İnsan Hakları Derneği 40 yaşında: Yargı güvence değil, ihlal faili haline geldi

İnsan Hakları Derneği (İHD), 40'ncı kuruluş yılında Sultanahmet Meydanı’nda açıklama yaptı. İHD İstanbul Şube Başkanı avukat Jiyan Tosun, "Hakikatin peşindeyiz, barışta ısrarlıyız" dedi.


İnsan Hakları Derneği (İHD) "İnsan onuru, hiçbir koşulda vazgeçilemeyecek bir değerdir" sloganıyla yürüttüğü hak mücadelesinde 40'ncı yılını geride bıraktı. 12 Eylül askeri darbesinin baskı ortamında, işkencenin sistematikleştiği ve hukukun askıya alındığı bir dönemde kurulan İHD, kuruluş yıl dönümünü İstanbul'un Fatih ilçesinde bulunan tarihi Sultanahmet Meydanı’nda düzenlediği basın açıklamasıyla kutladı.

Hak savunucularının yoğun katılımıyla gerçekleştirilen eylemde İHD'nin 40'ncı açıklamasını, İHD İstanbul Şube Başkanı avukat Jiyan Tosun okudu. 17 Temmuz 1986'da mahpus yakınları, aydınlar, yazarlar, gazeteciler, akademisyenler, avukatlar ve hekimlerin de aralarında bulunduğu 98 cesur hak savunucusu tarafından temeli atılan derneğin, bugün de korkuya karşı cesaretin ve şiddete karşı barışın sesi olmaya devam ettiği vurgulandı.

"Darbe döneminden bugüne bücadele alanımız genişledi"

Sultanahmet Meydanı'nda yapılan açıklamada konuşan Jiyan Tosun, derneğin kuruluş yıllarında öncelikli olarak cezaevlerindeki hak ihlallerini görünür kılmaya odaklandığını, ancak sonraki yıllarda devletin güvenlikçi politikaları ve farklı kimlikleri dışlayan yaklaşımları nedeniyle mücadele alanının genişlediğini ifade etti:

"Geçmişle yüzleşmeden, ayrımcılıkla mücadele etmeden ve farklılıkları eşit yurttaşlık temelinde kabul etmeden gerçek bir demokrasi kurulamayacağına inanıyoruz. Bu demokratik ve insancıl tutumumuz, İHD'yi her dönem sistematik bir baskının ve şiddetin hedefi haline getirmiştir."

Ağır bedeller ve hakikat arayışı

Özellikle 1990'lı yıllarda tırmanan çatışma ortamında İHD üye ve yöneticilerinin ağır tehditlere, gözaltılara ve yargısal baskılara maruz kaldığını hatırlatan Tosun, 23 insan hakları savunucusunun faili meçhul cinayetlerde yaşamını yitirdiğini, şubelerin bombalandığını ve kapatıldığını hatırlattı.

Açıklamada, eski Genel Başkanlardan Akın Birdal’ın 1998’de uğradığı silahlı saldırı ve 2002’de Genel Merkezde saldırıya uğrayan Hüsnü Öndül hatırlatılarak, tüm baskılara rağmen hak mücadelesinden taviz verilmediği kaydedildi.

İHD öncülüğünde Galatasaray Meydanı’nda adalet arayan Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın mücadelesi ise kayıpların akıbetini sorma ve cezasızlıkla mücadele etme kararlılığının en güçlü simgesi olarak nitelendirildi.

Bugünün hak ihlalleri: "Yargı güvence değil, ihlal faili haline geldi"

Tosun tarafından okunan metinde, aradan geçen 40 yıla rağmen Türkiye’de hukuk devleti ilkesinin ortadan kalktığına ve temel hakların ağır tehdit altında olduğuna dikkat çekildi. Açıklamada güncel hak ihlallerine ilişkin şu tespitleri sıraladı:

Eleştirel düşünce ve toplumsal talepler güvenlik gerekçeleriyle sınırlandırılmakta; gazeteciler, siyasetçiler, akademisyenler ve hak savunucuları yargısal tacize maruz kalmaktadır.

Uzun süreli tecrit uygulamaları, ağır hasta mahpusların durumu ve infaz hukukundaki adaletsizlikler insan onurunu zedelemektedir.

İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı ve toplumsal cinsiyet eşitliğini hedef alan politikalar kadın cinayetlerini ve şiddeti körüklemektedir. Kadınların 8 Mart ve 25 Kasım eylemlerine yönelik engellemeler kamusal alanda var olma hakkına müdahaledir.

LGBTİ+ bireylere yönelik ayrımcı söylemler ve sistematik yargı tacizi fikir ve örgütlenme özgürlüğünü ağır şekilde ihlal etmektedir.

Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller, güvencesiz çalışma koşulları ve ekonomik adaletsizlik insan onuruna aykırı bir tablo yaratmaktadır.

"Barış için yeni bir dönem"

Kürt meselesinin demokratik, barışçıl ve hukuki yöntemlerle çözülmesi gerektiğini ifade eden Tosun, 1 Ekim 2024 tarihinde başlayan yeni süreci, geçmişteki acıların tekrarlanmaması adına tarihi bir fırsat olarak gördüğünü belirtti. Avukat Tosun ayrıca, kalıcı bir barışın tesisi için devlete şu somut adımları atma çağrısında bulundu:

AYM ve AİHM kararları eksiksiz uygulanmalı; Terörle Mücadele Kanunu (TMK) başta olmak üzere temel hakları sınırlayan mevzuat kaldırılmalı veya revize edilmelidir.

Ağır sağlık sorunları bulunan hasta mahpuslar, barış sürecinden bağımsız olarak derhal tahliye edilmelidir.

Çatışma çözümünde güven inşası için sürecin önemli aktörlerinden Abdullah Öcalan’ın tutulma koşulları yeniden düzenlenmeli, dış dünya ile iletişim kurması ve müzakere sürecine katılması sağlanmalıdır.

Temel bir mahpus hakkı olan "umut hakkı" yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

Sultanahmet Meydanı'ndaki açıklama, şu ifadelerle son buldu:

"Kırk yıl önce İHD'yi kuranlar, en zor koşullarda insan haklarını savunmanın mümkün olduğunu gösterdiler. Bizlere düşen görev bu mirası geleceğe taşımaktır. Sözümüz açıktır: Hakikatin peşindeyiz, barışta ısrarlıyız. İnsan haklarını savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz." (FERHAT YAŞAR - BİANET)

Blogger tarafından desteklenmektedir.