Bulunan “Tanrı Parçacığı” ve İslamcıların bilim çarpıtması
Yüzyılın deneyi: Büyük Hadron Çarpıştırıcısı
Fransaİsviçre sınırında, yerin 100 metre altından geçen 27 kilometre uzunluğundaki tünele inşaa edilen LHC (Büyük Hadron Çarpıştırıcısı) Aralık 2009′da çarpışma deneylerine başladı. Bu çarpışma deneyleri, bilim insanlarına evrenin ilk zamanlarını anlama imkanı sağlayacaktı. Deneyin oluşturduğu ortam Big Bang koşullarına yakın olduğundan basında LHC yerine Big Bang deneyleri adıyla anıldı.
Bu deneylerin temel amacı, parçacık fiziğinde varılan son nokta olan Standart Model adı verilen teorinin yanıtlayamadığı sorulara yanıt bulmak olarak özetlenebilir. Standart Model, maddenin yapı taşlarının nasıl davrandığını ve birbirleriyle nasıl etkileştiklerini açıklar ama bunların nedenleri hakkında bilgi vermez. LHC deneyleri ile, bunların nedenleri öğrenilmeye çalışılıyor. Birçok deneyle desteklenen Standart Model’in hala yanıtlayamadığı bazı sorular bulunuyor. LHC deneyleri ile, Standart Model için gerekli ve önemli olan Higgs parçacığının kütlesinin ve diğer özelliklerinin ölçülmesi amaçlanıyor. (LHC deneylerinin tek amacı Standart Modeli sınamak değil, Süpersimetri Modeli’ni de araştırmak.)
Günlük hayatta Higgs parçağı ne işe yarar
Higgs parçacığının bulunması evrenle ilgili her şeyin açıklanması anlamına gelmese de gerçeğe bir adım daha yaklaşılması açısından büyük bir öneme sahip. Parçacığın teknolojide nelerin gelişimine yol açacağı ise bilinmiyor. Tıpkı 100 yıl önce yine atomun içinde bulunan parçacıklardan biri olan elektronun televizyon gibi şu anda kullandığımız pek çok cihazın gelişimine yol açacağının bilinmediği gibi. Ancak parçacık fiziği deneylerinin teknolojik sonuçları günlük hayatta görülüyor, televizyon teknolojisinden hastanelerdeki tomografi cihazlarına ve internete kadar birçok alandaki gelişmeler direkt olarak parçacık fiziği çalışmalarının yan ürünlerini oluşturuyor.
Günlük hayatımızda Higgs ne işimize yarar sorusuna ise Doç. Dr. Kerem Cankoçak yazısında şöyle cevap verir:
19. yüzyılın ortalarında elektrik ve manyetizma kuramlarını geliştiren büyük fizikçi Michael Faraday’a “bu keşiflerinin ne işe yarayacağını” sorduklarında, “bilmiyorum ama bir gün bunlardan vergi alacağınıza eminim” diye cevap vermiştir. Biz de rahatlıkla “Higgs’in şu anda ne işe yarayacağını bilmiyoruz ama bir gün mutlaka bunu vergilendireceksiniz” diyebiliriz. Şüphesiz iş bu kadar basit değil. Bilim insanları vergilendirilmek için bilim yapmıyorlar. Merak ettikleri için bilim yapıyorlar. Bilim meraktan doğmuştur. Peki bu merak toplumda nelere yol açıyor? Tıpkı 150 yıl önce elektrik ve manyetizmanın birleştirilmesi sayesinde elektromanyetik teorinin geliştirilmesinin sayısız teknolojik icatlara, hatta elektronik çağa yol açması gibi, yakın bir gelecekte de Higgs’in keşfinin (ve yapılabilirse elektrozayıf kuvvetle nükleer yeğin kuvvetin birleştirilmesi demek olan büyük birleşik kuramın gerçekleştirilmesinin) teknolojik açılımları olacaktır. Bunu şimdiden öngörmek falcılık sayılmaz.”İslamcılar CERN’i nasıl yorumluyor?

İslamcılar kaleme aldıkları makalelerle bilim camiasının yıllar sonra “yola gelip” sonsuz evren fikrinden vazgeçtiğini, CERN’de yapılan deneylerle yaratılışın ve evrenin oluşumunu açıklamaya yöneldiğini iddia ediyor. 21 Ekim 2012′de harunyahya.org’da yayımlanan “Materyalizme darbe vuran deney: CERN Projesi” makalesinde yer alan, “Yüce Rabbimiz’in izniyle gerçekleşen bu bilimsel buluşlar Kuran’daki ayetlerle birebir örtüşürken, tüm kainatın yaratıldığı ‘ilk an’ hakkında da önemli bilgiler içermektedir” ifadesiyle bilim insanlarının verilen izinler çerçevesinde bazı deneyler yaptığı söyleniyor.
Big Bang ve evren “yaratılmış”
Big Bang teorisinin en büyük ispatçılarından biri olan Amerikalı astronom Edwin Hubble, bütün gezegenlerin birbirlerinden uzaklaştığını bularak evrenin genişlediğini keşfetti. Hubble’ın keşfine göre zaman geriye alınıp, gezegenler birbirine yaklaştırıldığında ise sıfır hacim ve sonsuz yoğunluk oluşur. Buradan da evrenin başlangıcının, Big Bang yani büyük bir patlama ile olacağını tahmin eder. Burada önemli olan nokta şudur ki, günümüz fiziği kesinlikle evrenin Büyük patlama ile başladığını söylemez. Sadece zamanda 13.7 milyar yıl geriye gittiğimizde atomdan daha küçük ve çok sıcak bir evrenle karşılaşacağımızı söyler.

İslamcılara göre Hubble’ın bu çalışmaları yaklaşık 1300 yıl önceden haber verilmişti. Kuran’da yer alan, “Biz göğü ‘büyük bir kudretle’ bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz” (Zariyat Suresi, 47) ayeti bunun kanıtı olarak gösterildi. Big Bang’e Kuran’dan işaretler bununla da sınırlı değil.
“O inkar edenler görmüyorlar mı ki (başlangıçta) göklerle yer birbiriyle bitişikken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?” (Enbiya Suresi, 30) ayetiyle Big Bang ile ilgili başka bir “bilimsel” gerçeklik yüz yıllar önce haber verilmiş.
“CERN’deki deney, Kuran’ın da emri”
Aksiyon dergisinden Ahmet Turan Alkan, “CERN deneyi ve İslami tutum” başlıklı yazısında yapılan deneyleri ve muhtemel sonuçlarını inceledi. Alkan, “İnşallah CERN deneyleri büyük başarıyla sonuçlanır” ifadesinin yanı sıra projeyi yürüten ekip içinde Müslüman kimliğini taşıyan bilim insanı sayısının az oluşundan yakındı. Bu durumun sorumlusu olarak da bilim ile dini karşı karşıya getiren pozitivist bilim anlayışı gösterdi.
Alkan deneylerin, “Mükemmel ve ileri bilimin Tanrı’yı ve dini açığa çıkaracağını bekleyenler için yeni bir ümit kaynağı” olduğu söyledi. Makalede dinle bilimin çatıştırılmaması, “araştırma ve anlama” gayretinin saygıyla karşılanması gerektiği belirtildi. Çünkü nihayetinde yapılan araştırmanın özünde dini ve İslami olduğu söylendi. Alkan yazısında son olarak Müslüman sıfatı taşımayanların yürüttüğü projede “ilahi bir cilve ve ilahi bir ikaz olduğu” salık verdi.
İslamcılar 2008′den başlayarak CERN üzerinde düşündü ve dini açıdan sakıncalı olmadığına karar verdi. Aslında sakıncanın aksine CERN’deki deney verilerini, dinin açıklayamadığı “gizemleri” açıklamakta kullandılar. Tabii ki bunu bilimsel çalışma metodu izleyerek değil Kuran’ın ayetlerine uyumlulaştırarak yaptılar.

CERN’deki çalışmalara katılacak bilim insanlarının önünde bir engel olmadığını belirten Ergün, şunları kaydetti:
“Şimdi CERN’de yapılacak işler, müteahhitlik işleri açısından, kurulum açısından baktığımızda yapılacak işlerin neredeyse tamamı bu 50, 60 yıllık süre içerisinde yapılmış. Yani yapılacak neredeyse yeni bir iş söz konusu değil. Bundan sonrası, araştırmacıların daha çok projenin içerisinde yer almasıyla ilgili. Hani işin müteahhitlik kısmı diye bakacak olursak, müteahhitler ‘Biz CERN’den ihale alamayız’ diye düşünebilirler. Zaten CERN’den ihale almak, oraya ödediğiniz katkıyla sınırlı. Yani 35 milyon İsviçre Frangı katkı ödemiş olsak, en fazla 35 milyon İsviçre Frangı değerinde bir ihale alabilirsiniz, bunun da garantisi yok. Kimse size bu garantiyi vermiyor, ki öyle bir ihale olacak mı olmayacak mı- onlar da meçhul. Çünkü mesele para meselesi değil, 70 milyon lira meselesi değil. Etkinlik, verimlilik meselesi.”
ITER (Uluslararası Termonükleer Deneysel Reaktör) organizasyonundan bahseden Ergün, organizasyonu “Füzyon yoluyla enerji elde etmek ve uranyum, plütonyum gibi radyoaktif maddeler içermeden bir nükleer yapı oluşturmak” olarak tanımladı. Ergün bahsettiği çalışma hakkında “bizim esas bunu kaçırmamamız lazım” diyerek ITER’de aktif yer almaya çalışacaklarını söyledi. CERN ile ITER’i karşılaştıran Ergün, CERN’in yararlarının soyut ITER’in somut olduğunu belirtti. Ergün’e göre ülkelerin enerji kaynaklarını yeniden kurgulamalarına imkan verecek olan bir araştırma yapısı Türkiye’nin ihtiyacı olan şey.