Bir Haysiyet Devrimi!
Bu basınç iktidarı götürecek. Nasıl mı? Ne bir askerî darbe, ne bir seçim. AKP iktidarı, bu toplumsal basınç sonunda kendi içinden çözülecek, iktidarın başının kendisiyle birlikte bütün “gemiyi” batırdığını gören AKP ileri gelenleri sonunda bir “iç cunta” oluşturarak şeflerini iktidardan uzaklaşmaya ve ülkeyi terk etmeye “ikna” edecek. Böylece AKP iktidarı çok uzun olmayan bir süre sonra bu yolla sona erecek.
22 Mart ve 23 Mart akşamları, birincisinde arkadaşlarla, ikincisinde tek başıma Saraçhane’ye gidip çoğu yirmili yaşlardaki genç kadın ve erkeklerden (benim gözlemim kadınların çoğunlukta olmasıydı) oluşan büyük protestocu topluluğunun arasına karıştım. İkinci günün akşamı, Belediye binasının karşısındaki genişçe parkta kendi sloganlarını üreten bir grup gencin yanından geçerken yerde, kartona yazılmış pankartlardan biri dikkatimi çekti: “HER DİKTATÖR DEVRİMİ TADACAKTIR”. Pankartları hazırlayan genç kadın öğrenciye “şunu alabilir miyim?” diye sordum, pankartı işaret ederek. Yüzümde bir yorgunluk ifadesi mi gördü, yoksa o sırada biraz sendeledim mi bilmiyorum (belki de beyaz sakallarımın ele verdiği yaşıma binaen) “tabii” dedi genç öğrenci, “isterseniz oturup dinlenin, iyisiniz değil mi?” Pankartı alıp “iyiyim, sağol” dedikten sonra oradan uzaklaştım. Parkın aşağı kısmından, polisin attığı gaz bombalarının yoğunluğunu, koku alma hassamı çoktan kaybetmeme rağmen ben bile hissettim. Havaya karışan biber gazı öksürtüyordu.
Oradaki bir arkadaşa telefonumu vererek “resmimi çeker misiniz lütfen?” dedim. Genç arkadaş, “tabii ki” dedikten sonra fotoğrafımı çekti. Bu fotoğrafı o akşam tweter ve facebookta küçük bir notla birlikte paylaştım.
Sonra da pankarttaki dört kelimelik cümle üzerinde düşündüm. Gerçekten bütün diktatörler devrimi tadacak mıydı? Dünyadaki örnekleri (örneğin, Çarlığa son veren 1917 Şubat Devimi’ni) şimdilik bir yana bırakalım. Doğrudan kendi anılarımla ve yaşadıklarımda tarihte gerilere gittikçe bu cümlenin çok doğru olduğuna bir kez daha ikna oldum. Tabii “devrim” kavramını solun yaptığı gibi feşitleştirmemek ve tekeline almamak koşuluyla.
Son 75 yılını (1950’den itibaren alırsak) benim de yaşadığım Türkiye tarihini gözden geçirdim. 1950’de CHP’nin tek parti diktatörlüğü seçimle sona ermişti. Bu da bir anlamda devrimdi. O zaman dört yaşımdaydım. Annem elimden tutmuş, Ankara’nın Saraçoğlu mahallesinin sonundaki dükkânların önünden geçerken esnafın kapı önlerinde annemi sevinçle selamladıklarını, hatta tebrik ettiklerini hatırlıyorum. Şu işe bakın ki, daha sonraki yıllarda koyu DP muhalifi olacak bizim aile 1950 seçiminde Demokrat Parti’ye oy vermişti. Sanırım o zaman Mustafa Kemal döneminden kalma, “ordunun siyasete karışmaması için” bir önlem olarak subaylara oy hakkı tanınmaması sonucu babam oy verememişti ama DP’yi gönülden desteklemişti. Yanlış mı yapmıştı? Hiç de değil. Her diktatörlük devrimsel kabarışlarla son bulur. Evet, 1950 tabii ki bir devrim değildi ama tek parti diktatörlüğüne karşı özgürlükçü bir devrimsel kabarışın ürünüydü. Zaten ben o dört kelimelik cümleyi böyle anlıyorum. Diktatörlüğe karşı, başarılı olsun olmasın her kabarış bir anlamda devrimdir.
On yıl sonra, 1960’da 27 Mayıs geldi. Onun da özgürlükçü bir halk muhalefetinin ürünü olan bir tür devrim olduğunu ileri süreceğim. O zaman 14 yaşımdaydım ve olan bitenleri kavrayacak bir bilincim vardı artık. DP iktidarı, bütün iktidarlar gibi yozlaşmış ve iktidarını sürdürebilmek için çareyi baskıya başvurmakta bulmuştu. Dolayısıyla, özellikle entelajensiya ve büyük şehirlerin orta sınıf kesimleri DP iktidarına karşı yoğun bir muhalefete girişmişlerdi. Bu muhalefet elbette kendileri de bu orta sınıfa mensup olan orta rütbedeki subaylara yansıdı ve bu subaylar, o sırada devlet ve MİT bugünkü gibi deneyimli ve organize olmadığından aralarında rahatlıkla bir iletişim ağı (aile ziyaretleri vb. yoluyla) kurup darbeyi yapacak cuntayı örgütlediler. Eğer şehirli orta sınıfların şiddetli muhalefeti olmasaydı askerî cuntanın başarılı olması mümkün olmazdı. Bu da özgürlükçü bir devrimdi. DP iktidarı özgürlükçü halk muhalefetinin kendine özgü devrimiyle devrilmiştir.
Aynı şekilde, bu sefer Süleyman Demirel’in başında bulunduğu Adalet Partisi (AP) iktidarına karşı özgürlükçü muhalefet sonucunda 12 Mart 1971 Askeri Müdahalesi gerçekleşti. Bu da Türkiye’de 1960’lı yıllarda yükselen anti-emperyalist ve özgürlükçü hareketin ürünüydü. En azından başlangıçta. Ne var ki, 12 Mart Muhtıra hareketinin sağ kesimi, solun yaptığı hatalar ve hatalı eylem çizgisi sonucunda 1971 yılının sonuna doğru inisiyatifi ele geçirmiş ve 12 Mart’ı özgürlükleri bastıran bir karşı-devrime dönüştürmüştür. Buna rağmen, AP iktidarına karşı yükselen ve ona son veren anti-emperyalist, demokratik dalganın devrimci bir dalga olduğunu ileri süreceğim.
12 Eylül Askeri darbesi başından itibaren özgürlük düşmanı karşı –devrimin ürünüydü. Fakat şu var ki, 12 Eylül cuntası, 1983 seçimlerinde halkın desteğini alan ANAP’a iktidarı teslim etmek zorunda kalmıştır. Elbette ANAP bir 12 Eylül mamulatıdır ama halk 1983 seçimlerinde generallerin partisi olan general Turgut Sunalp’ın başında bulunduğu Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP)’ne değil de ANAP’a oy vererek o koşullarda askeri idareye muhalefetini ancak bu şekilde ifade edebilmiştir. Kısaca söyleyecek olursak, cuntacıların seçimleri kaybedip sonrasında da tedricen geri çekilmeleri halkın özgürlük düşmanı uygulamaları kabul etmediğini göstermiştir.
Geldik, 2002 yılında iktidarı ele geçiren ve bugün de iktidarı bırakmamak için her yola başvuran AKP iktidarına. O tarihten bu yana AKP iktidarı ile ona karşı olanlar büyük bir mücadele içindedir. AKP iktidarı, çeşitli ittifaklar yoluyla, zayıflayarak da olsa iktidarını sürdürebildi. 2000-2010 arasında Fetullah Gülen’le ve liberal entelajensiya ile ittifak yaparak, Ergenekon-Balyoz davaları yoluyla hem ulusalcı muhalefeti hem de ordu içindeki muhalifleri temizleme yoluna gitti (Buna “vesayete karşı mücadele” adını verdiler).
2013 yılındaki Gezi mücadelesi, o zamana kadar bütün iktidar ve muhalefet ittifaklarını sarsan bir depremdi. Gezi’yle birlikte liberal entelejansiya ve Fetulahçılar AKP iktidarına karşı muhalefete geçtiler. Bunun üzerine AKP, bu kesimlerin “yeminli düşmanı” görünümündeki bir kısım ulusalcıyla (örneğin VP) ittifak yaptı. Halkın AKP’ye karşı muhalefeti sonucunda 15 Temmuz 2016’da bir kısım subay ve sivil, başarısız bir darbe girişiminde bulundu. Bu durumdan yararlanan AKP iktidarı, darbe girişimini tamamen Fetulahçıların girişimi gibi göstererek bu kesime karşı bir cadı avı başlattı. 15 Temmuz’un nasıl bir darbe olduğu, bileşenlerini hangi siyasi güçlerin oluşturduğu hâlâ bir muammadır. Tabii meselenin AKP iktidarının manüpilasyonlarından bağımsız olarak ele alınması koşuluyla.
Son olarak, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasından sonra ortaya çıkan siyasi ve toplumsal ortam ve bu sürecin nereye evrileceği üzerine biraz spekülasyon yapmak istiyorum. “Spekülasyon” diyorum, çünkü geleceğe yönelik her tahminin spekülasyon olması kaçınılmazdır. Gelecekten haber veren falcılar ya da medyumlar olmadığımıza göre!
Benim, çok uzak olmayan bir geleceğe ilişkin tahminim ya da senaryom kısaca şöyle: Halk, AKP iktidarının son uygulamasından, seçme hakkının fiilen elinden alınmasından son derece rahatsız olmuştur. Kısacası Haysiyeti kırılmıştır. Dolayısıyla Türkiye’yi çok yakın bir gelecekte bir Haysiyet Devrimi bekliyor. Pazar günü Kadıköy’de sessiz ama başı dik bir şekilde Dayanışma Sandıklarına akın eden halkı gözlemlemek aslında her şeyi anlatıyordu. Bu insanlar seçim haklarının yargı oyunlarıyla ellerinden alınmasını asla affetmeyecekler. Bu, büyük, çok büyük bir toplumsal dalgadır. Saraçhane’de, Ankara’da, İzmir’de, ülkenin pek çok yerinde yürüyüş yapan, polisle çatışan gençlerin (ve orta yaşlı ve yaşlıların) yanı sıra esas bu sessiz öfkeden korkmalı iktidar.
Bu basınç iktidarı götürecek. Nasıl mı? Ne bir askerî darbe, ne bir seçim. AKP iktidarı, bu toplumsal basınç sonunda kendi içinden çözülecek, iktidarın başının kendisiyle birlikte bütün “gemiyi” batırdığını gören AKP ileri gelenleri sonunda bir “iç cunta” oluşturarak şeflerini iktidardan uzaklaşmaya ve ülkeyi terk etmeye “ikna” edecek. Böylece AKP iktidarı çok uzun olmayan bir süre sonra bu yolla sona erecek.
Her diktatör devrimi tadacaktır.
(Gün Zileli-24 Mart 2025-www.gunzileli.net-gunzileli@hotmail.com)