Yolumuz Rusya’nın yoludur, Kılıçdaroğlu bizim Zyuganov’umuzdur!

Rusya'daki "sistem içi muhalefet modeli"nin Türkiye'ye uydurulması çok kolay görünmese de bu uğurda çabalar süreceğe benziyor...


Bu topraklarda iktidardan farklı fikirlere sahipseniz yaşamak size haram edilebilir.

Tarihimiz bunu doğrulayan yüzlerce kanlı ve baskıcı gelişmeyle doludur.

AKP’li döneme bakacak olursak (daha önceki bazı tarihleri es geçsek bile) 13 yıl önce başlayan “Gezi Parkı olayları”na iktidarın gösterdiği tepkiler, 2017 anayasa değişikliği referandumunun ardından 9 Temmuz 2018’den itibaren uygulamaya konan “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi”, 19 Mart 2025’te başlayan “Ekrem İmamoğlu-İBB operasyonları” ve 21 Mayıs 2026 “Özgür Özel-CHP operasyonu” demokratik ortamımıza karanlığın çökmesinin önemli aşamaları oldu.

“Tek adam yönetimleri”, adı üzerinde, tek kişi temelinde inşa edilir. Türkiye’de bu temel, yaklaşık 23,5 yıldır iktidarda olan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Erdoğan, 10 Ağustos seçimlerinin ardından 28 Ağustos 2014’te “Türkiye Cumhuriyeti’nin 12. Cumhurbaşkanı” olarak seçildi. Sonraki dönemler, onun iktidarının hep sürmesi, tekrar tekrar seçilmesi için gerekli fiili ve yasal düzenlemelerle geçiyor ve geçecek gibi görünüyor.

İstek ve güç olduktan sonra “demokrasiye benzesin” diye önceki yönetim dönemlerini şu ya da bu “hukuki gerekçe” ile “sıfırlamak” imkânsız değil (bayılıyorum bu kavrama, “sıfırlamak”, yani yaşanmış bir süreyi yok kabul etmek). Sonuçta “yasa çıkaranlar”, maşallah, nasılsa hepsi “bizim çocuklar”…

Yüzlerce yıllık baskı ve otoriterlik dönemlerinin ardından, SSCB ve Rusya, görece kısa süreli Mihail Gorbaçov (1985-1991) ve Boris Yeltsin (1991-1999) iktidarlarında oldukça sancılı ve çelişkili de olsa “demokratikleşme süreci” yaşadı. 1999’un son gününden bugüne dek Rusya’yı Vladimir Putin yönetiyor. 6 yıl önce yaşanan “sıfırlama operasyonu”sonrasında, Rus liderin 2036’ya kadar başta kalmasının yolu açıldı. Sağlığı ve şartlar elverirse bu sıfırlamaların sürdürülmesi işten bile olmayacaktır.

Putin, Rusya tarihinden kendince çıkardığı derslerle ilk başta muhalefeti “sembolikleştirdi”, şimdi de “imparatorluk”fikirlerinden esinlenen bir dış politika izliyor.

Rusya’da nasıl bir muhalefet var?

“Muhalefeti sembolikleştirdi” derken neyi kastediyorum? Bugün Rusya’da gerçek anlamda iktidarı devirmek isteyen muhalif güç yok gibi; mevcut olanlar ya “içerde” (hapiste) ya da “dışarda”, yani zorunlu olarak yurtdışında yaşıyor.

Ama doğrusu “muhalefetsiz bir ülke” tablosu Putin’in pek hoşuna gitmiyor. Bu duruma çözümü yıllar önce danışmanı Vladislav Surkov bulmuş ve “egemen demokrasi” kavramını ortaya atmıştı. (Şu sıralarda sinemalarda oynayan “Kremlin Büyücüsü” adlı film, Surkov’un öyküsünü anlatıyor.) Bu kavram, özetle “her ülkenin kendine özgü demokrasisi vardır” yaklaşımıyla demokratik özgürlükleri sınırlıyordu.

Bu anlayışla Kremlin eliyle var olan partiler “uygun formasyona getirildi” ve yenileri kuruldu. Sonuçta Rusya’da “sistem içi muhalefet” denilen “uysal rakipler” yaratıldı. Bunlardan bazıları Devlet Duması’nda “muhalif olarak çalışıyor”.

Rusya Federasyonu’nun yasama organı iki parçalıdır. Alt kanadı Duma, üst kanadı Federasyon Konseyi, yani senatodur.

450 koltuklu Duma’da iktidar partisi Birleşik Rusya’nın 313 milletvekili var.

Rusya Federasyonu Komünist Partisi’nin 56, Adil Rusya’nın 28, Liberal Demokratik Parti’nin 22, Yeni İnsanlar Partisi’nin 15 temsilcisi var. 3 milletvekili de bağımsız. Boş sandalyelerin sayısı ise 13.

Sonuçta beş partiden dördü muhalif, değil mi?

“Havet”, yani hayıra yakın bir evet bu.

Evet, hepsi her gün bir şeyler söylüyor, toplantılar düzenliyor, iktidarı eleştiriyor falan… Ama kritik konularda asla iktidarı hedef almıyorlar. Bazıları işi, “gerçek liderlerinin Putin olduğunu” söylemeye kadar vardırıyor. Ukrayna’daki savaşa kimse karşı çık(a)mıyor. Herkes Batı düşmanı. “Birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyulduğu” her an, iktidarın arkasında sıralanmaya hazırlar.

Komünist Partisi, geçmişin komünistlerini andırıyor, daha çok yaşlıları kucaklıyor. Ama artık Marksizm-Leninizm’den epeyce uzak, dindar ve milliyetçi. Lideri Gennadiy Zyuganov 1944 doğumlu ve 33 yıldan fazladır partinin başında. Putin’e bağlı “sorumlu muhalifliği” sonucu madalya almışlığı var.

Adil Rusya “sosyal demokrat gibi” bir parti... Yeni İnsanlar sanki “liberal değerlere yakın gibi”… Vladimir Jirinovski’den miras kalan Rus milliyetçisi Liberal Demokratik Parti’nin başında da artık Kremlin’le iyi ilişkileriyle bilinen Leonid Slutski var.

Kimilerine göre “Duma dekorasyonu” olan bu partiler, güzel bir “sistem içi muhalefet” tablosu!

Bu arada Rusya'daki sistemin en önemli özelliklerinden biri, seçimlerin sonucunun önceden belli olması. Bilemediğimiz, en fazla Putin’in veya Birleşik Rusya’nın yüzde kaç oyla ipi göğüsleyeceği…

Rusya modeli bize uyar mı?

Bu “dikensiz gül bahçesi”, galiba çoktan beri Türkiye’deki iktidarın hayalini süsleyen bir model.

Şimdiki gidişe bakılırsa, neredeyse 20 aydır DEM Parti, bir taraftan “muhalif” ama diğer taraftan iktidarla ilişkisini aşırı özenle kurup Cumhurbaşkanı’nı incitmeyecek, kırmayacak bir tavır ve söylem içinde. Yıllardır çekilen sayısız çileden sonra, “bir şekilde sistem içinde yer alma” amacına öylesine sıkı sarılmış durumda ki, kitlesinden uzaklaşma riskini bile göze alabiliyor.

Yalnızca ana muhalefet partisi değil, aynı zamanda son seçimlere göre ülkenin en güçlü partisi olan CHP ise bir süredir Deniz Baykal ve Kemal Kılıçdaroğlu gibi “muhalifliği kendine çok yakıştıran liderler” tarafından yönetilmiyordu. Dahası, İmamoğlu ve Özel CHP’si işi iyice ileri götürerek zayıflayan iktidarı sarsmaya başlamıştı.

Sonuç ortada…

Artık normal veya normale benzer seçimlerle iktidarın sürdürülmesi imkânı kalmamışa benziyor. AKP siyasi olarak tükenmişliğe çok yakın. Ekonomiyi de iyi yönetemiyor. En iyi becerdiği, muhaliflerini durmadan bölmek, seçmenleri kutuplaştırmak… Ve son dönemde attığı başlıca adımlarda hep yargıyı kullanmak…

Son perdede, bir türlü yola gelip de “Ankara’da siyaset yapmayan” Özel “görevden alındı” ve yerine yılların denenmiş “sorumlu muhalifi” Kılıçdaroğlu atandı.

Onlarca yıldır iki ülkeyi de çok yakından izleyen biri olarak Kılıçdaroğlu bana hep Rus komünist lider Zyuganov’u hatırlatmıştır (meraklısı T24’te iki lideri birbiriyle kıyasladığım ve benzettiğim yazıları bulabilir). Bir tek eksiği kaldı Kılıçdaroğlu’nun: İktidardan madalya almadı. Ne diyelim, son operasyon başarıya ulaşırsa belki o da olur...

Sağcı partiler konusuna girmek istemiyorum. Onlar zaten çok kolay ilkesiz davranıp anında iktidara yanaşabiliyorlar. Meral Akşener, Sinan Oğan, Numan Kurtulmuş, Süleyman Soylu, Tuğrul Türkeş ve daha pek çok isim sayılabilir. Örneğin, iktidar “gel” dese Ahmet Davutoğlu’nun bunu reddedip muhalefete devam edeceğinden emin misiniz?

İktidar Türkiye’yi giderek Rusya modeline benzetmeye çalışıyor olabilir. Ve/veya ABD’nin “Bölge Valisi” Tom Barrack’ın bize uygun gördüğü “monarşi düzeni” hedefleniyor da olabilir. Ama bu çok kolay değil. 

Demokrasiden ve seçimlerden vazgeçilmedi 

Demokratik duyarlılığımız ve geleneklerimiz zayıflatılsa da hâlâ yaşıyor. Halk korku içinde olsa da hâlâ demokrasiden ve seçimlerden vazgeçmiş değil.

Ve iktidar, partisiyle ve lideriyle Rusya yönetiminin, yani AKP Birleşik Rusya Partisi’nin, Erdoğan da Putin’in popülaritesinin ve kitle desteğinin çok gerisinde. 2021 Duma seçimlerinde Birleşik Rusya’nın oy oranı yüzde 49,82 oldu. Son başkanlık seçimlerinde Putin’in oyların yüzde 87’sini aldığı açıklandı. 2023’teki seçimlerde, AKP yüzde 35,6 ve Erdoğan ilk turda yüzde 49,52, ikinci turda ise yüzde 52,18 oy almıştı.

Şapkadan tavşan çıkarma becerisi elbette önemli. Ama son yılların ekonomik krizi, siyasi ve sosyal gerginlikleri, belediyelere el konarak halkın iradesine müdahale gibi etkenlerle yakın gelecekte zafer tavşanına uygun bir şapka bulmak çok zor olacağa benziyor.

Özellikle de muhalif partiler “sistem içi muhalefet” olmaya karşı ciddi bir direniş gösterirlerse, buradan doğacak güçlü rüzgâr, o şapkayı dayanıksız bir şemsiye gibi tersine çevirebilir. (HAKAN AKSAY - T24)

Blogger tarafından desteklenmektedir.