Emekçilerin en sık karşılaştıkları patron yalanları


Sınıflı toplumlar tarihi boyunca var olmuş tüm düzenler, daha rahat ayakta kalabilmek için kendi kültürel normlarını yarattı. Bugün dünyamıza egemen olan kapitalist düzenin sahipleri de emekçi sınıflara ait olanı ellerinde tutarken, kendileri açısından oluşabilecek tehlikeleri ortadan kaldırabilmek adına talanı yalanla öğütüyor. Yani kapitalizm ve yalan birbirlerine kopmaz bağlarla bağlılar. Güzel ülkemizi yağmalayanların, emekçilerin alın teriyle amansız bir dövüşe tutuşanların en sık kullandığı yalanları sizler için derledik.

Burada patron yok, biz bir aileyiz

Bunu başa yazmasak olmazdı. Patronların emekçilere karşı en sık kullandığı ‘yalan’ denilebilir. Siyaset sahnesinde de özellikle seçim dönemlerinde sıkça duyarız; aynı gemideyizdir. Ekonomik anlamda verdiği emeğin karşılığını hiçbir zaman alamayan çalışanın, motivasyon düşüklüğü yaşayarak iş veriminde ‘yetersizlik’ meydana gelmemesi için, duygusal aidiyet mekanizmaları devreye sokulur. Çalıştığı şirketi, patron ve yöneticileri ‘aile’ olarak görmesi sağlanan çalışanın, maaş vakti geldiğinde eline tutuşturulacak birkaç kuruşa tamah etmesi kuvvetle muhtemeldir.

Beklediğimiz ödemeleri henüz alamadık, piyasa kötü durumda

Emekçilerin sofrasından ejder meyveli smoothie eksik olmuyormuş gibi, yüzsüzlüğün kitabına başlık olabilecek denli okkalı bir yalandır. Gelir ve giderlerin hiçbir zaman ‘şeffaf’ olmadığı şirketlerde çok sık kullanılır. Adeta şirketler ‘gönüllü’ çalışıyormuş hissi uyandırır. Çünkü ödemeler hiçbir zaman zamanında yapılmaz ya da hiç yapılmaz. Piyasanın düzeldiğini ise hiç duyamazsınız. Ah bu ödemeler… Her daim yolunda gitmeyen bir şeyler, her zaman bir eksiklik vardır.

Yaptığımız iş ülke için para ile ölçülemeyecek kadar değerli

Ağır sözlerle karşılanası yalanlardan biri; biz yine de ağzımızı bozmayalım. Emekçilerin yurtsever duygularından para devşirmeye teşebbüsün vazgeçilmez yalanlarındandır. Para ile ölçülemeyecek kadar değerli olan emektir. Bunun farkında olan patron, maaşları elden geçirirken rotayı başka bir yöne çeviriverir. Hava ışımadan yollara düşen emekçilerden isimsiz kahramanlar yaratılır, yapılan işin ne kadar da ‘kutsal’ olduğu bol bol vurgulanır, piyasaya sunulan ürünün rekabet ekonomisinde patronun kârını artırmak için değil de toplumun çıkarları için ucuza mal edilmesi gerektiği ballandıra ballandıra anlatılır. Eee bu durumda halihazırda olandan fazla maaş beklemek bir nevi memlekete ihanet olacaktır.

Biraz dişimizi sıkalım, ekmeğini beraber yiyeceğiz

Dişlerimizi sıkmaktan ağzımızda diş kalmamıştır ama patronların bu temennisi bir türlü son bulmaz. Her daim ufukta hiçbir zaman ulaşılamayan huzur ve refah görünmektedir. Tam ulaşıyoruzdur; o da ne? Bir anda çalışanlar kesin bir hata yapıp bir çuval inciri berbat ederler.

Ben sendeki ışığı gördüm, kendini göster yükseleceksin

Fasülyenin faydaları konulu yalandır. Emekçi ışıl ışıldır, adeta parlıyordur. İçindeki cevher bugüne kadar nasıl olmuş da farkedilememiştir. İşte patron bu güneşi görmüştür ancak teyit etmesi gerekmektedir. Bunun için daha fazla ter dökülmesi, kişinin kendisini göstermesi gerekmektedir. Hem kendisini kanıtlamazsa diğer çalışanlar işyerinde yükselmesi durumunda ‘kayırma’ olduğunu düşünmeyecekler midir? Çalışılmalıdır, daha çok çalışılmalıdır. Gerekirse mesai ücreti de almadan, yemeden, içmeden, uyumadan çalışılmalıdır.

Şirketin çıkarları sizin çıkarlarınızdır

Değildir. Şirketin çıkarları şirket sahibinindir. Emekçilere her daim gelirlerin yükselmesinin kendileri için de şart olduğu kabullendirilmek istenir ancak bugüne kadar yaşanan hiçbir deneyim durumun hiç de öyle olmadığını ortaya çıkarmıştır. Şirketlerin kârlarına kattıkları milyonlarca lira, emekçilere ya tavur döner ayran standardında bir dönüş sağlamış ya da hiç sağlamamıştır. Ha beklenenden fazla bir dönüş olduysa demek ki şirketin ettiği kârın da beklenenden kat kat fazla olduğu unutulmamalıdır. Emekçiye ‘bahşedilen’ yine devede kulaktır.

Cebimde yol parası bile yok, şirket kendisini ancak çeviriyor

“Sana bir şey kalmasın, cebinde yol parası bile olmasın” demenin dolaylı yoludur. İşçinin lüks arabalara, villalara, pahalı restoranlara, Amerika’da okutulan çocuğun eğitim masraflarına giden paranın çetelesini tutmasını engellemek için kullanılır. Maazallah gözünü açan işçi, “Ben üretiyorum, sen götürüyorsun” dediği anda, dünya patron için yaşanılmaz olacaktır. Şirket ise kendisini çevire çevire dönme dolap olmuştur. Patron da her gün şapkayı önüne koymuş, gelecek güzel günleri umutla bekler durumdadır.

Maaşları kredi ile ödüyorum, zam işini yılbaşından sonra konuşuruz

Hangi yılın başından sonra konuşulacağı bir türlü bilinmez. Her yılbaşı da mutlaka zamları konuşmaya zaman bırakmayan gelişmeler yaşanacaktır. Oldu da yaşanmadı mı? O zaman da zam oranları ile piyasa arasında kimi denklemler kurulacak, emekçinin çıkarları dipsiz kuyularda bırakılarak patron için en makul olan hesap dökümü ortaya konacaktır. Ama enflasyon? Bunu hatırlatın yılbaşından sonra mutlaka gündemimize alalım.

Siz maaşlarınızı almadan ben almıyorum

Patron yalakası yöneticilerin de en sık başvurduğu yalanlardan biridir. Patron ve her daim yanında tuttuğu minik Daltonlar, pastadan en büyük payı herkesten önce afiyetle yeyip mendilleriyle ağız kenarlarını silerken; maaşları geciken, prim ve mesai ücretleri bir türlü ödenmek bilmeyen işçileri sorgulamaktan alıkoymakla mükelleftir.

Sizin çocuklarınızın karnı doysun, benimkiler aç kalsa da olur

“Neden, çocuğunuzu cami avlusunda mı buldunuz?” sorusunu akıllara getirecek yalandır. Bilinmektedir ki kapitalizm emekçilere kendilerini unutturmuş, çocuklarının gelecek kaygısı üzerine atılan çıraları tutuşturmuştur. Ömrünü çalışmaya adayarak ona yaşadığını hissettiren hiçbir şeye zaman bulamayan işçinin tek derdi eğer varsa çocuklarına güzel bir gelecek bırakabilmek olmuştur. Hal böyle olunca da işçiyi vurmak için, ona ait olan en değerli şey kullanılır. Ne kadar da babacan bir tavır… Bizim patron adam gibi adam!

Bizde kimsenin hakkı kalmaz

Kalır. Çünkü üretim araçlarını elinde tutanlar, o araçları kullanarak yani emek vererek değer üretenlerin alın teri üzerinden geçinir. Şirketlerin toplam kazançları emekçilerin ortak mülkiyeti olmadığı müddetçe o hak patronun cebinde kalacaktır. (DEVRİMGAZETE.COM)
Blogger tarafından desteklenmektedir.