırlanan "Balkon", sözde galibin ilan edilmesiyle birlikte yapılan itirazların kayıtsız şartsız tek tek reddedilmeleri, hele de seçimler yerelse, mazbataların hemen, acilen ve apar topar verilmesi, demin sözünü ettiğimiz çöplük sürecinin son ritüelleri olarak öne çıkıyorlardı.

Ama 31 Mart yerel seçimi süreci buraya kadar anlattığımız ve 17 yıldır bize yaşatılan o çöplük sürecinin tam aksine, böyle olmadı, böyle gelişmedi.

17 yıldır ilk defa özellikle CHP, yine özellikle İstanbul başta olmak üzere, birçok önemli büyük şehirde, büyük şehir belediye başkanlıklarını, seçimin hemen sonrası noktasında işi hayret verici bir biçimde sıkı tutarak kazandı.

17 yıldır ilk defa özellikle CHP, bundan önceki bütün seçimlerde gösterdiği zaafiyetlerini ve boşvermişliklerini tekrarlamadı.

17 yıldır ilk defa özellikle CHP, onca yıldır kendisine ve seçmene dayatılan "öğrenilmişlik yenilgi" çemberini kırmayı başardı.

17 yıldır ilk defa özellikle CHP, onca yıl boyunca kendisine ve seçmenine karşı kurulmuş ve tıkır tıkır işleyen bir tezgahı bozdu, dağıttı.

17 yıldır ilk defa özellikle CHP, halkta karşılık bulacak, seçmenin sempatisini, ilgisini, sevgisini ve daha da önemlisi güvenini üzerinde toplayacak bir aday çıkarmıştı.

Ve 17 yıldır ilk defa Akp, kurduğu ve yukarıda anlattığımız o tıkır tıkır işleyen tezgahına çok fazla güvendiğinden olsa gerek, "nasıl olsa yine kazanacağız" düşüncesiyle rahattı, rehavette ve "gevşek"ti. Ve bu yüzden büyük ölçüde hazırlıksız yakalandı.

Şimdiye kadar yapılan seçimlerin büyük bir bölümünde, belki de hepsinde, izledikleri yol, kurdukları sistem, kelimenin tam anlamıyla "takla attı", yıkıldı, gitti.

Politik faaliyetlerinin büyük bölümünü, dinci vakıf ve örgütleri, kadro kaynaklarını mali olarak geniş ölçüde İstanbul Belediyesi üzerinden, onun kaynaklarıyla finanse eden iktidar ve Erdoğan olası bir "hesap sorma" dalgası başlatıldığı andan itibaren önemli bir biçimde sarsılacağını biliyor.

Erdoğan'ın bundan sonraki adımları ve hamleleri de bu nedenle çok merak ediliyor. Bu adım ve hamlelerin temel belirleyicisinin, çok önemli bir kaynağın kaybedilme tehlikesi olacağını artık herkes tahmin edebiliyor.

Kısacası Erdoğan bu kez başaramadı. İslamcı parti ve iktidar için artık durdurulamayacak bir çözülme süreci başlamıştır.

2018 yılı için Osmangazi köprüsünden verilen 25 milyon araç geçiş garantisine karşın geçen araç sayısı 17 milyon civarında kaldığından, hazineden kuzu kuzu 155 milyon TL'yi aradaki fark olarak köprüyü yapan konsorsiyuma ödeyen iktidar otobüsünün yönü artık kelimenin tam anlamıyla bayır aşağıyadır. (HAYRİ GÜNEL)
Blogger tarafından desteklenmektedir.