Kralın cevabı, "Şey… Adalet Bakanı!"
Kralı tarafından tayin edilen bir adalet bakanı olsaydı eğer Küçük Prens; gerçekten çok tuhaf olurdu yetişkinlerin halleri...
Gitme kal bu gezegende seni adalet bakanı tayin edeceğim demiş Kral…
Hayran oluver kendini beğenmişe ne olacak ki…
Küçük Prens’e geçen gün göktaşlarının bölgesinde rastladım.
Kendi kendine konuşuyordu. Biraz dertliydi. Ne olduğunu sordum…
İlk gezegende Kral ile karşılaşmış. Görkemli bir tahta kurulmuş, oturuyormuş.
Küçük Prens'i görmüş ve “Aa! Bir kul gelmiş!” diye haykırmış.
“Beni daha önce hiç görmedi ki, nereden tanıyor?” diye sordu.
Cevap veremedim.
Çünkü Kral, nihayet birine krallık taslayacak birini görmüştü ve onu yanına çağırmıştı.
Diyemedim…
Kral için asıl önemli olan, otoritesinin sarsılmamasıydı. Kendine karşı çıkılmasına tahammülü yoktu. O, mutlakiyetçi bir hükümdardı.
Küçük Prens şaşkın şaşkın Kral'a bakmış. Kral “Otur” diye emir vermiş, ama oturacak hiç yer yokmuş. Çünkü Kral'ın tahtı ve üzerindeki kaftanı bütün gezegeni kaplamış.
Küçük Prens olanları anlatıyor ve şaşkınlığını gizlemiyordu.
Sormuş!
- Kral hazretleri… Siz neye hükmediyorsunuz?
Kral, “Her şeye” demiş! Eliyle gezegenleri, yıldızları işaret etmiş.
O sadece mutlakiyetçi bir hükümdar değilmiş, aynı zamanda bir cihan hükümdarıymış.
Küçük Prens sormuş…
- Peki, yıldızlar da emirlerinize itaat ediyorlar mı?
- "Kuşkusuz", diye yanıtlamış Kral. "Emirlerime tez elden uyarlar. Başıbozukluğa asla müsamaha göstermem…"
Küçük Prens, böyle bir güce sahip olan Kral'a hayran kalmış…
Sonra Küçük Prens Kral’a “Ben gidiyorum!” demiş.
- "Gitme", diye yanıt vermiş Kral!
Küçük Prens’in anlattığına göre Kral hazır bir kul bulabilmişken pek şişiniyormuş.
Sonra Kral, Küçük Prens’e kalması için teklifte bulunmuş….
- Gitme, seni bakan tayin edeceğim!
- Ne bakanı?
- Şey… Adalet Bakanı!
- Ama burada yargılanacak kimse yok ki!
- "Bilemeyiz" dedi ona Kral. "Henüz kraliyetimin her yöresini incelemiş değilim. Çok yaşlıyım, saltanat arabası koyacak yerim yok ve yürümek beni çok yoruyor."
- "Öhö! Ben gördüm bile" dedi Küçük Prens ve eğilerek gezegenin öbür ucuna şöyle bir baktı. "Orada da kimsecikler yok…"
- "O zaman sen de kendini yargılarsın" diye yanıtladı Kral. "En zoru budur zaten. İnsanın kendini yargılaması, başkalarını yargılamasından çok daha zordur. Eğer kendini hakkıyla yargılamayı başarırsan, gerçekten bilge olabilmişsin demektir."
- "Ben" dedi Küçük Prens "Kendimi nerede olursa yargılayabilirim. Bunun için buraya taşınmama gerek yok."
- "Öhö! Öhö!" dedi Kral, "Sanırım gezegenimin bir yerlerinde yaşlı bir lağım faresi var. Geceleyin sesini duyuyorum. Bu yaşlı lağım faresini yargılayabilirsin. Onu ara sıra idama mahkûm edersin. Böylece boynu kıldan ince, adaletin kılıcının gölgesinde yaşar. Ama bir çırpıda tüketmemek için onu her seferinde bağışlarsın. Elimizde bir tek o var."
- "Ben" dedi Küçük Prens, "İdama mahkûm etmekten hoşlanmam ve sanırım gerçekten de gidiyorum artık."
Küçük Prens giderken;
- "Seni büyükelçim olarak tayin ettim" diye arkasından telaşla seslenmiş o zaman Kral [i]…
Birinci gezegenden, Kral ve Küçük Prens’ten geriye kalan sorular…
Kral, hangi başarısından dolayı Küçük Prensi adalet bakanı olarak tayin etmek istemiştir?
Küçük Prens’e göre Kral'ın tayin ettiği adamlar adalete nasıl bakarlar?
İnsanın hakkıyla kendini yargılayabilmesi mümkün müdür?
Tarihte, adalete bakan adamlardan kaç kişi kendi kendini yargılayabilmiştir?
Yoksa illa yargılama yapmaksa amaç, elde kalanları yargılamakla yetinmek midir adalet?
Küçük Prens’in ardında bıraktığı bu sorularla kendini beğenmiş birinin gezegenine doğru giderken yol boyu, “yetişkinler çok tuhaflar” diye kendi kendine konuşuyordu…
Yetişkinler çok tuhaflar ve acaba neler yapacaklar?
İkinci gezegende kendini beğenmiş biri yaşıyormuş…
Küçük Prensi uzaktan görür görmez: “Ha ha! Bakın bir hayranım gelmiş!” diye seslenmiş kendini beğenmiş.
Çünkü kendini beğenmişler için diğer insanlar ancak onların hayranı olabilirler.
Küçük Prens kendini beğenmiş Kral'ı ziyaret etmekten daha eğlenceli bulmuş…
Kendini beğenmiş ve Küçük Prens…
- "Bana gerçekten çok mu hayransın?" diye sordu Küçük Prens’e
- 'Hayran olmak' ne demek?
- 'Hayran olmak' benim bu gezegenin en yakışıklısı, en şık giyineni, en zengini ve en akıllısı olduğumu kabul etmek demek.
- İyi ama senin gezegeninde senden başka kimse yok ki!
- Sen yine de beni kırma. Hayran oluver işte, ne var bunda!
- "Peki sana hayranım" dedi Küçük Prens hafifçe omuz silkerek, "Ama bunun sana ne faydası olabilir ki?"
Ve Küçük Prens çekip gitti.
Yol boyunca, “şu yetişkinler gerçekten de çok tuhaflar,” diye düşünüyordu…
Kralı tarafından tayin edilen bir adalet bakanı olsaydı eğer Küçük Prens; gerçekten çok tuhaf olurdu yetişkinlerin halleri…
Olanlar oldu… Hayranlıklar, tuhaflıklar ve çok tuhaflıklar gerçek oluverdi…
Hatır mı yoksa çok tuhaflık mıdır acaba herkesin görecekleri?
Ama önce hayranlık ve sonra olanlar olacak!
Neler olur neler! Oluyor zaten!
Örneğin öncelikle cezaevlerinden başlanır ve sınırlandırmalar esas olur…
İnanılmazlar yaşanır… “Bu da olmaz artık” denilenler olur. Tekrar tekrar tekrarlanır bile…
İnanılmaz deyince Eduardo Galeano Kucaklaşmanın Kitabı’nda[ii] anlatıyordu:
Uruguay’daki diktatörlük döneminde, Tito Sclavo, Özgürlük adı verilen hapishanede, birtakım resmî belgeleri görüp kopya çekmeyi başarmıştı.
Bunlar ceza kurallarını belirleyen belgelerdi:
Gebe kadın ve kuş resmi çizmek ve resimlerinde kadınla erkeği bir arada göstermek suçu işleyenlerin ve çiçekli havlu kullanırken yakalananların cezası hücre hapsiydi.
Kafası, hapishanedeki herkes gibi sıfır numara tıraş edilmiş bir mahkûm, “yemekhaneye dağınık saçla girdiği” için cezaya çarptırılmıştı; bir başkası da “kafasını kapının altından uzattığı” gerekçesiyle. Oysa o kapının altından ancak bir milimetrelik bir ışık geçebilirdi.
“Orduya ait bir köpekle dost olmaya kalkışan” mahkûm gibi, “Silahlı Kuvvetlerin üyesi olan bir köpeğe hakaret eden” mahkûmun kaderi de hücre hapsiydi. Bir başka mahkûm da “hiç nedensiz köpek gibi havladığı için” aynı ödüle layık görülüyordu”
Orası diktatörlük böyle şeyler olur diyebilirsiniz…
Demokratik hukuk devletlerinde böyle şeyler olmaz, olamaz…
Demeyin sakın!
En azından bir örnek; avukatlar zaten düşman bellenmiştir ve olmasalar ne iyi olur diyeceklerdir. Savunma var ama yok!
Sahibinin sesi olanlar düzene uygun kafalardır.
Neler olacak neler!
İnanılmazlar bir bir olacak ve hiç iyi olmayacak.
Adaletsizliklere tanıklığımız sürecek.
Siyasal iktidar düzenine uygunluğun sadakati; olanlardır.
Zihniyetin hakimiyeti ise olacak olanlardır.
Ne hukuk ne hak ne hakkaniyet… (FİKRET İLKİZ - BİANET)
[i] Küçük Prens. Antoine de Saint-Exupery. Türkçesi Yiğit Bener. Epsilon yayınları. Ekim 2015. Sayfa 45-51 arası (Yazıda kitapta yer alan bazı bölümlerde küçük anlatım değişikliği yapılmıştır. F.İ)
[ii] Eduardo Galeano Kucaklaşmanın Kitabı. “Bürokrasi 2” başlıklı yazı Can yayınları 1994, Sayfa 70
