Kim Bu Memleketin İmamı?

Hani “Günler ağır…” diye başlar dizeler. Günler hızlı. O kadar hızlı ki, acaba “Cambaza bak” mı diyorlar, durup düşünecek zaman yok.
Eski Adalet Bakanı ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, "Önemli bir holdingin başında bulunan bir kişi hakkında bir ceza davası var ve mahkum olmuş. Yargıtay’da ‘Cemaatin imamı’ diye nitelendirilen kişi, ismi bende saklı, bu dosya ile ilgili ne karar verilmesi gerektiği hususunu dosyanın kısa bir özeti ile birlikte Pensilvanya’ya göndermiş. Hoca efendi, ‘Adalet neyi gerektiriyorsa ona göre karar verin’ demiş" dedi.


Yine dünden bir Akşam gazetesi haberi: “Paralel devletin imamı Osman Hilmi Özdil'in 17 Aralık operasyonundan bir gün önce, 16 Aralık'ta Zaman gazetesini ziyaret ettiği iddia edildi.”

Son haber de İçişleri Bakanı Efkan Ala’dan: “Güneyde bir ilimizde vali başta olmak üzere bütün partiler, o ilimizde AKP, CHP, BDP, diğerleri başa baş bir mücadele yürütülüyor. 6 ay boyunca devlet içerisinde bir çete tamamını dinliyor. Emniyet müdürünü dinliyor, hâkimleri dinliyor ve bunu da hâkim kararıyla yapıyor. Ne münasebetle dinleyebilir? Bunu seçimler arifesinde kullanmak üzere yapıyor. Kendi ittifaklarıyla siyasete dizayn vermek için. Bunların hepsi çıkacak.”
Biz, sıradan halk, ancak iktidar bloklarının çatışması sırasında öğreniyoruz, “içeride” olup bitenleri. Bu dönem, yine öyle bir dönem. Tabir-i caizse “gün bugündür”, diyeceğim ancak dilim varmıyor. Çünkü bizim yeni öğrendiklerimiz, aslında devletin kurtulduğu safraları. Başımıza yeni çoraplar örülürken, eskiyenler çöpe atılıyor.


Zaten bugün yazılanları/anlatılanları (Emniyet imamı, yargı imamı, telefon dinlemeleri…) yeni duymadık. Uzun yıllar önce yazıldı bunlar, yazanların tamamı da hapsi boyladı. Şimdi bakan oluyorlar. (Hanefi Avcı zamanlamasından pişman olmuş mudur?)

İKARUS ÖLÜYOR, YAŞASIN YENİ…
Henri J. Barkey, Foreign Policy dergisindeki 27 Aralık yazısında, Başbakan Erdoğan’ı İkarus’a benzetmiş. Yerden çok fazla yükseldiğini, kanatlarının yanmaya çok yaklaştığını yazmış. Ve tabii stratejik ortağı ABD ile ilişkilerine kalıcı hasar verdiğinden bahsetmiş. Yazıda benim takıldığım nokta Barkey’in Türkiye muhalefeti için yaptığı tanımlama:

“Erdoğan 12 yıllık iktidarında, Türkiye siyasetini, Atatürk’ün tek parti iktidarından bu yana hiçbir liderin yapamadığı gibi tamamen domine etti. Bu başarısını sadece iyi bir politikacı olmasına değil, alternatif bir vizyon ortaya koyamayan ya da onu zorlayamayan talihsiz muhalefete borçlu. İronik şekilde o zamanlar en yakın danışmanı, şimdi kabine üyesi olan biri ‘Türkiye’nin en büyük talihsizliği, güvenilir bir muhalefete sahip olmaması’ demişti.”
Barkey’in muhalefetten kastı, zaman zaman çapulcu, bazen de terörist olarak tanımlananlar değil. Meclis’in geyik derisi koltuklarında oturanlardan bahsediyor.
Hakikaten “muhalefet” neredeydi son 11 yılda?
Faşist zihniyetteki bir iktidarın memleketi babasının çiftliği görmesinde tuhaf bir şey yok. Ya da kendisine saldırıldığında en sert ve ahlaksız yöntemlerle cevap vermesinde. Dolayısıyla faşiste faşistlik yaptığı için kızmak faydasız. Faşizme kızılmaz, faşizmle mücadele edilir.
Sorun, “burjuva devlette demokrasinin teminatı görülen” Meclis’teki muhalefette.
Bu imam hiyerarşisini ve çok daha fazlasını bilmiyorlar mıydı? Telefonların dinlendiğini, sahte delil üretildiğini, sabaha karşı evi basılanların klasör klasör davalara boğulup hapse atıldığını, “paralel devlet” diye manasız bir tanımlamayla bugün az da olsa su yüzüne çıkanları?
Peki bu “muhalefet” 11 yıldır bildikleriyle ne yaptı?
Yoksa onlardan bu kadarını beklemek hata mı?
Yoksa onların da istikbal hayallerinde imamlar mı var?
(Neyse ki biz artık Meclis’ten bir şeyler beklemekten vazgeçip sokağa çıkmış bir halkız. ABD’li stratejistlerin sahneye sürmek istediği “muhalefetten” medet umuyoruz. Değil mi?)

AYÇA SÖYLEMEZ-BİRGÜN
Blogger tarafından desteklenmektedir.