Trabzonspor gerçekte kime yenildi: Kurucu futbol aklının kaybı
Bugün yeni kuşak Trabzonspor’un 1970’lerdeki başarısını yalnız romantik bir “Anadolu ihtilali” olarak biliyor. Oysa o başarı duygusal olduğu kadar iktisadi ve örgütsel bir modeldi. Ahmet Suat Özyazıcı… Özkan Sümer… Trabzon futbolunun içinden çıkmış iki teknik adam. Arkalarında İdmanocağı’ndan Yolspor’a, Sebat’tan kentin genç takımlarına uzanan futbol kültürü… Önlerinde Şenol Güneş, Cemil Usta, Turgay Semercioğlu, Necati Özçağlayan, Kadir Özcan, Ali Kemal Denizci, Hüseyin Tok, Bekir Barçın, Hüsnü Özkara gibi büyük bölümü Trabzon ve çevresindeki futbol dünyasının içinden yetişmiş bir kuşak vardı.
İki sonuç arasındaki elli yıl, belki de Trabzonspor’un değişen futbol anlayışını anlatıyor.
20 Ekim 1976’da Avrupa’nın devlerinden Liverpool Avni Aker’e geldi. Kadrosunda Ray Clemence, Emlyn Hughes, Ray Kennedy, Kevin Keegan, John Toshack vardı.
Trabzonspor kazandı: 1-0.
Üstelik karşısındaki Liverpool birkaç ay sonra Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kazanacaktı. Trabzonspor ise henüz Türkiye’nin yeni şampiyonuydu.
Aradan yarım asır geçti...
Bu kez Trabzonspor kadrosunda dünya futbolunun tanıdığı Muhammed Salah vardı. Andre Onana vardı. Stefan Savic vardı. Paul Onuachu vardı. Ardından Fabinho da geldi.
Fakat UEFA Avrupa Ligi play-off’unda Macaristan’ın Ferencváros takımına Trabzon’da 1-0, Budapeşte’de 4-0 yenildi. Toplam: 5-0.
İki maçlık bir sonuçtan futbol tarihi yazılmaz kuşkusuz. Ama bazı yenilgiler insanı skordan daha büyük bir soruyla karşı karşıya bırakır: Trabzonspor ne zaman kendi futbol aklından bu kadar uzaklaştı?
TRABZON MODELİ
Bugün yeni kuşak Trabzonspor’un 1970’lerdeki başarısını yalnız romantik bir “Anadolu ihtilali” olarak biliyor. Oysa o başarı duygusal olduğu kadar iktisadi ve örgütsel bir modeldi.
Ahmet Suat Özyazıcı… Özkan Sümer…
Trabzon futbolunun içinden çıkmış iki teknik adam. Arkalarında İdmanocağı’ndan Yolspor’a, Sebat’tan kentin genç takımlarına uzanan futbol kültürü…
Önlerinde Şenol Güneş, Cemil Usta, Turgay Semercioğlu, Necati Özçağlayan, Kadir Özcan, Ali Kemal Denizci, Hüseyin Tok, Bekir Barçın, Hüsnü Özkara gibi büyük bölümü Trabzon ve çevresindeki futbol dünyasının içinden yetişmiş bir kuşak vardı.
Ahmet Suat Özyazıcı yönetimindeki Trabzonspor, Süper Lig’deki ikinci sezonunda, 1975-76’da ilk şampiyonluğunu kazandı. Ertesi sezon yine şampiyon oldu.
İstanbul’un üç büyük kulübünün 17 yıllık egemenliği kırılmıştı.
Ardından bayrak Özkan Sümer’e geçti. 1978-79’da yine şampiyonluk…
Özyazıcı ile 1979-80… Sümer ile 1980-81… Özyazıcı ile 1983-84…
Trabzonspor dokuz sezonda altı lig şampiyonluğu kazandı.
Dördünde Ahmet Suat Özyazıcı, ikisinde Özkan Sümer takımın başındaydı. Fakat asıl önemli nokta kupaların sayısı değil: Kupaların nasıl kazanıldığı...
ÖZKAN SÜMER'İN DERSİ
Özkan Sümer denince yalnız teknik direktörü hatırlamak eksik kalır. Türk futbolunda altyapı fikrini sistemleştiren öncü isimlerden biriydi. Trabzon’da genç takımlar kurulması için çalıştı. 1972-73 sezonunun sonlarında Trabzonspor genç takımını devraldı, minik yaş grupları için turnuvalar düzenledi, altyapının ayrı bir yönetim yapısına kavuşmasını istedi ve yıllarca bu düzenin başında kaldı.
Ve 1978-79 sezonunda yaşananlar bugünkü Trabzonspor için neredeyse ders kitabı niteliğinde. Takım sezon öncesinde dört milli futbolcusunu sattı. Dönemin yorumcuları artık şampiyonluk ihtimalinin kalmadığını düşündü.
Trabzonspor ne yaptı? Dört yıldızın yerine dört yıldız satın almadı. Sadece iki transfer yaptı. Diğer boşlukları altyapıdan gelen futbolcularla doldurdu. Ve şampiyon oldu.
Bir tarafta 1978 Trabzonspor’u: Futbolcu kaybediyor, futbolcu üretiyor.
Diğer tarafta bugünün futbol anlayışı: Futbolcu yaşlanıyor, şöhretini transfer ediyor.
Tartışılması gereken fark burada.
TRANSFER FELSEFESİ
Kuşkusuz Salah iyi futbolcu. Meseleyi “34 yaşındaki futbolcu alınır mı” basitliğine indirgemek yanlış olur. Salah dünya futbol tarihinin en büyük hücumcularından biri.
Trabzonspor onunla iki yıllık sözleşme yaptı. Açıklanan garanti ödeme, sezon başına 10 milyon Euro ücret ve 7 milyon Euro imza bedeliyle 17 milyon Euro. Buna bonuslar ve Salah markalı ürünlerden yüzde 20 pay da ekleniyor.
Bir başka transfer Fabinho da kötü futbolcu değil. Liverpool ile Premier Lig ve Şampiyonlar Ligi kazanmış olağanüstü bir kariyere sahip. Üstelik hakkını teslim edelim: Fabinho 24 Ağustos’ta, Ferencvaros ile ilk maç oynandıktan sonra transfer edildi. Dolayısıyla Ferencvaros yenilgisinin sorumluluğunu ona yüklemek saçma olur.
Sorun isimlerde değil.
Sorun transfer felsefesinde.
Bir kulüp Salah’ı, Fabinho’yu ya da herhangi bir 32-35 yaşındaki dünya yıldızını doğru kurulmuş genç, dinamik ve birbirini tamamlayan bir takımın eksik parçası olarak alabilir.
Bundan büyük verim elde edebilir. Ama yaşları ilerlemiş büyük isimleri yan yana getirip bundan kendiliğinden büyük takım çıkacağını düşünüyorsanız başka bir iş yapıyorsunuz:
Takım kurmuyor, CV topluyorsunuz...
ŞÖHRETİN AMORTİSMANI
Burada futbol ekonomisinin ilginç bir paradoksu var.
Bir futbolcunun atletik sermayesi ile sembolik sermayesi aynı hızla yaşlanmıyor. Bacak yaşlanıyor. İsim yaşlanmıyor. Hız azalıyor. Şöhret kolay kolay azalmıyor. 90 dakika boyunca yaptığı yüksek şiddetli koşu sayısı düşebiliyor ama Instagram takipçisi düşmüyor.
İşte kulüpler bazen tam bu yanılsamaya kapılıyor. Bugünkü futbolcuyu değil, hafızalarındaki futbolcuyu transfer ediyorlar.
Liverpool’daki Salah…
Liverpool’daki Fabinho…
Atletico Madrid’deki Savic…
Manchester United’daki Onana…
Fakat futbol piyasasının acımasız gerçeği şu: Forma futbolcuyla birlikte gelir eski maçları gelmez.
Bu nedenle yıldız transferinin de bir çeşit amortisman hesabı vardır. Kulüp futbolcunun ismine ne kadar, bugünkü fiziksel ve taktik kapasitesine ne kadar para ödediğini bilmek zorundadır…
BİZ SADECE ŞÖHRET ALIYORUZ ONLAR GELECEK
Türkiye’nin durumunu İngiltere, İspanya ya da Almanya ile karşılaştırmayalım. Manchester City ile Trabzonspor’u kıyaslamanın fazla anlamı yok.
Bize yakın futbol ülkelerine bakalım.
28 Ağustos 2026 itibarıyla UEFA’nın canlı beş yıllık ülke sıralamasında:
6- Portekiz – 64.550
7- Belçika – 59.050
8- Hollanda – 52.395
9- Türkiye – 49.675
Trabzonspor’u eleyen:
18- Macaristan – 27.312.
Sıralama çok şey söylüyor. Türkiye, Portekiz, Belçika ve Hollanda’dan sportif olarak fersah fersah geride değil. Ama futbol ekonomisinin yönü farklı.
CIES Football Observatory’nin Nisan 2026 araştırmasına göre son on yılda kendi yetiştirdiği futbolcuların transferinden en fazla gelir elde eden kulüp:
Benfica: 589 milyon euro.
İkinci:
Ajax: 454 milyon euro.
Sporting de dünyanın ilk 10 kulübü arasında.
Daha çarpıcısı şu: Portekiz ve Hollanda kulüpleri son on yılda kendi ülkelerinde yetiştirilen oyuncuların uluslararası transferlerinden birer milyar euronun üzerinde gelir elde etti.
Belçika’da ise bu gelirlerin yüzde 43,8’i 20 yaş ve altındaki oyuncuların transferinden geldi.
Demek ki bu ülkelerin futbol ekonomisinde genç oyuncu yalnız “altyapıdan gelen çocuk” değil. Üretim aracıdır:
Bulursunuz. Eğitirsiniz. Oynatırsınız. Değer kazandırırsınız.
Satarsınız. Sonra yenisini yetiştirirsiniz.
Türkiye’de ise model çoğu zaman bunun tersine dönüyor:
Avrupa buluyor. Avrupa yetiştiriyor. Avrupa oynatıyor. Avrupa yıldız yapıyor.
Biz kariyerinin son büyük kontratını veriyoruz.
VEBLEN'İN TRANSFERİ
İktisatçı Thorstein Veblen buna futbol üzerinden baksa belki “gösterişçi tüketim” derdi. Çünkü bazı yıldız transferlerinin sportif işlevi kadar gösteri değeri bulunuyor.
Havaalanında binlerce taraftar… Özel uçak… Forma… Video… Sosyal medya… Dünya basınında kulübün adı…
Salah’ın Trabzon’a gelişinde ve imza töreninde binlerce taraftarın yarattığı coşku bunun ne kadar büyük bir iletişim gücü olduğunu gösterdi. Bunda yanlış yok.
Modern futbol aynı zamanda eğlence endüstrisi. Sorun, pazarlama başarısını futbol başarısı sanmaya başladığınızda ortaya çıkıyor. Sosyal medya etkileşimi orta sahadaki boşluğu kapatmıyor. Forma satışı rakibin presini kırmıyor.
Dünya çapında tanınırlık savunma geçişini düzeltmiyor.
MACARİSTAN NEDEN ÖNEMLİ
Ferencvaros yenilgisini daha düşündürücü yapan tam da burada ortaya çıkıyor. Türkiye UEFA ülke sıralamasında 9’uncu. Macaristan 18’inci. Arada dokuz basamak var.
Karşımızdaki sonucun açıklaması: “Macar futbolu zaten Türkiye’den çok ileride” olamaz.
Tam tersine… Daha yukarıdaki futbol ülkesinin büyük bütçeli, uluslararası şöhrete sahip futbolcular taşıyan kulübü; daha aşağıdaki ülkenin takımına iki maçta 5-0 kaybetti.
Futbolun bize attığı tokat burada: Futbolcu satın alınabiliyor; takım satın alınamıyor.
TRABZON KENDİNE BAKMALI
Trabzonspor’un…
Benfica’ya bakmasına gerek yok.
Ajax’a bakmasına gerek yok.
Sporting’i incelemesine gerek yok.
Kendi tarihine bakması yeterli. Özkan Sümer’in dört milli oyuncusunu kaybedip iki transfer yaptığı ve kalan boşlukları altyapıdan doldurarak şampiyon olduğu kulüp burası. Ahmet Suat Özyazıcı’nın İstanbul’un ekonomik gücüne karşı Trabzon'un futbol birikimiyle şampiyonluklar kazandığı kulüp burası…
Liverpool’un dünya yıldızlarını, kendi şehrinden ve bölgesinden yetişmiş futbolcularla Avni Aker’de yenen kulüp burası. Trabzonspor büyük olurken başkalarının yıldızlarını toplamadı. Kendi yıldızını üretti.
Bu nedenle Ferencvaros karşısındaki 5-0 yalnız bir Avrupa kupası yenilgisi olarak okunmamalı. Asıl yenilgi, Trabzonspor’un bir zamanlar Avrupa’nın bugün Benfica, Ajax ve Sporting ile uyguladığı modeli elli yıl önce zaten bildiğini unutmasıdır.
Trabzonspor’un ihtiyacı yeni bir yıldız transferinden önce, eski bir bilgiyi hatırlamak:
-Büyük kulüp, büyük isimleri satın alan değil; büyük futbolcuları ve büyük takımları üretebilen kulüptür.
ÜRETENLER VE TÜKETENLER
Sonuçta mesele yalnız futbol değil, bir ekonomi anlayışı.
Üretim ekonomisi genç oyuncuyu bulur, eğitir, sabreder, oynatır, değer kazandırır ve satar.
Tüketim ekonomisi ise başkasının bulduğu, yetiştirdiği, yıldızlaştırdığı futbolcuyu kariyerinin son bölümünde yüksek bedelle satın alır.
Birincisi geleceğe yatırım yapar.
İkincisi geçmişin şöhretine para öder.
Benfica, Ajax, Sporting futbol piyasasına değer üretiyor; Türkiye çoğu zaman o değerin son tüketicisi oluyor.
İşin ironisi şu ki Trabzonspor bu modeli yabancı kulüplerden öğrenmek zorunda değil.
Ahmet Suat Özyazıcı ve Özkan Sümer dönemlerinde bunun tersini zaten yaptı:
Futbolcu üretti.
Teknik adam üretti.
Bir oyun kültürü üretti.
Ve sonunda şampiyonluk üretti.
Bugün ise futbolcuyu dışarıdan, şöhreti dışarıdan, hatta futbol fikrini bile dışarıdan satın almaya çalışıyor.
Bu yüzden tartışmanın özü Salah’ın yaşı ya da Fabinho’nun kariyeri değil.
Asıl soru şu:
Trabzonspor yeniden üreten bir futbol kulübü mü olacak, yoksa dünya futbolunun pahalı bir son tüketicisi olarak mı kalacak?
Trabzonspor’u asıl eleyen Ferencvaros değil, üreten kulüp fikrini unutturup tüketimi kutsayan neoliberal futbol düzenidir… (Mehmet Ali Gürbüz - ODATV)
