“CHP'ye ne butlan işler ne atom bombası; Akın Gürlek için 11 Mart’ı bekliyorum”

“Erdoğan’ın, genel başkan olarak genel seçimi kaybedeceğini görürse kendisi kaybetmek yerine AK Parti'yi güçlü bir muhalefet partisi olarak konumlandırmak üzere bir B planı vardır diye düşünüyorum. Ben Tayyip Bey'in kendisinin açısından da güvenceli olarak göreceği güçlü bir AKP muhalefetini kurgulayıp seçime kendisinin girmeyebileceğini öngörüyorum.  Ama kazanma ihtimali varsa, hele hele bir tek kendisi ile kazanıldığını görürse onu deneyecektir tabii”... “Kenarda parti tutmak, parti kapatmanın panzehridir; CHP'ye ne butlan işler ne atom bombası; Akın Gürlek için 11 Mart’ı bekliyorum”


(GAZETE DEMOKRAT'IN NOTU: CHP Genel Başkanı Özgür Özel, T24’ün Ankara Ofisi’nde yazar, muhabir ve editörlerin gündeme ilişkin tüm sorularına kapsamlı yanıtlar verdi. Özgür özel'in açıklamalarının önemli bölümlerini ilginize sunuyoruz.)

“Erken seçim için ‘buna varız’ deme şansım yok”

“Biz o zaman normal şartlarda iki buçuk yıl süre verdik. Sonra ‘hadi bu sene Nisan'a kadar da olur’ dedik. Yeniden Refah da Nisan diyordu. Birkaç parti de ‘iyi olur’ falan demişti. Bu sene Nisan'da yapsalar ‘ona da olur’ demiştik. Ama onu da yapmıyorlar. Artık bu noktadan sonra bir erken seçim ihtimali olduğunda benim ‘buna varız, biz buna katılırız’ deme şansım yok. Bu partinin yetkili organlarıyla falan tartışılır. O günkü şartlar yani bu erken seçim kararı TBMM’den geçer mi geçmez mi? Seçimden sekiz ay önce diyelim, erken seçim için beklemenin faydası, avantajı nedir, ne değildir? Ama şu anda bizim son aldığımız karar; bizim söylediğimiz zaman erken seçime gelmedi.

“Erkenmiş gibi yaparsa…”

Bir seçime erkenmiş gibi yapıp yeniden aday olma niyetiyle bir adım atarsa benim buna ‘evet’ diyecek yetkim yok. Çünkü biz yetkili kurullarda ‘iki buçuk yıl, hadi bilemediniz 2026 Nisan’ına kadar seçim yaparlarsa kabul ederiz’ dedik. Şu anda o fırsatı kaçırdıkları görülüyor yani kendileri açısından.”

“Erdoğan’a karşı hiç seçim kaybetmedim, Erdoğan kaybetti”

“Tayyip Bey bir yerel seçim kaybetti. Ve hâlâ onun travmasını sürdürüyor. Bu saldırganlığının sebebi bu. Çünkü o hep böyle şey sanıyordu; hiç yenilmedim, hiç yenilmeyeceğim, hiç yenemezler. Böylece hep seçimi kazanarak geçmişe ve gelece meşruiyet kazandıran bir sandık olacağını sanıyordu. Aslında demokrasi sadece sandıktan ibaret değil, bunun anlatılması lazım. Bir kere yani serbest, özgür bir sandıktan çıkacaksın, sonra da hukuka uygun yöneteceksin. ‘Sandıktan yetki aldım’ deyip anayasayı ayaklar altına alınca olmuyor yani meşruiyet. Ama bunlar yapıldı. Erdoğan bence şöyle bir ikilem yaşıyor. ‘İstanbul'u kaybeden Türkiye'yi kaybeder demişti’, bu kulağında. Bir yandan da ‘şu kadar kez yendim’ diyordu. Erdoğan'la aramızda bir fark var. O yenildi, ben yenilmedim mesela. Yani şimdi o çıldırır böyle şeylere. Ben daha hiç seçim kaybetmedim Erdoğan'a. Ekrem Başkan da kaybetmedi, ben de kaybetmedim Erdoğan'a karşı.”


“Erdoğan, aday olmayabilir”

“Erdoğan’ın, genel başkan olarak genel seçimi kaybedeceğini görürse kendisi kaybetmek yerine AK Parti'yi güçlü bir muhalefet partisi olarak konumlandırmak üzere bir B planı vardır diye düşünüyorum. Yani düşünsenize şimdi biz iktidar olduk. Sözcü, Evrensel, BirGün gibi gazeteler dışında bir de Resmî Gazete var. Gerisi, hepsi onlarda. Bütün gazeteler, TV'ler onlarda. Bir işte TRT'yi tarafsız bir zemine çekersen çekersin. Bütün bürokrasi onlarda. Yargı onlarda. AK Parti'nin iktidarından korkmuyorum ama hani muhalefet olduklarında ilk başta bir iktidar açısından çok kaygı verici bir güç var ellerinde. Bence haksız edindikleri asimetrik bir güçle mücadele edeceğiz. Ben Tayyip Bey'in kendisinin açısından da güvenceli olarak göreceği güçlü bir AKP muhalefetini kurgulayıp seçime kendisinin girmeyebileceğini öngörüyorum.  Ama kazanma ihtimali varsa, hele hele bir tek kendisi ile kazanıldığını görürse onu deneyecektir tabii.”

“Mutlak butlan, tam bir siyaset mühendisliği”

Mutlak butlan da peşimi bırakmıyor. İlk duyduğum anda “Siyaset mühendisliği bu” dedim. Güya gidiyorsun da önceki başkan geri geliyor. Tam bir siyaset mühendisliği. Partiyi tartışmak ve kamuoyunda tartıştırmak için yapılıyor. O dönem arkadaşlara bu mutlak butlan tartışmasına karşı mutlak sessizlik çağrısında bulunmuştum. Çok uzun süre öyle gitti. Ama tabii öyle şey oluyor ki duruşmaya dört gün kala bir hareketleniyor tabii her şey. Ama her seferinde hatta bizim bazı arkadaşlar “Genel başkanım sizin bu sakinliğiniz çıldırtıyor bizi” dedi.  Şu anda da hiçbir endişem ve telaşım yok. Sorun şurada bu sonuçta partinin içinde dışında tartışılmaya devam ettikçe hasar veriyor sonuçta. Yani meşgul ediyor birilerini. Yani ben konuşmuyorum, etrafımız konuşmuyor. Ama birileri konuşuyor. Onun için de ben hep sözüme değer veren herkese diyorum ki yani bu zaten bu amaca yönelik bir şey. O yüzden de tutup da bunları ciddiye almayın. Tartışmalar bazen öyle bir noktaya geliyor ki bu sefer de bir ihtimal üzerinden partideki bizim de kontrol edemeyeceğimiz sosyal medyada aşırı tepkiler yükseliyor, bizim lehimize. Bu sefer partimizin önceki dönem genel başkanlarını rencide edecek bir takım şeyler oluyor. Bu da partinin içine bir mayın döşemek sonuçta. O da çok rahatsız edici bir durum.

“Toplumda siyasi bir beklentiye karşılık gelmeyen hiçbir hamle sonuç alamaz”

Cumhuriyet Halk Partili herkesin bu meseleyi mutlak bir sessizlik ve sabırla, çıldırtıcı bir sabırla, takip etmesi lazım. Çünkü bunun kendisine hukuken bir tedbir alamazsınız. Şöyle alamazsınız; bunun akılla, mantıkla, hukukla bağdaşır tarafı yok. O günün üstüne üç kere kurultay yapılmış. Hatta bir tanesi her bir üyenin mahalle delegesini seçip ilçe delegesini, il delegesini seçip yaptığı kongredir. O kadar onun üstünden o kadar farklı şeyler geçmiş ki artık ne o delege var ne başkası… Üstüne üç kere yeniden seçilmişiz. Bu meselenin bir laboratuvar çalışmasını İstanbul'da yaptılar. İstanbul'da kongreyi iptal ettiler. Yerine kayyum atadılar. Biz de kongre takvimi işlettik. Defalarca İstanbul'daki ilçe seçim kurulları ve YSK aklın, mantığın, yasanın gereğince karşı tarafı haksız buldu. Bize kongresini yaparlar, yenisini seçerler, usulüne başlayan kongre devam eder dedi. Bu işi biz üç kere yaptık ve bitti artık bu iş yani. Buradan sonra burada da yapılabilecek bir şey yok. Bir de devamında siyaseten de baktığınızda toplumda siyasi bir beklentiye karşılık gelmeyen hiçbir hamle sonuç alamaz.


“Parti kenetlenmişken ne butlan ne de atom bombası işler”

Toplum zaten partinin örneğin iyi yönetilmediğini düşünüyorsa hiçbir dava ihtiyacı olmadan partide yönetim sarsılır, sallanır, mecburen gider kendisi güven tazelemek zorunda kalır. Anketlerde birinci parti, oy kullanan delegelerin işte geçerli oyların tamamını almış genel başkan. Tarihte ilk kez anahtar listesi delinmemiş bir çarşaf liste. Çarşaf liste icat edilmiş 1960’ların sonunda ve o günden beri anahtar liste var. Ecevit'in anahtar listesi delinmiş, Deniz Bey'in anahtar listesi delinmiş. İnönü'nün anahtar listesi delinmiş. Baykal'ın anahtar listesi Kemal Bey'in delinmiş. Bugüne kadar delinmeyen iki anahtar liste var. Bir tanesi olağanüstü kongrede yaptığımız anahtar liste, bir tanesi de son olağan kongrede. Bu bizim büyük başarımızdan değil, partinin içindeki büyük kenetlenmeden. Özgür Özel'in kaşına gözüne bin 333 kişi oy vermiyor. Ben “O bin 333 oyun üçünü bile kendime saymıyorum” dedim yaptığım konuşmada. Tarihin en büyük saldırısı altındayız ve partililer partiyi koruyorlar. Kenetleniyorlar dış saldırıya karşı. Parti böylesine kenetlenmişken bu işe ne butlan işler ne dışarıdan atom bombası işler. Yani mümkünü yok. O yüzden de bu kadar parti kendi içinde sağlam bir zemindeyken suni tartışmalar bir sonuç almaz. Sonuç almayacak hukuki girişimler de AK Parti'ye zarar verir, başkasına değil.

“Parti kapatmanın panzehri kenarda bir parti tutmak”

Parti tedbir alır tabii. Bir masamız var. Masamız çalışıyor ve bütün senaryolara karşı tedbir alıyor. Mesela “Bir parti kenarda tutuyor musunuz” konusu. Bu butlana tedbir değil, öyle bir kaygımız da yok. Onun panzehri de o değildir. Butlan olursa biz gideriz asla olmaz. Parti kapatmanın panzehri kenarda bir parti tutmak. Nasıl DEM ile ilgili süreç işledi ve kapatmaya çalıştılar. Hiç değilse tepede o kılıcı tutmak gerek. Hazine yardımını vermeyebilir mesela ve önemli çünkü CHP'nin bir başka geliri yok sonuçta.

“Butlan ihtimaline karşı kenarda parti tutulmaz”

O yüzden yani kenarda bir ya da birkaç partiyle ilgili bir mevzu var ama bu butlanın panzehri değil, butlanın panzehri başka bir şeydir yani. Butlan ihtimaline karşı parti kenarda tutulmaz. Partimi bırakıp mı gideceğim? İstanbul'da bıraktım mı partiyi de butlan olsa burada bırakacağım yani. Sen bugün partiyi bıraktın mı bu bir bayrak meselesi. Millet eline bir bayrağı vermiş. Sen bayrağı bıraktın mı? Bir daha sana vermezler yani. O bayrağı ölümüne tutacaksın, düşeceksen bayrakla düşeceksin. Ama parti kapatmaya bir tedbir almak lazım seçime doğru giderken. Onun bir panzehri olarak arkadaşlar geçmişte bir kriz masası gibi yani daha doğrusu bizim bir kriz masamız var. Savaş odası dediğimiz bir mekanizma ve kapatma hamlesi yapıldığında böyle bir hazırlık yapıldı.

“Partiyi bölmeye kalkan kendini böler”

Partide bir bölünme riski hiç görmüyorum. Bölmeye kalkan kendini böler. Partide çok farklı bir düşünen bir sürü insan var. Biraz önce söylediğim gibi mahalleden başlayarak sandık koyuyoruz. Parti çok farklı bir perspektifte. Ben genel başkanlığı aldığımda 1 milyon 250 bin üyemiz vardı şimdi iki milyon üstünde üyemiz var. Bu kadar farklı insanın hep beraber bir işe konsantre olduğu bütünleştiği bir noktada dolunun altında 83 yaşında partilinin mitingde otobüsün önünde durduğu yerde yani millet oraya gerçekten eylemeye, direnmeye, tarih önünde "Ben de üstüme düşeni yaptım” demeye gidiyor. Bazısının halini görünce ben üzülüyorum ve “o da gelmese olurmuş” diyorum.  O yüzden bu aşamada partiden bir bölünme çıkmaz. Sadece çok savrulan birisi varsa kendini dışarı atar. Onun dışında bir şey olmaz.


“İstanbul’daki kayyım ne durumdaysa buraya atayacakları da o duruma düşer”

İstanbul'da bunu yaptılar. Partinin çelengini Özgür Çelik mi koyuyor? Kayyumsu yapı mı koyuyor? Bugün Özgür Çelik'in ihraçlarına karşı çıkıyor değil mi buradaki bazı arkadaşlar? Demek ki Özgür Çelik il başkanı değil mi? Oysa kayyum bizim bir ilçe başkanımızı disipline vermişti. O ilçe başkanı görevine devam ediyor. İstanbul'daki valiliğin resepsiyonuna Özgür Çelik davet ediliyor. Yani halkta karşılığı olmayan hukuki bu tip işler sonuç vermez. Bu meşru görme veya görmeme meselesi. Gürsel Tekin'le geçmişte hiçbir sorunum yok benim genel olarak, kişisel olarak. “Bir çayını içsem yeter” diyor bana. Özel kaleme dedim ki “Sen bile telefonuna çıkmamalısın.” Santralden arasınlar. Bu da Gürsel Tekin’e kişisel husumetimden değil. Gürsel Tekin’le dünya kadar siyaset yapmışım.  Ama o artık başka bir yere gittikten sonra tanıyamazsınız onu yani. Kim ne yaparsa yapsın parti bu kadar bütünleşik haldeyken İstanbul’daki kayyum ne durumdaysa buraya da atanacak kayyum o durumda olur.

“Gürsel Tekin olarak sokağa çıkabilir ama CHP’nin kayyımı olarak çıkamıyor işte”

“Millete, halka, üyeye rağmen ben bir siyaset yapacağım ve mış gibi yapacağım” işi olmuyor.  Gürsel Tekin sokakta en güçlü siyasetçi olduğunu kendisi için iddia ediyordu İstanbul'da. Çok olumsuz şeyler yaşadı yani. Gürsel Tekin olarak sokağa çıkabilir ama CHP'nin kayyımı olarak çıkamıyorsun işte sokağa, olmuyor.

“Devleti milletin karşısına diktiler”

19 Mart'tan 10 gün sonra yapılan ilk ankette yüzde 55 bu dava “siyasi”, yüzde 25 “hukuki” dedi. Bir de yüzde yüzde 20’lik “fikrim yok, kararsızım” kesimi vardı. Bütün yazı kara propaganda yaparak geçirdiler.  Sonra iddianame geldi. İddianamede yeni bir vuruşma oldu karşılıklı. Açıkçası iddianamede onları perişan ettiğimizi düşünüyorum. Çünkü bütün yalanlarının hiçbirisi yok. Çok büyük bir taktik hata yaptılar. Yaz boyunca “Göreceksiniz. Bakın videolar çıkacak parkenin altından milyon dolarlar var. Çantalarda paraların görüntüsü var” dediler. Sonra çıkmadı ve biz de “nerede bunlar” deyince patladı. Şu anda “bu dava siyasidir” diyenlerin oranı yüzde 61 oldu. Seçmen birçok şeye katlanıyor. Hatta bazen ne bileyim işte hukuk dışı sert uygulamalara dahi katlanıyor. Mesela seçmen şunu demiyor; “Ya bu polis niye bu kadar sert? Niye böyle yaptınız?” Ama sandığa karşı yapılan işlere çok sert tepki veriyor. Yani sandığın elinden alınmasına, kararın elinden alınmasına çok sert tepki veriyor. Devleti milletin karşısına diktiler. Devlet ile milleti karşı karşıya getirdiler. Valiler, il başkanı, TRT ve, Anadolu Ajansı'nın yaptığı haksızlıklar… Uzman çavuşlara hiç yaşamadıkları ve hiç yaşamayacakları ilçelerde oy kullandırdılar. Düşünsene bir ilçeye iki bin tane uzman çavuş götürüyorlar. “Oy kullanın belediyeyi AK Parti kazansın” diyorlar. İnsanlar bunu kabul etmiyor ve ciddi reaksiyon veriyor.  İnsanlar bu yapılanların hukuki değil siyasi işler olduğunu görüyorsa bu AK Parti'ye yaramayacak. Bence çok da büyük bir bedel ödettirebilir bu iş onlara.

“Tayyip Bey, Ekrem İmamoğlu'nu aday yapmamanın bir siyasi bedelini ödesin önce”

Önemli olan seçmenin duygusunu doğru yakalamak. Kendimizi doğru anlatmak. Mesela diploma iptal oldu. Ne olacak? Adayımız İmamoğlu diyorum. Neden? Tayyip Bey, Ekrem İmamoğlu'nu aday yapmamanın bir siyasi bedelini ödesin önce. Rakibinden korkmanın, rakibini hapse atmanın siyasi maliyetiyle karşılaşsın. En sonunda aday olamıyorsa o gün bakılır. Ama o güne kadar millet görsün yani. Benim adayım değil mi? Bizim adayımız İmamoğlu ve Tayyip Bey bunu hapiste tutuyor. Bazıları “Yeni bir aday ilan edin” diyor. Artık Ekrem Bey kendisi adaylıktan çekilsin, yeni biri gelsin. Olur! Sanki Türkiye'de serbest rekabet varmış gibi görünsün o zaman. Ekrem Bey aday değil. Bizim başka bir adayımız var. Tayyip Bey de onunla yarışıyor. Öyle değil ki durum yani.

“Süreyi Akın Gürlek'e verdim, kendime değil, önce devletin kaydına girsin istiyorum”

Pek yakında. Ben “Bunu bir an önce açıkla” diye bir hafta süreyi Akın Gürlek'e verdim, kendime bir süre vermedim. Şundan dolayı söylüyorum; kanunen göreve geldikleri zaman, bir ay içinde mal bildirimi vermesi gerekir. 11 Mart günü süresi dolacak. 11 Mart'tan sonraya bırakır mıyız, bilmiyorum. Çünkü geçen salı günü Akın Gürlek'in süresi doldu. Çarşamba günü, “Mitingde neden konuşmadın?” diye köşe yazısı yazanlar oldu. “Akın Gürlek'le bir pazarlığa mı giriyor?” veya “Akın Gürlek CHP'yi tehdit mi etti?” gibi bir düşünceye girilmesini hiç istemem. O yüzden, “Ben bir an önce kamuoyunu açıkla” diye bir hafta süre verdim. Onun hukuki süresi 11 Mart.  Ben 11 Mart'ı beklemek istiyorum, ki devletin kaydına girsin istiyorum. Yoksa bugüne kadar neyi açıklamamışız ki, bir adım geri atmamışız.

Elimizde olmasa zaten söylemezdik, zaten rakamları, tapu sayısını verdim, doğru olduğunu onlar da biliyor.  Akın Gürlek'in süresi doldu ama sanki benim de sürem doldu gibi davranılıyor. Ben bunu en uygun zamanda belki ayrı bir basın toplantısıyla, belki bir başka yöntemle açıklarım, gizleyecek halimiz yok. (T24 - GÖKÇER TAHİNCİOĞLU)

Blogger tarafından desteklenmektedir.