Halkın sanatçısı boyun eğmez, ödülünü ver, onurunu kurtar
“Eşkıya filminde cezaevinden çıkan Baran (Şener Şen) doğduğu köye, Halfeti’ye gelir.
Köy sular altında kalmış, köylü şehirlere göçmüştür. Baran köyü gezerken orayı
terk etmeyen tek kişi olan Ceren ana ile karşılaşır. Eşkıya sular altındaki köyüne bir kez daha göz attıktan
sonra, “Burası bitmiş artık, her şey sulara gömülmüş. Sen de gel benimle.
Kurda-kuşa yem olacan Ceren ana” der. Ceren ana, “Kurt ve kuş bizdendir oğul, asıl kötülük başka
yerde” diye yanıtlar eşkıyayı. Yani demem o ki, Ceren ana haklı çıktı. Eşkıya, bu sömürü
düzenin gerici iktidarına yem oldu”
Ödüller hep tartışmalıdır. Bir de yanlış yerde duruyorsanız
Basınımızda, “Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük
Ödülleri” sahiplerini buldu haberlerinin ardından tartışmalar başladı.
Bu ödüller, tanımlamaya göre, “Türk kültür ve sanat hayatına
önemli katkılarda bulunan özgün eserleri veya hizmetler veren kişi veya
kurumları, devlet adına onurlandırmak ve özendirmek üzere, T.C.
Cumhurbaşkanlığı’nca verilen ödüllerdir.
Bu ödüller, 2008’den bu yana 29 Ekim Cumhuriyet kutlamaları
çerçevesinde, Mimarlık, Müzik, Edebiyat vb. kültür ve sanat alanlarından
kişilere verilmektedir”.
Bu ülkede, devlet ve devleti temsil eden iktidarlar her
“ödül” verdiklerinde olay olur. Burası olaylar ülkesi: Türkiye.
Devlet ve iktidarlarımız, ödül dağıtmayı da bilir, kömür ve
makarna dağıtmayı bildiği kadar. Son dağıtılan 2016 “Cumhurbaşkanlığı Kültür ve
Sanat Büyük Ödülleri” de kamuoyunun tartışmalı gündemi oldu.
Geçtiğimiz hafta, “Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük
Ödülleri” törenle bazı sanatçılara verildi. Bunlar arasında dikkat çeken isim,
sinema oyuncusu Şener Şen’di. Törende, ödülleri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip
Erdoğan, takdim etti.
Basındaki haberlere göre, törende sinema dalında Şener Şen,
Edebiyat dalında Mustafa Kutlu, Müzik dalında Erol Parlak, Sosyal Bilimler
Dalında Prof. Dr. Kemal Haşim Karpat, Genel Sanatlar dalında Feridun Özgören
ödül aldı.
Kimden, niçin ödül aldığını bileceksin.
Şener Şen, Türkiye halkının ve sinemaseverlerin gönlünde
taht kurmuş bir sanatçıdır. Ödülü geri vermeli, halkın gönlündeki yeri
kalmalıdır.
15 yıldır, Türkiye’yi ekonomik batağa sürükleyen, halkı
yoksullaştıran, işçiye, memura, tiaytrodan, sinemaya, resimden edebiyata kadar
sanata ve sanatçılara saldıran, gençlerimiz öldürüldüğünde “Emri ben verdim”
diyen, insanların özel yaşamlarına müdahale eden, tecavüzü meşrulaştırmanın
ötesine geçip yasallaştırmaya çalışan, en çok kadın cinayetlerinin, en çok iş
kazası ölümleriyle dünya istatistiklerinde üst sıraya yerleşen, heykel yıkan,
karikatürcüye dava açan, gerçeği yazan, gazeteci ve yazarları hapishanelere
attıran, cumhuriyet tarihinin en çok yolsuzluğa bulaşmış, halkın malı olan kamu
kuruluşlarını yerli-yabancı sermayeye peşkeş çekmiş ve daha sayılamayacak kadar
suç işlemiş bir iktidardan, aydın bildiğimiz bir sanatçı niçin “devlet
sanatçısı” ödülünü alır?
Şener Şen, Türkiye halkının ve sinemaseverlerin gönlünde
taht kurmuş bir sanatçıdır. Bugüne kadar ki kişiliği, sanatçı yeteneği ve
duruşuyla takdir edilen bir insandır. Ama şimdi olmadı be Şener abi, olmadı
eşkıya. Bu çürümüş düzenin siyasi temsilcisi, gerici AKP iktidarının oyununa
geldin. Kırmızı şapkalı kız masalındaki gibi zehirli elmayı aldın.
Ödülü geri ver, halkın gönlündeki yerin kalsın. Türkiye
halkı ve sinemaseverler, Türk sinemasına kazandırdığı o güzel filmlerinle,
senin kimi zaman güldüren, kimi zaman hüzünlendiren, düşündüren rollerdeki
karakterinle, hatırlayacaklar, sevecekler: ama yüreklerinde bir Şener Şen
olmayacak.
Karikatürist Avni Odabaşı’nın bir paylaşımından aktarıyorum,
“Bir oyuncu sadece oynayacağı rolü seçerken değil alacağı ödülü seçerken de
seçici olmalı”.
Emperyalizmle, sermaye iktidarıyla barış olmaz!
Şener Şen, ödülünü alırken, “Sinema alanında ödül alan
sanatçı Şener Şen, "Bu ödülü toplumsal barışımıza katkısı olması umuduyla
kabul ediyorum" demiş.
Şener Şen’in elinden ödül aldığı şahsiyet daha birkaç ay
önce, Türkiye’de aralarında Çağdaş Hukukçular Derneği’nin de bulunduğu 370
dernekle birlikte Barış Derneği’ni de kapattı. Şimdi, sen, elinden ödül aldığın
ve Barış Derneği’ni kapatan iktidardan toplumsal barışa katkı mı yapmasını
bekliyorsun?
Bu gerici iktidarın barıştan anladığı, muhalefetin
susturulduğu, halkın sindirildiği, aydınların baskılandığı bir “barış ve
toplumsal huzur” ortamıdır.
Bu topraklarda 12 Eylül 1980 askeri darbesi olarak anılan
faşist süreç bir dönüm noktadır, bir milattır. 2001’de gerici AKP’nin iktidara
gelmesi, 12 Eylül sürecinin önemli ve kritik bir noktasıdır. AKP, 12 Eylül
faşizminin çocuğudur. Faşizmle barış olmaz.
İnsanlık tarihi boyunca, ne emperyalistler ne de egemen
sınıflar ve onların siyasi temsilcisi iktidarlarla barış yapıldığı
görülmemiştir. Çünkü onlar, savaşın her türlüsünden besleniyor.
Bugün Türkiye’yi yöneten gerici zihniyet, kendini
meşrulaştırmanın ve şirin göstermenin bir aracı olarak “Devlet Sanatçısı” ya da “Cumhurbaşkanlığı
Kültür Sanat Büyük Ödülü”nü kullanıyor.
Şener Şen gibi halkın sevdiği bir sanatçının bu ödülü kabul
etmiş olması, onu sevenleri üzüyor.
Türkiye’nin sanatçı ve aydınlarının “Devlet Sanatçısı”
unvanı ile imtihanı
Geçmişte de, pek çok sanatçı devlet ödülünü reddetti.
“Türkiye’nin sanatçı ve aydınlarının “Devlet Sanatçısı” unvanı ve ödülleriyle
bir imtihanı var. Halk ozanı Neşet Ertaş, Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığı
döneminde kendisine verilmek istenen devlet sanatçısı unvanını, bütün
sanatçıların aynı zamanda devletin sanatçısı olduğu gerekçesiyle kabul etmedi:
'Halkın sanatçısıyım' dedi, devlet sanatçılığını reddetti. Aynı şekilde bazı
yabancı sanatçılar da Türkiye’den gelen bu ödülleri kabul etmedi.
Örneğin, Hollandalı dünyaca ünlü şef koreograf Hans van
Manen, Türkiye tarafından kendisine verilecek olan "Yüzyılın
Koreografı" ödülünü reddetti. Hans
van Manen, bu kararına gerekçe olarak Türkiye'de basın özgürlüğü ve insan
hakları alanlarındaki olumsuz gelişmeleri göstererek, ‘Türkiye'de gazeteler
susturulup, gazeteciler hapse girdiği sürece bu ödülü kabul edemem’ demişti.
Yine, Leiden Üniversitesi Türk Dili ve Kültürü Öğretim Üyesi
Prof. Eric-Jan Zürcher de, 2005 yılında kendisine verilen ödülü iade etmişti.
Zürcher, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, "diktatörce
davranışları" nedeniyle ödülü iade ettiğini açıklamıştı.
Ayrıca, farklı gerekçelerle de olsa Fikret Otyam, Turhan
Selçuk, Arif Sağ, Orhan Pamuk ile
Müzeyyen Senar da geçmişte bu devlet ödüllerini reddeden sanatçılardır.
13 yıldır emekten yana, ilerici ve aydınlanmacı ilkeler
ışığında Aratos dergisini yayımlayan bir gazeteci olarak, daha önce
sanatçı-iktidar, aydın-sermaye ilişkisinin başka bir boyutuna yönelik “Bu
topraklarda sanat yapan aydınlar safını bilmelidir” başlığıyla, Sol Portal’da
yayınlanan yazımda belirttiğim gibi: “John Reed’in romanından sinemaya
aktırılan “Dünya’yı Sarsan On Gün” filminin bir sahnesinde bir Rus işçisine
neden devrime katıldığı sorulduğunda, “İki tane sınıf vardır: burjuvazi ve
proleterya” diyerek kendi sınıfını hatırlatıyordu. Eğer iki sınıf varsa iki de
kültür vardır. Burjuvazinin kendi kültürüne karşılık, emekçi sınıfların kendi
kültürü vardır. Burjuvazinin kültürü eklektiktir. Bu yanıyla bir bütünlük
oluşturmaktan da uzaktır.
Burjuvazi, kendi sınıf çıkarları doğrultusunda pragmatik bir
tutumla her şeyi kullanır ve onu ticari bir nesneye dönüştürürken, emekçilere
de ekonomik, politik ve ideolojik saldırıda bulunur. Halkın kültürel yaşamına
müdahale ederek, emekçilere uygun gördüğü yoz bir kültürü dayatır.
Aynı şekilde halkın içinden çıkmış edebiyatçıları ve
sanatçıları da ödüller vererek, sponsorluk
yaparak kendi safına çekmeye çalışır, olmazsa da emekçi halktan
uzaklaştırmaya dönük manipülasyon uygular. Türkiye’de sermayenin bu alandaki
pek çok uygulaması örnekleri ile bilinmektedir” (Sol Portal/ 16/02/2016 Salı)
Sanatçı Zuhal Olcay, Şener Şen’in söylediği “Eylem yapmayı,
hayatta başka hiçbir şey yapmayanlara bırakıyorum” sözlerine yönelik
eleştirisinde, “Sadece evlerimizden, güvenli ortamlarımızdan bir şeyler yazıp,
“Hah bugün de görevimi yaptım” deyip huzur içinde uyuyoruz. Bir de geçenlerde
şuna takıldım; Şener Şen demiş ya, “Ben eylemlere vakit ayıramayacak kadar
sinemayı çok seviyorum” diye. Kendini yanlış mı ifade etti acaba diye düşündüm.
Çok düşündürücü bir yanıt ve acıklı. Peki Picasso’yu, Sartre’ı, Marlene
Dietrich’i ya da günümüzden Sean Penn’i nereye koyacağız? Picasso meşhur
Guernica tablosunu yapmış ama faşistlere karşı lafını da söylemiştir” diyordu.
Zuhal Olcay’ın bu sözü çok anlamlı geldi bana. İlkeli bir
aydın yaklaşımı. Takdir ettim.
Bu yazı, benim/bizim gibi düşünenlere kendince bir tercüman
olur belki. Her insan kendi kararlarını kendi verir. Halk, kendinden gördüğü
sanatçıyı sahiplenir, bağrına basar. Halkın sanatçısı olduğunda artık kimi
kararlar senin değildir. Sen halka düşman, sanatçıya düşman bir iktidardan ödül
alırsan, halk da senden gönlündeki ödülü geri alır. Anadolu insanın deyimiyle
“Yerine de taş basar”.
Eşkıya’dan geriye kalan: Ceren ana haklı çıktı
Eşkıya filminde cezaevinden çıkan Baran (Şener Şen) doğduğu köye, Halfeti’ye gelir.
Köy sular altında kalmış, köylü şehirlere göçmüştür. Baran köyü gezerken orayı
terk etmeyen tek kişi olan Ceren ana ile karşılaşır.
Eşkıya sular altındaki köyüne bir kez daha göz attıktan
sonra, “Burası bitmiş artık, her şey sulara gömülmüş. Sen de gel benimle.
Kurda-kuşa yem olacan Ceren ana” der.
Ceren ana, “Kurt ve kuş bizdendir oğul, asıl kötülük başka
yerde” diye yanıtlar eşkıyayı.
Yani demem o ki, Ceren ana haklı çıktı. Eşkıya, bu sömürü
düzenin gerici iktidarına yem oldu. (UĞUR PİŞMANLIK – SOL.ORG)
