Bizi nereye taşır bu ‘şantaj-montaj’ siyaseti?

Sanki bir şeyler için baskılananlar şantajla zorlanıyor, karşılık alınmazsa ifşa ediliyor gibi bir hava var. Oysa bizi en son ilgilendiren şey belki de siyasetçilerin özel hayatı...


Siyasetçilerin hangi partili olduğundan, adları ve taşıdıkları özelliklerden bağımsız olarak şunu net ortaya koymak lazım: ‘şantaj-montaj siyaseti’ asla meşru bir siyaset biçimi değildir. Bu, adeta mafya usulü bir iş hâlletme şeklidir.

Karşısında yer alan görece daha güçsüz kişiyi köşeye sıkıştırır ve işini bitirir mafya. Bu uğurda aile, etik, insanlık, haysiyet de gözetmez. Yapacaklarının seviyesi insanlık onuru adına sonsuz ölçüde alçalabilir ama hedefe ulaşmadan da işin peşini bırakmaz.

Bugünlerde Türkiye’de de siyaset mafyavari bir hâl almış durumda. Sanki bir şeyler için baskılananlar şantajla zorlanıyor, karşılık alınmazsa ifşa ediliyor gibi bir hava.

Kim olduğu belli olan / olmayan koca koca insanlar birbirlerinin özel hayatları üzerinde tepiniyorlar. Oysa bizi en son ilgilendiren şey belki de siyasetçilerin özel hayatı.

Deniz Baykal’ın yıllarındaki gibi mi bu ‘kaset meselesi’ ondan bile emin değilim.

Ama işte yine olağanüstü bir şekilde, belli ki bazı karanlık yapıların da devreye girmesiyle işler rayından çıkmış görünüyor.

Kasetler, iddialar, şantajlar, anlaşmalar masada...

Türkiye’yi tanıyanlar bu yaşanan mafyavari dalgalanmanın sebebini derin yapıların hazırlığı olarak yorumlayabilir.

Evet bu bir hazırlık gibi okunabilir. Hatta belki seçim sath-ı mailine girmiş bile olabiliriz.

CHP özelinde yaşanacak bazı gelişmelerden sonra aniden seçime gidilebilir mesela.

CHP bölünebilir mesela… Ya da güç kaybedebilir…

Gayet sağlam bir siyasi senaryo üretebilirim  bu mafyavari hareketlenmenin arkasından neler olabileceğine dair.

Bilemiyorum, elle tutulmayan ama gözle görünen, ispatı olmayan ama çok iyi gördüğün şeyleri yorumlamak maalesef gazetecilik mesleğinin kapsamını aşıyor, ben de burada zorlanıyorum bazen.

Neyse…

Her ne oluyorsa, insanların onurları hedef alınarak tuş edilmesine müsaade etmemek gerektiği görüşündeyim.

Bu mafya usulü yöntemlerle hiçbir siyasetçinin ‘yenmesine’ veya ’diz çöktürülmesine’ seyirci kalmamak gerekiyor.

Siyasetçinin kim olduğuna bakmaksızın bu yöntemlerin meşru olmadığını, memlekete yararı olma ihtimalinin bulunmadığını konuşmak gerek.

Sessizce, ortalığa dökülen ‘kaset dayatmaları’ izlememek, prim vermemek gerektiğini düşünüyorum.

Her kim boğazı sıkılarak, bir şeyleri kabul etmediği için özel hayatından vuruluyorsa, o kişinin yanında yer almak, bu ‘kaset siyaseti’nin de artık işler bir yöntem olmaktan çıkmasını sağlamak gerekiyor. (TUĞÇE TATARİ - T24)

Blogger tarafından desteklenmektedir.