Evlerine kapanamayanlar: Lojistik ve tedarik zinciri emekçileri
Tarihe baktığımızda insanlığın ilk dönemlerinden günümüze kadar yaşanmış tüm süreçlerde lojistik alanı büyük bir önem taşımakta. Bugün ise insan yaşamının devam edebilmesi adına farklı yollar ile lojistik hesaplamalar yapılmakta. Tarihte kimi savaşların kaybedilmesini, salgın hastalıkların önüne geçilememesini bilimin yanında büyük lojistik hesaplamaların yanlış yapılmasının sonucu olarak görebilmek mümkün. Doğru olan lojistik sistemin ve hesaplamaların ışığını ise Sovyetler Birliği tarihine baktığımızda görebiliyoruz.
Ülkemizde ve dünyada Covid-19 salgını bir çok sektörde etkisini göstermekle beraber, lojistik sektöründe de etkisini gösterdi. Tedarik alanlarındaki işlevsellik farklı olmakla birlikte kimi lojistik şirketleri daha fazla mesai yapmaya başladı, kimileri ise durma noktasına geldi. Bu günümüz nesnelliğinde kaçınılmaz bir sonuç.
Evimize aldığımız gıda ürünlerinden tutun hayatımızı sürdürebilmek adına oluşan tüm ürünlerin nihai tüketiciye ulaşmasına katkı koyan; depoda, ofiste, direksiyon başında, markette alın teri döken lojistik ve tedarik zinciri emekçileri mevcut. Çalışma koşulları ise şirketlerin veya kurumların çektikleri reklam ve tanıtım filmleri gibi değil.
Covid-19 salgını ile lojistik ve tedarik şirketlerinin yapısal olarak kendi kabuğunu koruma altına aldığı her açıdan görünür vaziyette. Lojistik ve tedarik zinciri çalışanlarının durumu ise içler acısı. İçler acısı çünkü bugün izlenebilen tablo içerisinde farklı tedarik alanlarında oluşan iş yükünün küçülmesi, büyümesi veya virüsten korunmak adına tedarik alanında yapılan çalışmalarda önlem alınmaması ilk olarak lojistik çalışanlarını etkilemekle beraber halk sağlığını da tehdit etmekte.
Tedarik zinciri bünyesinde herhangi bir ürünün ham maddeden üretim sürecine ve nihai tüketiciye ulaşması sürecinde lojistik ve tedarik zinciri çalışanlarının alın teri mevcut. “Normal” dönemlerde tedarik zincirin tamamını kapsayan yoğunluk ve sömürü mevcutken bugün salgın ile beraber ofislerde, evlerde, direksiyon başında, depolarda, marketlerde ve kargolarda sömürü, baskı daha da artmış durumda. Bugünlerde yaşanılan sömürünün örneklerini vereceğim ama öncesinde birkaç noktaya değinmek gerek.
İhtiyaçlarımızı karşılamak için marketleri, fırınları, mağazaları, kargo şirketlerini kullanıyoruz. Kullandığımız hizmet ve tedarik şirketlerinde çalışan işçiler ise marketlere ürün evlere kargo yetiştirebilmek için can pahasına çalıştırılmaya zorlanıyor.
SAĞLIĞIMIZA SİLAH DOĞRULTUYORLAR
Bugün dünyaya ve ülkemizin konjonktürüne baktığımız zaman sağlık, gıda veya bu çeşitliliğe yakın üretim alanlarının hammaddeleri ve yarı mamul üretimlerin lojistik ve tedarik zinciri kesintiye giremez. Hastanelere ilaç ve malzeme tedarikinin yapılmadığı bir dünya, bir ülke düşünülemez. Haricinde oluşan tedarik taleplerinin ise kesintiye uğraması durdurulması mümkündür.
Nasıl mı?
31 ilde uygulanan 2 günlük sokağa çıkma yasağında Yurtiçi Kargo ve bir çok kargo şirketinin ana dağıtım merkezleri, şubeleri çalışmasaydı ne olurdu? Kargolar elleçlenmese, faturalar kesilmese, kapı kapı dağıtılmasa, işçiler mesai bitiminde yürüyerek evlerine gitmek zorunda kalmasa ne olurdu? Ne eksilirdi? Hepimizin sağlığına silah doğrultulmuş durumda ve bir kez daha doğruluyoruz ki bu düzenin temsilcileri virüslerden daha tehlikeli.
SAHNENİN ÖNÜNDE VE ARKASINDA SÖMÜRÜ VAR
Her iş kolunda olduğu gibi kapitalist düzen, lojistik ve tedarik ağını oluşturan şirket ve kuruluşlarda da sömürü yapısını koruyor. Virüs salgını ile birlikte gıda, temizlik, hijyen ürünlerindeki artış ve firmalardaki krizin derinleşmesini gözlemlemek mümkün. Üç ürün ve türevlerini oluşturan lojistik ağlarındaki işçiler günümüzde ‘iş yetiştirebilmek’ adına daha fazla çalışmak, sosyal haklardan mahrum kalmak ve emeğinin karşılığını alamamak ile karşı karşıya bırakılıyor. Mağazalara ürün ulaşımını kolaylaştırmak adına kurulan çapraz sevkiyat depoları ile genel depolarda çalışan lojistik personellerinden, ürünlerin mağazalara ulaşmasını sağlayan şoförlere kadar bu baskı hissedilir durumda.
KRİZİ FIRSATA, FIRSATI İSE PARAYA ÇEVİRME DERDİNDELER
Covid-19 salgını ile duyurulan evde kal çağrısının yapılması e-ticarette büyük ölçüde artışa neden oldu. Artış ile beraberinde ürün alımının çeşitliliğine bakıldığında günümüzün ihtiyaç ölçeğinin dışına çıktığı gözlemlenebiliyor. E-ticaret lojistiğinde çalışan işçiler “Kara cumaları arar olduk, büyük bir stres ile çalışıyoruz” diyerek aslında durumu özetliyor. İşçilerin izinleri iptal ediliyor, zorunlu mesai, dip dibe çalışmak, stres, baskı… Lojistik patronlarının ise keyfi yerinde krizi fırsata, fırsatı ise paraya çevirme derdinde. İşçiler ise emeğinin karşılığı…
ÜCRETSİZ İZİN, İŞTEN ÇIKARMA: BİRAZ BEKLE, BİZİ İDARE EDİN...
Salgın; yedek parça, mobilya, beyaz eşya, tekstil vb. üretim alanlarını kısmi anlamda zayıflattı. Zayıflama lojistik ve tedarik bünyesinde hissedilmeye başlandı. Hissedilmeye başlandı çünkü stok ve üretim sözü veren şirketlerden ürünlerinin alıcıya teslimi isteniyor. Ana firmaların üretime ara vermesi veya daha az ölçekte ürün üretmesi tedarik alanını daraltıyor. Bu daralma lojistik patronlarının ağzından lojistik işçilerinin karşısına ücretsiz izin, işten çıkartma, “Biraz bekle”, “Bizi idare edin” olarak çıkıyor.
‘ŞİMDİ İYİYİZ AMA ÖNÜMÜZÜ GÖREMİYORUZ’
Lojistik ve tedarik firmaları pazarlama, kurumsal iletişim, reklam departmanlarında çalışan işçilere “Şimdi iyiyiz ama önümüzü göremiyoruz. Bu iş ne kadar sürecek bilmiyoruz, bizi anlamanı bekliyoruz” diyerek ya işten çıkarıyor ya da ne kadar süreceği belirsiz ücretsiz izinlerle işçileri açlığa mahkum bırakıyor.
Sosyal medya ve web sitelerinden “Sorumluluklarımızın farkındayız” başlıkları ile yaptıkları açıklamalar bu düzenin iki yüzlülüğünü ortaya koyuyor.
HEPİMİZ EVLERİMİZE KAPANDIK; İMKANI OLAN HEPİMİZ
Hepimizin evlere kapandığı, ihtiyaçlarımızı karşılamamızın zorlaştığı bu zaman diliminde ürün raflarının arkasında, korunaklı kargo poşetlerinin içinde sömürü, kar hırsı ve fırsatçılık yatıyor.
Bir lojistik işçisinin; bir tır şoförünün dediği gibi,
“Bizi korona değil, bizi bu düzen öldürür.”
(Faruk Bilen ÇELİK - DEVRİMGAZETE.COM)
