Neyi savundum? Neyi savunmaya devam edeceğim? / RESUL EMRAH ŞAHAN
İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında kendisine yöneltilen soruları yanıtlayan tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, tutuklanmasını ve görevden alınmasını Yaşar Kemal'in öyküsüne atıfta bulunarak anlattı: "Bu ülkede yalanın, hukuksuzluğun ve zorbalığın kurduğu teşkilata karşı, hakikati her gün yeniden yaratmak zorundayız"
Geçenlerde çok sevdiğim bir abimden bir mektup geldi. Hikâyemin Yaşar Kemal’in Teneke romanındaki kaymakama benzediğini yazıyordu. Hatta daha da ileri gidip, Fikret Irmak’ın hikâyesinin başıma gelenlerin edebi bir izdüşümü gibi durduğunu söylüyordu. Bu benzetmenin zihnime niçin yerleştiğini düşündüm uzun uzun. Sonra anladım: Çünkü o hikâyede yalnızca bir idarecinin başına gelenler anlatılmaz; kamunun yanında duran bir insanın, çıkar düzeniyle karşı karşıya kaldığında başına neler gelebileceği anlatılır.
Siyasal bilgiler mezunu, genç bir kaymakamdır Fikret Irmak. Çukurova’ya gelir. Çeltik ağalarının, sırf daha çok kazansınlar diye köyleri su altında bıraktığını, insanları sıtmaya mahkûm ettiğini görür. Kanunu uygulamak ister. Sahipsiz köylüyü korumak ister. Ağaların dalkavukluğunu, sahte dostluklarını, teklif ettikleri rüşveti elinin tersiyle iter. Tam da bu yüzden hedef olur. Çünkü düzen, haklıdan yana duranları ödüllendiren değil; çoğu zaman çıkar çarkına çomak sokanı cezalandıran bir düzendir. Ağalar hemen organize olurlar. Sahte telgraflar yazdırırlar. İftiralar üretirler. Halk sağlığını korumaya çalışan o genç kaymakamı, milli servet düşmanı, suçlu, sakıncalı ilan ederler. Sonunda da onu sürdürmeyi başarırlar. Arkasından çocuklara teneke çaldırarak uğurlarlar. Gürültüyü hakikatin üstüne örterek, haysiyeti küçültmeye çalışarak…
Romanın sonunda, kumpasa kurban giderek sürgün edilen ve ağır yenilgi duygusu yaşayan Kaymakam’ın yanına, kasabanın tellalı gelir. Haksızlığın, kumpasın ve kurulu çürük düzenin anatomisini, sanki bu memlekette rant ve iftira çarklarının değişmeyen felsefesini anlatır gibi şu sözlerle yüzüne çarpar:
“Bak Kaymakam. Gençsin, yiğitsin, namuslu ve vatanseversin. Bunun için kendine güvenirsin. Kendine güvendiğin için yalancı değilsin. Sen bana bak oğlum… Yalanın gücü, doğrunun güçsüzlüğünden değildir. Yalan teşkilat kurmuştur, doğru yalnızdır. Yalanın geleneği var, doğrunun her gün yeniden yaratılması gerek” der.
Bu sözler, yalnızca Yaşar Kemal’in romanındaki bir kaymakama söylenmiş sözler değildir; bu ülkenin vicdanına söylenmiş sözlerdir aynı zamanda. O yüzden Fikret Irmak’ın hikâyesi yalnızca bir roman kahramanının hikâyesi değildir. Bu topraklarda kamunun yanında durmanın, halkı ezene karşı söz almanın, düzenin olağanlaştırdığı kötülüğe teslim olmamanın hikâyesidir aynı zamanda.
Benim savunduğum siyasi anlayış da tam burada duruyor.
Çünkü mesele yalnızca benim başıma gelenler değildir. Mesele, bu ülkede nasıl bir siyasetin kök salacağıdır. Halktan kopmayanın mı, halkın üstüne basarak yükselenin mi? Tevazuyla hizmet edenin mi, kibirle buyuranın mı? Farklılıkları ortak hayatın zenginliği sayanın mı, onları tehdit gibi görenin mi? Köprüler kuranın mı, duvarlar örenin mi?
İşte biz de o duruşma salonunda her gün biraz bunu yapıyoruz ve doğruyu yeniden dile getiriyoruz. Çünkü bu ülkede yalanın, hukuksuzluğun ve zorbalığın kurduğu teşkilata karşı, hakikati her gün yeniden yaratmak zorundayız. Cumhuriyet’i de ancak böyle var edeceğiz, böyle koruyacağız, böyle ileriye taşıyacağız. Tıpkı Kaymakam Fikret’in hikâyesinde olduğu gibi. (RESUL EMRAH ŞAHAN - BİANET)
