Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu’ndan birkaç kelam – EZLN
Eminiz ki halklar kendilerini örgütler ve mücadele ederlerse
istediğimizi, hak ettiğimizi elde edebiliriz: özgürlüğümüzü. Örgütümüzün,
direnişimizin, isyanımızın ve sözümüzün sınır tanımayan en önemli kuvveti de
bu. Zaman geri çekilme, yorulma ya da hevesin kırılması zamanı değil. Boyun
eğmeyerek, biat etmeyerek bizlere örnek olan düşen yoldaşlarımızın izini takip
ederek sözümüzde ve mücadelemizde daha kuvvetli ve kararlı olmalıyız
Unutulmaya Karşı Savaşın Başlangıcının 24. Yılı,
İYİ AKŞAMLAR, İYİ GÜNLER:
ZAPATİSTALARIN DESTEK TABANI OLAN KADIN VE ERKEK
YOLDAŞLARIMIZA:
OTONOM HÜKÜMETİN ÜÇ AŞAMASININ YEREL VE BÖLGESEL YETKİLİLERİ
OLAN KADIN VE ERKEK YOLDAŞLARIMIZA:
ÇEŞİTLİ İŞ ALANLARINDA PROMOTORES VE PROMOTORAS OLAN KADIN
VE ERKEK YOLDAŞLARIMIZA:
KADIN VE ERKEK MİLİTAN YOLDAŞLARIMIZA:
NEREDE OLURLARSA OLSUNLAR KADIN VE ERKEK İSYANKÂR
YOLDAŞLARIMIZA:
ALTINCI ULUSAL’IN VE ENTERNASYONEL’İN KADIN VE ERKEK
YOLDAŞLARA:
ULUSAL YERLİ KONGRESİ’NİN KADIN VE ERKEK YOLDAŞLARIMIZA:
YERLİ YÖNETİM KONSEYİ’NİN KADIN VE ERKEK YOLDAŞLARI VE HER
NEREDEN DİNLİYORSA KONSEY’İN SÖZCÜSÜ MARIA DE JESUS PATRICIO MARTINEZ’E:
BİZİ DİNLEYEN DÜNYA’NIN İLK İNSANLARI OLAN KARDEŞLERİMİZE:
DÜNYA’NIN FARKLI ÜLKELERİNDEN BİZLERE YOLDAŞ OLAN KADIN VE
ERKEK BİLİM İNSANLARINA:
MEKSİKA’DAN, AMERİKA’DAN VE BİZE EŞLİK EDEN YA DA BUGÜN
BİZLERİ DİNLEYEN DÜNYA’NIN FARKLI YERLERİNDEKİ KARDEŞLERİMİZE:
ULUSAL VE ULUSLARARASI, ÖZGÜR VE ALTERNATİF BASIN EMEKÇİSİ
KARDEŞLERİMİZE:
Bugün, 1 Ocak 2018’de, tüm ölümlerin ve yıkımların sebebi
olan neoliberal ve kapitalist sisteme ve kötü hükümete silahlı
başkaldırışımızın 24. Yılını kutlamak için buradayız.
Tıpkı diğer ilk insanlar gibi, Meksika’nın dört bir yanında
520 yıldır süren sömürüye, ötekileştirmeye, kayıtsızlığa, unutulmaya,
topraklarımızın ve doğal kaynaklarımızın elimizden alınmasına esir edilmiştik.
İşte bu yüzden, 1 Ocak 1994’te, YETER! (¡YA BASTA!) dedik-
bu kadar adaletsiz bir yaşama ve ölüme YETER!- Meksika ve Dünya halklarının
hepsi için talep ettiğimiz Demokrasi, Özgürlük ve Adalet taleplerimizi
seslendirdik. Bizler, toprak, iş, onurlu barınma, yiyecek, sağlık, eğitim,
bağımsızlık, demokrasi, özgürlük, adalet ve barış talep ediyoruz.
Artık şiddet her yerde ve kadınları, çocukları, gençleri,
yaşlıları ve hatta doğayı kurban etmeye devam ediyor.
Bu yüzden diyoruz ki bizim mücadelemiz hayat mücadelesi;
onurlu bir hayat.
Kapitalizm ise feci ölümlerin, yıkımın, sömürünün ve
aşağılamanın sistemidir.
Biz, ilk insanların, Meksika’nın büyük çoğunluğunun ve Dünya’nın
dört bir tarafındakilerin eksikliğini duyduğu budur.
Sizlere soruyorum: Kim onurlu bir yaşam sürebiliyor? Kim
cinayete, hırsızlığa, aşağılanmaya ve sömürülmeye kurban edilmenin endişesi ile
harap olmuyor?
Eğer dışarılarda bir yerlerde sakin ve endişe duymayan
birileri varsa bu sözler onlar için değil.
Ama belki de sen de bir şeylerin her geçen gün daha kötüye
gittiğini görüyor ve hissediyorsundur.
Bugünlerde mesele sadece iş için karnını doyuracak kadar
ücret alamamak değil.
Mesele aynı zamanda hükümetlerin başını çektiği, hırsız ve
daha kötüsü sırf keyif aldığı, canı istediği için bizleri öldüren organize suç.
Yani eğer bunların tanrın öyle istediği için, şansın
olmadığı için ya da kaderin böyle olduğu için olduğunu düşünüyorsan o zaman bu
sözler senin için de değil.
24 yıl önce kamuoyuyla paylaştığımız gibi taleplerimiz son
derece adil ve yalnızca bizler için de değil; suçlu ve aptal veya her ikisi de
olmayan herkes biliyor ki bu talepler adil ve her geçen gün daha da gerekli
hale gelen talepler.
Kötü hükümetin cevabı ise sadaka vermek oldu: “sadakanı al
ve bütün bunları unut”. “Ve eğer talepte bulunmaya devam edersen benim kudretli
ordularım, polislerim, hâkimlerim, hapishanelerim, milislerim, uyuşturucu
kaçakçılarım var ve sizinse sadece mezarlıklarınız”.
Biz Zapatistaların cevabı ise : “Sadaka değil, onurumuza
saygı duyulmasını istiyoruz.” oldu.
Ama kötü hükümetler “onur” ne demek bilmediklerini
söylediler. Herhalde Maya dilinde bir kelime olduğunu ya da başka bir gezegenden
olduğunu söylediler. Çünkü onların sözlüğünde, zihinlerinde ve hayatlarında
onur yok.
Evet, o kadar uzun zamandır zenginlerin kıçlarını yalayan
hizmetkârlar olmuşlardı ki “onurun” ne demek olduğunu çoktan unutmuşlardı.
Bu hükümetler eğilip bükülmeye ve boyun eğmeye o kadar
razıydılar ki herkesin böyle olduğunu, tüm dünyanın böyle olduğunu, kimsenin
konuşmadığını, düşünmediğini, mücadele etmediğini, boyun eğerek yaşayıp
öldüğünü, teslimiyet içinde yaşadıklarını düşünüyorlardı.
İşte bu yüzden Zapatismo’yu anlayamıyorlar. İşte bu yüzden
Meksika’nın ve Dünya’nın dört bir köşesinde direnişin binlerce çeşidini
anlayamıyorlar.
Ve yoldaşlar, kardeşlerimiz, sistem de böyle: anlamadığını
mahkûm ediyor, hapsediyor, yok ediyor.
Sanki insanlar yük hayvanlarıymış, patronu ya da sahibi ne
söylerse, ne emrederse yapmak zorundaymış ve yapmazsa da kırbaçla, sopayla,
hücre ile kurşunla yola getirebilirmiş gibi dünyanın evcilleştirilmesini
istiyorlar.
Direniş ve isyan, kapitalizm için kendisine saldıran,
kendisini hasta eden, başını ağrıtan, kasıklarına tekme atan, suratına tüküren
bir hastalık gibidir. Yani, direniş ve isyan kapitalizmi gerçekten hasta eder.
Kapitalizmin direniş ve isyana karşı çaresi ise polislerdir,
hapishanelerdir, ordulardır, milislerdir ve şanslıysanız mezarlıklardır aksi
takdirde sizi nereye atacaklarını kim bilir.
Direnmiyor ve isyan etmiyorsanız da, kendinize göre mutlu,
sakin, takviminiz ve coğrafyanız önünüze hangi Trump’ı getiriyorsa ona oy veren
iyi bir vatandaş olsanız da durum aynı.
Acteal’i, ABC Daycare’i, Atenco’yu, Ayotzinapa’yı veya
Mapuche’yi ya da sıradaki trajik olay her neyse onu protesto edenlere ve ona
başkaldıranları eleştiriyor, şikâyet ediyor ya da “sızlanmayı kes, işine bak”
diye telkin ediyorsanız da durum aynı.
Zannediyorsunuz ki tüm bunlar sizin evinizden, sizin
sokağınızdan, sizin cemaatinizden ve mahallenizden, işinizden, okulunuzdan,
ailenizden uzakta… ama hayır. Bilinen ve bilinmeyen birçok böylesi dehşet tam
orada, size çok yakın.
Sizi etkilemeyeceğini düşünseniz bile, sizi etkileyecek – ya
sizi ya da size yakın birisini.
Çünkü sistem ve onun hükümetleri zıvanadan çıkmış durumda,
akıllarını yitirmiş durumdalar, para ve kan onları sarhoş etmiş durumda,
kadınlar ve diğer cinsiyetlerin insanları başta olmak üzere herkesin her şeyini
almaya geliyorlar.
O zaman kardeşlerimiz, yoldaşlarımız, durumun çok kötü
olduğuna, yaşamanın zorlaştığına inanıyorsanız, ne yapacağınıza karar vermeniz
gerekiyor.
Eğer birisinin – bir liderin, bir siyasi partinin ya da bir
öncü partinin- bütün bu sorunları çözeceğine ve tek yapmanız gereken bir kâğıt
parçası ile oyunuzu atmak kadar basit bir şey olduğuna inanıyorsanız bunun
gerçekten olup olmayacağını tekrar düşünmelisiniz.
Ve eğer bunu düşünüyorsanız, o zaman bu sözler sizin için de
değil. O zaman güzelce oturun ve bir sonraki şaklabanlığı, bir sonraki
yolsuzluğu, bir sonraki dolandırıcılığı, bir sonraki yalanı, bir sonraki hayal
kırıklığını beklemeye devam edin. Bunlar yeni şeyler değil – her zamankinin
aynısı olan şeyler ve sadece takvimde yerlerini değiştiriyorlar.
Ama belki de bir şeylerin yapılabileceğine inanıyorsunuzdur.
Belki de bir şeylerin gerçekten yapılabilir olduğunu, direniş ve isyanın sadece
şarkılarda, şiirlerde, posterlerde ya da mezarlıklarda olup olmadığını kendinize
soruyorsunuzdur.
Size söylüyoruz ki biz Zapatistalar da 24 yıl önce ölmek
için sizin şehirlerinize ve plazalarınıza çıktığımızda kendimize aynı şeyi
soruyorduk.
Ve işte bizi o zaman gördünüz. İşte o zaman sözde büyük
devrimciler bizleri gördü ve şimdi de yapmaya devam ettikleri gibi bize tepeden
baktılar. Yeni yıl kutlamalarında tıkınıyor ve gülüyorken bizim mücadelemizin
haberini aldılar. Biz EZLN’li Zapatistalar hayatımızı ortaya koyuyorken onlar
sadece müzeler inşa ediyorlardı.
Bu yüzden cevabımızı verdik. Onlara yanıtımızı, onların
hükümetleri olmadan, onların bütün o Marx’ları, Lenin’leri ve içkileri ile
birlikte bize destek olmayacak liderleri ve öncü partileri olmadan onurlu bir
şekilde yaşayıp yaşayamayacağımıza bakarak verdik. Kendileri hiçbir şeyi
pratiğe dökmeden bize ne yapıp ne yapmamız gerektiği söyleyip duruyorlar. Öncü
parti şöyle, proletarya böyle, şu parti, bu devrim, biralar, şaraplar,
piknikler ile çokça boş laf ediyorlar.
Baktık ki devrimci öncü parti zafer konuşmaları ile, kostüm
denemeleri ile çok meşgul, biz yerli Zapatistalar kendi bildiğimiz gibi hareket
etmeliyiz.
Onların aralarında pek az yerli halk ve daha da az Zapatista
var çünkü herkes Zapatista olamaz.
Zapatista otonomisi denilen tecrübeye işte böyle başladık
ama biz buna Zapatistalara göre özgürlük diyoruz, efendi, patron, idareci,
lider ve öncü parti olmadan.
24 yıldır otonomimizi inşa ediyoruz, farklı çalışma
alanlarımızı geliştiriyoruz, üç aşamalı otonom hükümetimizi güçlendiriyoruz,
kendi eğitim ve sağlık sistemlerimizi şekillendiriyoruz, kolektif
çalışmalarımızı yaratıyor ve güçlendiriyoruz. Ve bütün bu otonom alanlarda tüm
kadınların, erkeklerin, gençlerin ve çocukların katılımına değer veriyoruz.
Bu şekilde gösteriyoruz ki biz, ilk insanlar, kendimizi
yönetme gücüne ve kapasitesine sahibiz. Aldatan, boş vaatlerde bulunan,
topluluklarımızı bölen herhangi bir siyasi partinin müdahalesine ihtiyacımız
yok; ve hiçbir şekilde herhangi bir resmi hükümetlerden de destek almıyoruz.
Aynı zamanda kimsenin bize gelip de neyi yapıp neyi
yapamayacağımızı söylemesini de kabul etmiyoruz. Biz burada her şeyi kolektif
olarak tartışıyor ve karara bağlıyoruz.
Tam olarak bu yüzden bazen bir şeyler zaman alıyor fakat
sonuç daima kolektif bir sonuç oluyor. İyi de olsa kolektif, kötü de olsa
kolektif.
Bu, bizim yöntemimiz – iyi olup olmadığını kendiniz görün.
Sefaletinizi bizimkiyle kıyaslayın, ölümünüzü bizimkiyle kıyaslayın,
hastalıklarınızı bizimkiyle kıyaslayın, yokluklarınızı bizimkiyle kıyaslayın,
acınızı bizimkiyle kıyaslayın ve o zaman göreceksiniz ki kendi kâbuslarınızı
bizim rüyalarımızla kıyaslıyorsunuz.
Bizler Zapatistalar olarak şahsi ve kolektif çabalarımızla
mücadele ediyoruz ve evet, kabul ediyoruz ki daha yapmamız gereken çok şey var,
topluluklar olarak kendimizi daha fazla organize etmeliyiz. Farklı iş alanlarımızı geliştirirken hala
birçok zorlukla karşılaşıyoruz. Her insan gibi başarısız oluyor ve hatalar da yapıyoruz
ama kendimizi düzeltip yolumuza devam ediyoruz.
Çünkü kendi örgütlenmemizi kendimiz yapıyoruz. Hiç kimse,
utanmaz bir yalancı ve fırsatçı olmadığı sürece, bizi yarattığını söyleyemez.
Ve neyi yanlış yaptığımızı görmekten korkmuyoruz ve bir şeyi doğru yaptığımızda
iyi hissediyoruz çünkü iyisi de kötüsü de biziz, bizim. Kendi insanlarımız
tarafından değer görüyoruz. Hatta duyduk ki Avrupalarda gezip, içkilerini
yudumlayıp, karınlarını doldurup, bütün bunları kendilerinin yaptığını
söyleyenler de varmış. Ve hatta şimdi vicdanları satın almak, ilgi ve para için
kendi “Frida Sofia”larını [1] bile yaratmışlar. Sanıyorlar ki mücadele gerçek
bir bağlılık ile değil belirli bir soyadı ile yapılıyor ve sırf bize saldırmak
için uyuşturucu kaçakçıları ile bir oluyorlar. Onlar yalnızca utanmaz yalancılardır.
Çünkü bu sözde devrimciler ve onların milisleriyle el ele
kötü hükümetler mücadelemizi, direnişimizi ve isyanımızı ekonomik, siyasi,
ideolojik, toplumsal ve kültürel bir savaş ile yok etmeye kararlılar. Zapatistaların olduğu yerlerde stratejik saydıkları
noktalarda siyasi partilerle ilişkileri olanlara hatırı sayılır derecede
ekonomik destekler, evler, yiyecek ve projelerle (bazen hükümetler adına, bazen
partiler ile ve bazen de insan hakları örgütleri kisvesi altında) birlikte
kırıntılar, sadakalar veriyorlar. Bununla birlikte Zapatista direnişini
zayıflatmak, bölmek, yerli ve fakir insanların vicdanlarını satın almak
hedefiyle yalanlarını, kötü fikirlerini, vaatlerini, şaşalı numaralarını
dağıtmak için medyayı kullanıyorlar.
Biz Zapatistalar dilenci değiliz; bizler gerçek demokrasi,
özgürlük ve adalet için mücadele eden onurlu, kararlı ve vicdanlı bir halkız.
Halk için hayırlı herhangi bir şeyin tepeden gelmeyeceği konusunda net ve
eminiz. Sorunlarımıza ve ihtiyaçlarımıza çözümün kötü yöneticilerden gelmesini
bekleyemeyiz.
O 1 Ocak’taki başlangıçtan bu yana, 24 senelik isyan ve
direniş içinde kimlerin biz Zapatistalar ile olup olmadığını da biliyoruz.
Kötü hükümet, milisler ve zenginler bizlere asla huzur
vermeyecekler. Halkların örgütlenmesini ve mücadelesini yok etmek ve
sonlandırmak için binlerce yol arayacaklar ve bu yüzden son yıllarda
halklarımıza karşı suçlarda, tutuklamalarda, ortadan kaybetmelerde, haksız
hapsetmelerde, baskıda, yerinde etmede, işkencede ve cinayetlerde ölçülmez bir
artış var. Birkaç örnek vermek gerekirse: San Salvador Atenco, Guerrero,
Oaxaca, Ayotzinapa vd. Sorunlar şiddetten başka bir şekilde çözülmesin diye
topluluklar ve belediyeler arasında anlaşmazlıkları ve fikir ayrılıklarını daha
fazla kışkırtıyorlar. Bu yüzden milis grupları silahlandırıp, koruyorlar çünkü
kötü hükümetler istiyorlar ki kendi topluluklarımızda, kendi kardeşlerimizi,
birbirimizi öldürelim.
Yaşanan her şey gösteriyor ki ne topluluklarımızda, ne
belediyelerde, ne eyaletlerde ne de ülkede hükümet kalmamıştır.
Bizleri yönettiklerini söyleyenler sadece halkın sırtından
kendilerini semirten hırsızlardır; onlar suçlular ve katiller, onlar büyük
neoliberal kapitalist patronların idarecileri ve usta başlarıdırlar.
Onlar, her şeyi mal gören patronlarının memleketin ve
dünyanın –toprak anamızın bağrında korunan toprakların, ormanların, dağların,
suyun, nehirlerin, göllerin, havanın ve madenlerin- sömürülmesindeki
çıkarlarının ateşli savunucularıdırlar ve bu şekilde bizi- hayatı ve insanlığı-
tamamen yok etmek istiyorlar.
İşte bu yüzden, Ulusal Yerli Kongresi’ni oluşturan bu
memleketin ilk halkları olarak bir adım atmaya ve Yerli Yönetim Konseyi’ni
kurarak, hâlihazırda üzerimize çullanmış olan kapitalist hydra’ya (çokbaşlı
yılan) karşı kendimizi savunabilmemiz için toplantılar yapan, farkındalığı
arttıran, bilgilendiren, ilham veren, taşradaki ve şehirlerdeki işçilere çağrı
yapan, kendi coğrafyalarımızdan ve takvimlerimizden, kendi topluluklarımızdan
ve iş yerlerimizden isyan ve direnişte daha iyi örgütlenebilmemiz, birlikte
mücadele edebilmemiz için sözcümüz María de Jesús Patricio Martínez’i aday
göstermeye karar verdik.
Ama ne var ki, hükümetler ve büyük sermayedar patronlar
sokaklarımızın, yollarımızın ve topluluklarımızın askerileştirilmesi anlamına
gelen “İç Güvenlik Yasası” denilen yasayı dayatıyorlar.
Asıl niyetleri halkları kontrol etmek, susturmak, bölmek,
tehdit etmek ve halklara karşı dokunulmazlık ile daha fazla şiddet uygulamak
iken bunun organize suç ile mücadele etmek için olduğuna bizi inandırmaya
çalışıyorlar.
Bu yüzden biz Zapatistalar içinde yaşadığımız kapitalist
sisteme hiçbir şekilde güvenmememiz gerektiğini söylüyoruz çünkü iktidarda kim
ya da hangi parti olursa olsun fark etmeksizin bu sistemin bütün ceremesini
yüzyıllardır biz çekiyoruz.
Taşrada ve şehirlerde, tüm sektörlerin çalışanları, hepimiz
örgütlenmeliyiz: bu memleketin ve dünyanın yerli halkları, köylüleri,
öğretmenleri, öğrencileri, ev hanımları, sanatçıları, tüccarları, ofis
çalışanları, beden işçileri, doktorları, entelektüelleri ve bilim insanları.
Halklar ve işçiler olarak kendi otonomimizi ve kendi örgütlerimizi daha iyi
inşa edebilmek, daha iyi örgütleyebilmek için bize kalan tek yol daha çok bir
araya gelmemizdir. Bizi gelmekte olan ya da gelmiş ve hepimizi süpürüp atacak
olan büyük fırtınadan koruyacak şey budur.
İşte bu yüzden, bu günde, Dünya’da silahlı başkaldırımızın
24. Yılında, altıncı Ulusal’ın ve Enternasyonal’in kadın yoldaşlarına hitap
etmek istiyoruz.
Aynı zamanda Meksika’daki ve dünyadaki kız kardeşlerimize
hitap etmek istiyoruz.
Altıncı Ulusal’ın ve Enternasyonal’in kadın ve erkek
yoldaşları:
Dünya’daki kardeşlerimiz:
500 yıl boyunca sömürü, baskı, kayıtsızlık ve
mülksüzleştirmeye maruz kaldığımızı söylerken sizlere yalan söylemiyoruz.
Zenginlerin ve kötü hükümetlerin savaşlarını yaşadık ve
ceremesini çektik.
Kimse bunun bir yalan olduğunu söyleyemez. Bizim büyük büyük
ninelerimiz ve büyük büyük dedelerimiz şimdi iktidarda olanların büyük büyük
nineleri ve büyük büyük dedeleri iktidara gelebilsinler diye kanlarını ve
canlarını verdiler. Kimse bunun yalan olduğunu söyleyemez çünkü işte buradalar-
bugün bizleri ve doğayı yok etmekten suçlu olanlar onlar.
Gerekirse ölümüne fakat hiç ara vermeden mücadele etmeye
devam edeceğiz.
Ve bugün Ulusal Yerli Kongresi’ndeki kadın ve erkek
yoldaşlarımızla birlikte mücadele etmek için daha fazla irademiz var.
Yoldaşımız Marichuy’u ve Yerli Yönetim Konseyi’ndeki
yoldaşlarımızı destekliyoruz.
Birilerinin hoşuna gitse de gitmese de.
Başlangıçtan beri son derece açığız. Hatırlıyorum, 1994
yılında Guadalupe Tepeyac’taki Ulusal Demokratik Toplantı’da “Bize başka bir
yol olduğunu gösterirseniz kenara çekileceğiz ve silahlı mücadelemizi
sonlandıracağız” demiştik.
Fakat şu ana kadar ölüm ve yıkım sistemi olan kapitalizmi
yenebilmenin başka bir yolunu kimse bize göstermedi.
Bize yolu gösteren, yoldaş Marichuy ile birlikte Ulusal
Yerli Kongresi’nin kadın ve erkek yoldaşları ve Yerli Yönetim Konseyi oldu. Ve
biz, bizi biz yapan şey olmaktan vazgeçmeden onları destekliyoruz.
Onları desteklediğimiz için üzüntü ya da utanç duymuyoruz.
Çünkü gayet iyi biliyoruz ki onlar iktidar ve makam peşinde olmaktan ziyade
hayat için kendimizi örgütlememiz gerektiğini mesajını ulaştırma peşindeler. Bu
kadar basit.
Tabii ki etrafta dolaşıp bizi “elektoralizm” ile itham eden
yalancılar da yok değil. Bu alçakça bir yalan ve bu yalanı yayanlar okumayı,
yazmayı bildikleri halde okumayıp sadece yalan söyleyen İspanyolca konuşanlar.
Ne kadar utanç verici, ne kadar yazık ki anlamıyorlar ve utanmaları yok.
Kimse bizi biz yapanı –ölene ya da özgür olana dek- bizden
alamaz.
Meksika ve dünyanın dört bir tarafındaki kardeşlerimiz,
kanmayınız.
Meksika’da artık huzur içinde yürüyebileceğiniz hiçbir yer
yoktur; herhangi bir yerde sizi alıp, öldürebilirler.
Kapitalizmin şeytanlarının çoğu burada ve dünyanın dört bir
yanında.
Yoldaş Marichuy yönetmeyi bilemez, bir şey yapamaz diye
bizlerle dalga geçiyorlar. Kardeşlerimiz, PRI ve PAN hükümetleri sizler için
bugüne kadar ne yaptı? Katliamlar, yolsuzluklar yapmadılar mı, kötü kararlar
almadılar mı? Yalnızca okumuş olanların yönetmeyi bildiği nerede yazıyor? Bunu
göremiyor musunuz?
Yoldaş Marichuy taşrada ve şehirlerde kendimizi
örgütlemeliyiz, yerli ve yerli olmayan halklar olarak bir araya gelmeliyiz
derken işte bundan bahsediyor. Kötü hükümetlerin bizlere yaptıklarının
boyutlarına baksanıza.
Şu anda bizleri yöneten bu geri zekâlı bizlere ne verdi ki?
Peña Nieto başkalarının ve kendi gibilerin arkasına saklanan utanmaz bir beceriksizin
teki.
Onlara hiçbir şey olmazken halklar sömürülüyor ve canlarıyla
bedel ödüyorlar. Bunu görmenize engel olan nedir?
Neden insanlar başlarına en kötüsü gelince harekete
geçiyorlar? Neden henüz etkilenmemiş olanlar görmüyor ve harekete geçemez gibi
davranıyorlar ama başlarına bir şey gelince de yardım çığlıkları atıyorlar?
[…]
Eminiz ki halklar kendilerini örgütler ve mücadele ederlerse
istediğimizi, hak ettiğimizi elde edebiliriz: özgürlüğümüzü. Örgütümüzün,
direnişimizin, isyanımızın ve sözümüzün sınır tanımayan en önemli kuvveti de
bu.
Zaman geri çekilme, yorulma ya da hevesin kırılması zamanı
değil. Boyun eğmeyerek, biat etmeyerek bizlere örnek olan düşen yoldaşlarımızın
izini takip ederek sözümüzde ve mücadelemizde daha kuvvetli ve kararlı
olmalıyız.
DEMOKRASİ
ÖZGÜRLÜK
ADALET
Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu Yerli Devrimci Komuta
Kademesi adına,
Kumandan-yardımcısı İsyancı Moisés.
Oventik Caracol II, Chiapas Dağları, Meksika’dan.
1 Ocak 2018.
[1] “Frida Sofia” [= Meksika hükümetinin “Kabataş Yalanı”] :
Eylül 2017’de başkent Mexico City’de meydana gelen deprem sonrasında Hükümet’in
yetersiz müdahalesi ve acizliğini örtmek adına ortaya attığı, enkaz altında
kalan 12 yaşındaki kız çocuğunun adı. Meksika basını günlerce bu hikaye ile
meşgul olsa da enkaz haline gelen okuldaki birçok velinin okulda bu isimde
kimse olmamasını açıklayan ve birbirini takip eden beyanları bu yalanı ortaya
çıkarttı. Daha detaylı bilgi için buraya tıklayın.
[Enlace Zapatista’daki İngilizcesinden Mümtaz Murat Kök
tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]
