Avrupa’daki siyasi mülteciler: Giden nereye gidiyor? – Önder Özdemir
“Artık bu ülkede yaşanmaz!” bu sözü son zamanlarda siz de
benim gibi sıklıkla duymaya başladınız mı?
Bu sözün, bir yanıyla mevcut diktatörlüğe karşı öfkeyi ifade
ederken, diğer yanıyla gerçeklikten, kavgadan ‘kaçış’ın yollarını hazırladığını
düşünüyorum.
Baskıcı faşist bir yönetim karşısında halkın bugünkü
mücadele araçları çok zayıf. CHP liderliğinin, diktatörlüğe geçişi durdurmaya
yönelik inandırıcı bir stratejisi yok.
Kürt savaşının yeniden başlatılması, HDP’nin Türkiye solunun
ana akım kitle partisi olmasının önüne geçti.
Referandumdaki hile, savaş hali, faşizmin kitle desteğinin
ulaştığı yüksek seviye insanların geleceğe daha fazla umutsuz bakmasına neden
oluyor.
Mücadeleden ümidini kesen, kendisini çaresiz ve işe yaramaz
hisseden, kavganın kaybedildiği duygusu içinde kendisine ve ailesine “güvenli
bir sığınak” arayan insanlar giderek artıyor. Bunların bir kısmı Avrupa’nın
çeşitli ülkelerine iltica ediyor. İltica edemeyenler de “laik-demokrat kaleler” olan Ege ve
Akdeniz’in sahil kentlerine yerleşiyorlar. Hal böyle iken “Biz çoğunluğuz,
haklıyız ve mücadele etmeliyiz” diyerek kavgayı sürdürmeyi seçenler var.
Diğer yandan ilticacıların yurt dışındaki yaşamları, politik
mülteciliğin gerçek dünyası ise şaşılacak biçimde çok az tartışılıyor.
“Şaşılacak biçimde” diyoruz, çünkü “politik mültecilik” 12 Eylül’den bu yana
Türkiye aydınının yaşamının bir parçası.
İşte az tartışılan bu konuya farklı açılardan bakmak istedik.
En çok iltica edilen iki ülke olan İsviçre ve Almanya’ya son yıllarda iltica
etmiş kişilerle söyleşiler gerçekleştirdik.
Son 5 yılda iltica etmiş değişik yaş ve profillerdeki siyasi
mülteci dostlarımız bizi kırmadı ve sorularımızı yanıtladı. Bazıları özel
sebeplerle gerçek adları yerine müstear kullanmak isterken bazılarının da
kendilerinin izni ile gerçek adlarını kullandık.
Bu söyleşilerde bazen politik mültecilerin günlük
hayatlarından enstantaneler okuyacaksınız. Yer yer Türkiye’de oldukça iyi eğitim
almış, politik hareketlerde önemli mevkiler işgal etmiş insanların mülteci olup
uzun yıllar Almanya, İsviçre ve Fransa’da taksi şoförlüğü yaptığı örnekler
üzerine düşüneceksiniz. Mültecilerin merkez ülkelerdeki işbölümündeki rolleri
ve mülteciliğin ekonomi politiği üzerine analizler de okuyacaksınız.
Çevre ülkelerden merkez ülkelere mülteci olarak gelen
devrimcilerin özel programlarla ehlileştirilmesi projesi olarak mülteciliği
düşüneceksiniz.
Her şeyden önce şunu bilmelisiniz ki; bu söyleşi dizisinde Avrupa
güzellemesi olmayacak. Medeniyet ve demokrasi yuvasındaki mutlu ve bahtiyar
insanların öykülerini okumayacaksınız.
Politik mültecilerin özlemlerini, uğradıkları
ayrımcılıkları, katlandıkları zorlukları ve mutsuzluklarını okuyacaksınız.
Söyleşiler ilerledikçe şu soruların aklıma üşüştüğünü
hissettim:
Hangi koşullarda mültecilik seçilir? Ve onca acıya,
sıkıntıya, mutsuzluğa ne için katlanılır?
Kendi ülkemizde haklı olduğumuz ve gerçekleşmesini çok
istediğimiz amaçlarımız için mücadelenin bedeli mi daha ağır? yoksa
mülteciliğin sunduğu “güvenlik” ile beraber bir başka ülkenin ötekisi olarak
yaşamak mı?
***
Emek Ulaş Suna 3 yıldır İsviçre’de siyasi nedenlerle
bulunuyor. İlticası başvurusundan 1.5 yıl sonra kabul edilmiş. Kendisi ile
Zürih’te Autonome Schule (Otonom Okulu) binasında buluştuk. İsviçre’deki Otonom
örgütlenmeler mülteciler konusunda oldukça aktifler. Bu bina aynı zaman
mültecilerin buluşma noktası gibi. Biz de mülteciler üzerine söyleşimizi
mültecilerin uğrak yeri Autonome Schule ‘in yemekhanesinde gerçekleştirdik.
Emek Ulaş Suna ile mültecilik üzerine, Zürih’teki hayatı üzerine söyleştik..
Kısaca kendini tanıtır mısın?
İsmim Emek Ulaş Suna. Gezi direnişi biterken yapılan
operasyonla tutuklandım.
8 ay Edirne F tipi hapishanesinde kaldım. Hakkımda anayasal
düzeni yıkmak gibi suçlamalarla toplam 64 yıl hapis cezası istendi.
Dava sürerken benim gibi “Geziciler” tahliye oldu ve
tutuksuz yargılanmamız devam etti.
Yurt dışına çıkış yasağı kaldırılan bir başka davayı emsal
gösterip itiraz ettik ve yurt dışına çıkış yasağı kalktı.
Tahliye edildikten 7 ay sonra, 2014 yılı sonunda yurt dışına
çıktım.
Şanslıydım ailemden dolayı yeşil pasaportum vardı.
Bu sayede doğrudan İsviçre’ye geldim. Ben şanslı olanlardandım.
Kaçak yollarla Yunanistan üzerinden gelenleri biliyorum.
Sırbistan üzerinden gelip organ mafyasının eline düşenler
bile var. Ya da yollarda tecavüze uğrayan kadınlar var. Hatta hedefledikleri
ülkeye hiç gelmeyi başaramayanlar var.
İsviçre’ye gelir gelmez iltica başvurusunu yaptım. Beni bir
mülteci kampına yerleştirdiler.
Sonra belirli dönemlerde kaldığım kamplar değişti.
Her yeni kampa gittikçe etrafındakiler azaldı. Kamplarda
beraber kaldığımız birçok kişi ülkelerine geri gönderiliyordu.
Özellikle ekonomik nedenlerle Afrika ülkelerinden göç
edenler, Sri Lankalılar çok daha zor süreçler yaşıyorlar.
En iyi olan kampımız en son kaldığım kamp idi. Bu kampta bir
odada 12 kişi kalıyorduk. En iyi olanı bu ise daha kötülerini kolayca tahmin
edebilirsiniz.
Kampta herkesin farklı bir alışkanlığı vardı. Yemek kültürü
farklı olanlar vardı. Duş almayı reddedenler vardı.
Dünyanın dört bir tarafından farklı kültürlerden insanlarla
zaman geçiriyorsunuz. Örneğin Afrika’dan gelen ve sizinle aynı tuvalet kültürü
olmayanlarla birlikte yaşıyorsunuz. Sizinle aynı banyo kültürü olmayanlarla
perdesiz ortamda duş alman gerekiyor.
Hangi dille iletişim kuruyordunuz?
Tarzanca. En etkili iletişim biçimi. Ne Almanca ne de
İngilizce biliyordum. Gerçi hala Almanca bilmiyorum.
Kamplarda toplam olarak 2 yıl kaldım.
Kamplarda hırsızlık çok yaygın. Kirli çorabına kadar
çalınabiliyor.
Kamplarda ahlak anlayışı farklı insanlarla beraber
kalıyorsun.
27 kanton var İsviçre’de. Her kantonun farklı yönetimi ve
kuralları var.
Kaldığın kamp hangi kantonda ise o kantonun kuralları
geçerli.
Kiminde günde 2 kez, bazılarında ayda 2 kez imza atmak zorunlu
olan kamplar var. Benim kaldığım kampta haftada bir imza atma zorunluluğu
vardı.
Sabah çıktıktan sonra kampa zamanında dönmek zorundasın.
Akşam 22.00 den sonra gelirsen ertesi gün cezalı oluyorsun
ve zorunlu olarak günü kampta geçiriyorsun.
Kampta kitap okunamıyor. Günü diğer kültürleri ve insanları
anlamaya çalışarak geçiriyorsun.
Bugünlerde Türkiye’de Kars’a Doğu Ekspresi seyahati yapmak
popülermiş. İlginç bir deneyim yaşamak isteyen varsa iltica kamplarını da
deneyimleyebilir. Avrupa’ya iltica etmek, başka medeniyetlerle tanışmak ve
bunun sıkıntılarını çekmek Doğu Ekspresi’nden daha ilginç olabilir. Bu zorluğu
çekince ülkeye koşa koşa geri döneceklerine eminim. (bu espriye beraberce
gülüyoruz Ö.Ö.)
Benim iltica talebim başvurduktan 1.5 yıl sonra kabul
edildi. Ama ev bulamadığım için 6 ay daha kamplarda kalmak zorunda kaldım.
İltica hakkın kabul edilince senin ev kiralama hakkın var.
İltica kabul edilince makul bütçede kiraladığın bir ev gösterirsen devlet
kiranı veriyor. Ama kiralık ev bulamıyorsun. Ev sahipleri mültecilere ev
vermiyorlar. Yıkılma planı içinde olan evleri bile bize vermediler. Örneğin bir
bina bir yıl sonra yıkılacaksa kirayı düşürüyorlar. Bari geçici olarak
kiralayalım dedik ama böyle evleri bile mültecilere vermiyorlardı.
Bugün Türkiye’deki bazıları Suriyeli mültecileri sokaklarda
gördüklerinde ırkçı ve milliyetçi tepkiler verebiliyorlar.
Aynısı Türkiye’den Avrupa’ya gelen ilticacıların başına
geliyor.
Sen yabancısın diye sokakta İsviçreliler, kamu görevlileri
kötü davranabiliyorlar. Bazı durumlarda anayasal haklarını kullanmana izin
vermiyorlar.
İlticası kabul edilenlere geçici olarak ülkede kalma
belgesi, yani ‘oturum’ veriliyor. Bu oturum her yıl yenileniyor. Oturum her yıl
yenilenirken bir sürenin sonunda süresiz oturum alınıyor.
İlk geldiğimde iltica kabul ettikten 5 yıl sonra süresiz
oturum veriliyordu. Şimdi 7.5 yıl sonra süresiz oturum veriyorlar. Oturumunu
yenilerken İsviçre’deki siciline bakıyorlar.
Seçme seçilme hakkı olmayan ama bir vatandaşın birçok
hakkına sahip olacağınız bir durum bu.
3 yıldır İsviçre’desin. Türkiye’de özlediğin bir şey var mı?
Kamplarda 8 ay kadar kimseyi tanımadan yalnız yaşadım.
Dostluğu arkadaşlığı çok arıyorsunuz burada… En çok Türkiye’de bıraktığım
dostları ve arkadaşları özledim.
Almancayı neden öğrenmedin?
Brecht’in bir şiiri var:
(Anayurduna) Seni çağıran mektup, anadilinde yazılmış
olmayacak mı?
Hukuki bir boşluk olsa da ülkeye geri dönsem diye
araştırdım.
Bu topluma entegre olmamak için çaba harcadım.
Hep geri dönmek istedim. Ama 3 yıl geçti. Ama artık
biliyorum burada yaşayabilmem için Almanca öğrenmem gerekiyor.
Ayrımcılığı hissediyor musun?
Evet. Mesela trende yolculuk yapıyorsun, 2 sivil polis
geliyor ve kimliğini gösterip üst araması yapıyor.
Yanımdakilere neden aynı şeyleri yapmıyorsun dediğinde senin
şüpheli davranışların var diyor.
Ne kadar şık Avrupai de giyinsen de ten rengin ve dilin seni
ele veriyor ve ayrımcılığa tabi oluyorsun.
Polisler ve diğer kurumlar aslında her davranışı ile
sistematik olarak size şunu söylüyor: “Seni istemiyoruz ama kahretsin ki
yasalarımız böyle.”
İltica talebi reddedilen tanıdıkların var mı?
Çok fazla var. Geri göndermeye çalışıyorlar. Dava açılıyor.
İtiraz ediyorlar mücadele ediliyor. 10 yıldır oturum almadan kaçak yaşayan var.
Kağıtsızlar var. Sosyal devletten herhangi bir şekilde yararlanmıyorlar.
Kağıtsız olup oturumu olmayan ama burada çocuğu doğanlar
var. Ama sosyal devletten hiçbir şey almıyorlar. Ancak bir suça karışmışsa
hemen sınır dışı ediyorlar.
Çalışıyor musun?
Destek yardım alıyorum. Entegrasyon yardımı. 5 yıl süre ile
veriliyor. O süre içinde entegre olman, bir işte çalışman bekleniyor.
Mülteci emeği çok ucuz burada. İsviçre vatandaşı saati 25-30
franka çalışırken aynı işi aynı süre saatte bir mülteci 7,5 franka çalışıyor.
Radyo Lora da hafta bir radyo yayını yapıyorum. 20 dilde
yayın yapan bir çeşit Komün radyosu.
Nerede kalıyorsun?
Bir oda kiraladım. Aslında aynı bir kamp gibi. Katta 5
kişiyiz. Apartman çok kokuyor.
Sağlık sorunu olduğunda ne yapıyorsun?
Örneğin diş sorunum var. 3 yıldır tedavi olamadım.
Sigorta kapsamında değil. Kanal tedavisi oluyorum.
Sosyal şefime tedavi masrafını karşılaması için yazı
yazdılar. Ondan onay gelirse devam edecekler. Gelmezse tedavi devam etmeyecek.
Kolun bacağın kırılırsa çok zor durumda kalıyorsun.
Hastanelerde acil sistemi çok kötü.
Bizim için en düşük sigortadan ödeme yapıyor devlet.
Bu sigorta ambulansı bile karşılamıyor. Kolum kırıldı kendin
ödeyeceksin.
Ancak kanser olursan sigorta devreye giriyor.
Burada her şey özel sağlık sigortası üzerine kurulu.
Farklı sigorta paketleri var. Birisinin seçilmesi gerekiyor.
Mesela bir tanıdığım her ay 250 frank ödüyor. Bir yıl
süresince 2500 franka kadar olan sağlık sorununda kendisi ödüyor. Eğer 1 yıl
içinde 2500 frankı geçerse ancak o zaman sigorta ödemeye başlıyor.
Sence hangi durumda iltica edilir?
Son yıllarda “Türkiye’den nasıl geliriz? Türkiye’de yaşanmaz
artık?” diyerek o kadar arayan ve iltica koşullarını soran oldu ki… Ekonomik
sebepleri öne sürüyorlar.
Buraya gelmek isteyenlere ilk sorum, “Neden gelmek
istiyorsun?” oluyor.
Sonra “Türkiye’de 6 ay hapiste yaşayabilir misin?” diye
soruyorum. Sonra da ondan daha kötüsüne hazırla kendini diyorum. Ortalama 2 yıl
kampta kalabilirsin.
Türkiye’nin cezaevlerinden daha kötü kamp hayatı var.
Ben Türkiye’de 8 ay tutuklu kaldım. Cezaevinde kendimi
tutsak gibi hissetmiyordum. Ama kamp hayatı öyle değildi.
Kamp görevlilerinin seni kamptan atma hakkı var.
“Ehlileştirilemezsen” Türkiye’ye gönderme hakkı var. Yemek yasağı bile
verebiliyorlar. Hayvan eğitmeni gibi seni ehlileştirmeye çalışıyor.
Çevremizde depresyona girenler çok var. Buraya geldiğinde
tanıdığın kimsen yoksa hayat çok zor.
Yaşam koşullarından sıkıldıkları için İstanbul’dan Ankara’ya
taşınır gibi Avrupa’ya iltica etmek isteyenlerle karşılaşıyoruz.
“Kadıköy çok bozuldu, bu ülkede yaşanmaz artık!” diyerek
iltica etmek isteyenlere “Sakın gelmeyin!” diyoruz.
Türkiye ne kadar kötü olursa olsun burası zannedildiği gibi
cennet değil.
İltica edenlere ise hayat çok daha kötü davranıyor.
Burada her yerde istenmeyensin, her zaman Türkiye’yi
arayacaksın!
* * *
M. Ç. 3 yıldır İsviçre’de siyasi nedenlerle bulunuyor. Bir
Almanya vatandaşı ile evlilik yaparak oturum hakkı alanlardan. Bu nedenle
mülteci kamplarındaki bazı zorlukları yaşamamış. Ancak mültecilerin yaşamını
yakından tanıyor. Kendisi ile Autonome Schule (Otonom Okulu) binasında
buluştuk. M.Ç. ile Türkiyeli mültecilerin hayatı üzerine söyleştik.
İsviçre’ye iltica başvurusu süreçlerinden bahsedebilirsin?
İltica etmek isteyenler kendi ülkesinden doğrudan İsviçre’ye
gelmişlerse iltica başvurusunda bulunuyorlar ve iltica süreci başlıyor.
Ama genelde doğrudan İsviçre’ye gelmek çok zor. Önce daha
kolay gidilebilen Balkan ülkeleri veya İtalya gibi ülkelere ulaşıp oradan
İsviçre’ye gelmişlerse o zaman işler karışıyor.
Eğer kendi ülkenden doğrudan İsviçre’ye gelmemişsen 6 ay
kayıtsız olarak İsviçre’de kaçak yaşamak durumundasın. Ancak 6 ayın sonunda
iltica için başvurabiliyorsun.
Bunun sebebi Dublin sözleşmesi. İltica talebinde bulunan
kişi bu sözleşmenin iltica ile ilgili bir bölümüne dayanarak ilk ayak bastığı
Avrupa ülkesine iade ediliyor. Dublin sözleşmesi AB üye ülkeleri ve Schengen
üye ülkeleri arasındaki bir sözleşme. Birçok maddesi var. İltica talebinde bulunan
kişinin bu sözleşmeyi kabul etmiş ülkeler arasından ilk hangi ülkeye ayak
bastığına bakılıyor. İlk ayak basılan ülkenin ilticacıdan sorumlu olması
maddesi mülteciler için çok önemli. Yani örneğin İsviçre’de iltica başvurusunda
bulunduğunda, ilk olarak üye ülkelerden birine mesela İtalya’ya ayak bastığın
kanıtlanırsa seni oraya geri gönderiyorlar. Bu süre en son olarak 6 aydı. Yani
6 ay içerisinde ilk hangi ülkede bulunduysan oraya gönderiyorlardı. 6 aydan
sonra bulunduğun yerde iltica ettiğinde bu gerekçe ile artık geri
gönderilmiyor.
Ben Almanya’ya vize ile geçmiştim. İsviçre’de 6 ay sure ile
‘kağıtsız’ dediğimiz bir tarzda kaçak olarak yaşamak zorunda kaldım.
Bir Alman vatandaşı ile evlilik yaparak oturum aldım. Ancak
evlilik yapsan da oturum alınamayan, ülkene geri gönderilen durumlar
olabiliyor.
İltica koşullarının eskiye göre zorlaştığını söyleyebiliriz.
İltica etme gerekçelerini İsviçre devletine ispatlamak
zorundasın.
Örneğin Türkiye’de bir cezan veya süren siyasi davanın
olmasını belgelemen gerekebilir.
“Polis şiddetine maruz kaldım, HDP üyesiyim diyerek ya da
Aleviyim ve bu nedenle baskı altındayım” gibi gerekçeler iltica için yeterli
değil. Bu şekilde milyonlarca kişi var ve onlar Türkiye’de nasıl yaşıyor? Sen
neden yaşayamıyorsun? Kanıtlamalısın? İkna etmelisin?
Belgelerini hangi kantonda isen o kantonun diline çevirtmek
zorundasın. İsviçre’de birçok dil konuşuluyor.
İlk iltica başvurunda “Şu zamanda, şu şekilde geldim”
diyerek ayrıntılı olarak ilk ifadeni veriyorsun. İltica nedenlerini ayrıntılı
olarak açıklıyorsun.
İsviçre’ye ulaştığında ve ilk geldiğin Avrupa ülkesi İsviçre
ise ilticaya başvurduğunda herhangi bir kampa hemen yerleştiriyorlar. Bu kamp
ilk ulaştığın ve başvurduğun şehir olmayabiliyor.
Kampa yerleştikten kısa süre sonra ikinci ifade alınıyor.
Bir çeşit çapraz sorgu ile ilk ve ikinci ifadelerin arasındaki çelişkilere
bakıyorlar. Seninle sanki oyun oynuyorlar.
Yakaladıkları ilk açık ve çelişkili durumda iade sürecin başlatılıyor.
İnsanlar kaçak yollarla geliyorlar. Birden fazla ülkeyi
geçerek İsviçre’ye ulaşıyorlar.
Kamp hayatı nasıl?
Kampta kalmadım ama kalan çok fazla kişi tanıyorum.
İsviçre’de herhangi bir kantondaki kampa gönderebilirler. Kamplarda
yalnızlaşabilirsin, İtalyan kantonunda tanıdıklarından çok uzak bir yere
gönderebilirler.
Bazı kamplarda günde 2 kere imza isteniyor.
Bir çeşit yarı açık cezaevi gibi düşünebilirsiniz.
Bir odada çok kişinin kaldığı kamplardan bahsediyoruz.
Isınma sorunu olan depo gibi yerlerde kalıyorlar.
Bazılarının koşulları daha iyi olabiliyor. Bu tamamen şans.
İltica mahkemesi ne kadar sürüyor?
Belli olmuyor. Bir arkadaşımızın 4.5 yıl sürdü ve sonunda
başvurusunu reddettiler ve Türkiye’ye geri gönderdiler. Çok fazla reddedilen
iltica başvurusu var.
Bir arkadaşımız Kürt ve Aleviyim ve bu nedenla baskı
görüyorum diyerek iltica başvurusunda bulundu ve sadece 3 ay sonra başvurusu
reddedilerek geri gönderildi.
İltica başvurusu kabul edilince ne oluyor?
Mahkemeler en sonunda iltica başvurusunu kabul ederse,
geçici bir oturum (ülkede kalma izni) veriyorlar.
Her yıl yenilenen oturumlar bunlar.
Herkesin sorumlu olduğu bir görevli var, bu sosyal sorumlu
onun hakkında raporlar hazırlıyor. İltica başvurusu yapanın sorumlu şefinin
verdiği raporlar ile oturum yenileniyor veya yenilenmeyebiliyor…
Bazın kantonlar iltica başvurusu yapanlara dil kursu
ayarlıyor, dili öğrenmeni ve entegre olmanı bekliyorlar. Bazılarında ise bu
olanaklar yok. Kişinin kendisinin kaynak yaratarak öğrenmesini bekliyorlar.
Sürekli oturum hakkı alıncaya kadar yani 7.5 yıl boyunca
Türkiye’ye gidemiyorsun. Geçici oturumun varken Türkiye’ye gidersen “Demek ki
Türkiye’de sorunun yok o halde oturumunu yenilemiyoruz” diyebiliyorlar.
İltica başvurusu kabul edilenler ne tür işler
bulabiliyorlar?
İş koşulları oldukça zor. İsviçre’de bir işte çalışmak için
meslek okullarından mezun olman lazım. Bir mülteci olarak yüksek okullara kabul
edilmek oldukça zor. Üniversitede okumak daha da zor. Eğitimin önünde bir çok
bariyer var.
Eğer 20’li yaşların başında isen okumak için şansın biraz daha
var.
İsviçre’de ayrımcılık var mı?
Kesinlikle ayrımcılık var. Dili iyi bilmek gerekiyor.
Kibarlar ama ırkçılar.
Örneğin bana, evlilik sürecinde kimseye çıkarmadıkları kadar
zorluk çıkardılar. İsviçrelilere uygulanmayan bürokrasi bize uygulandı. Az kalsın
süreyi geçirmem nedeniyle geri
gönderiliyordum.
Esmer bir erkeksen sokakta polis tarafından çevriliyorsun.
Üst araması ve evrak kontrolü yapılıyor.
Hayat nasıl geçiyor?
Aslında İsviçre’ye iltica edenlere bazı imkanları en azından
yasalar çerçevesinde yaratıyor devlet.
Hayatın birçok alanında ayrımcılık var ama yine de kendini
zorlayarak üretimde bulunabilirsin.
İnsanlar buraya gelince bireycilikle karşı karıya
kalıyorlar, ciddi bir düzeyde yalnızlaşma var.
Ülkedeki sosyal ilişkileri anlayıp “entegre” olman
bekleniyor. Burayı sosyal ilişkileri anlamazsan daha da yalnızlaşıyorsun.
Diğer taraftan göçmenler, İsviçre’de yaşadığı sorunları
çözmek için mücadele etmek yerine aynen Türkiye’deki gibi yaşanıyor. Örneğin
Türkiye’deki siyasi anma günleri burada aynen devam ediyor.
İsviçre’deki otonom örgütler göçmenlerle ilgili eylemler
yaparlar. Ama bu eylemlerde, etkinliklerde çok az Türkiyeli görürüm. Onlar
genelde İsviçre gündemine ilişkin faaliyetlere katılmazlar.
Buradaki mültecilerin büyük çoğunluğu buradaki gerçek bir
sorun için sokağa çıkmıyor, mücadele etmiyor.
Türkiye’de yaşanmaz diyerek bir şekilde Avrupa’ya gelmek
isteyenlerden size başvuran oluyor mu?
Türkiye’den bakılınca İsviçre’deki ormanlar, göller, Alplerde
kayak, medeniyet, sosyal devlet gibi şeyler insanlara uzaktan çekici geliyor.
Türkiye’deki depresyon da eklenince burayı çözüm olarak görenlerin sayısı
arttı. Birçok tanıdığım, tanıdığımın tanıdığı beni arayıp iltica koşullarını
soruyor.
Siyasi ilticadan ve bir zorunluluktan çok ekonomik
ihtiyaçlar ön planda. Türkiye’den yaşamdan mutsuz olanlar burayı alternatif
olarak görüyor. Buraya bu sebeple gelinmez. İsviçre’nin görünen güzel şeyleri
yaşanması, belli bir rahata erişmek için 10-15 yıl geçmesi gerekiyor. Mesela
ben kaç yıldır buradayım daha kayak yapamadım. Yalnızlıkla başa çıkacaksın,
ömrünce ırkçılıkla uğraşacaksın. Burada ilticası kabul edildiği halde
Türkiye’deki hukuki koşulları çözülür çözülmez dönmek isteyen çok kişi
biliyorum.
Bize nasıl geliriz diye soran bu arkadaşlara “Sakın
gelmeyin!” diyoruz.
Türkiye’de yaşamanın, farklı bir yaşam kurmanın yolları her
zaman var. Her zaman başka yolları bulunur.
“Siz İsviçre’de rahatsınız. Onun için böyle diyorsunuz”
diyenler oluyor. Ama gerçek öyle değil.
Türkiye’ye gidememek, en basit şeyleri bile özlemek bizler
için en büyük sorun.
Yalnızlaşıp psikolojik çöküşle karşılaşmaktan bahsediyoruz.
“Her zaman Türkiye’yi arayacaksın!”
Unutmayın herkes Avrupa’ya gidemez. Avrupa artık mülteci
almıyor ve iltica koşullarını her geçen gün zorlaştırıyor. (ÖNDER ÖZDEMİR –
SENDİKA.ORG)
