Memleketin çocuklarının devletle ilk karşılaşmasının, evlere yapılan polis baskınıyla oluşu ne zaman bitecek?
‘Devlet’ gücü elinde tutanın ‘öteki’ gördüğüne acı verdiği bir tanım olarak mı kazınacak çocukların ruhuna. Kuşaktan kuşağa bir aktarım mı olacak ‘döneme-düzene’ itiraz edenin çektikleri. Başörtülü üniversitelilere yaşatılan haksızlıklardan-zulümlerden bugün gelinen noktaya...
Silivri’de İBB duruşmasını izliyorum. Sürekli basın kartım iptal olduğu için zor da olsa (Jandarma’nın iyi niyetiyle) kurum kartıyla içerideyim. Bu dava için üçüncü gelişim buraya. Gazetecilere ayrılan en arkadaki bölümden görmeye-duymaya çalışıyorum meslektaşlarımla birlikte. Tutuklu sanıklar sırayla salona alınıyorlar. Aileler kendi yakınları geldiğinde sesleniyorlar, el sallıyorlar. Uzakta da olsalar eminim o birkaç dakika her iki tarafa da iyi geliyor. Salona en son Ekrem İmamoğlu geliyor. Tutuklular da aileler de hep birlikte onu alkışlıyor. Hemen hepsi, takım elbiseleri ve tıraş olmuş halleriyle sanki duruşmaya değil görevlerinin başına gidiyormuş gibiler. Benim izlediğim gün Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın ve avukatının savunması vardı. Şahan Kürt sorununun çözümü konusundaki tavrıyla da bilinen bir isim. Hapisteyken bile partisinin düzenlediği toplantının fikrini üretmişti. Zaten ilk tutuklanışı ‘Kent Uzlaşısı’ davası yüzündendi. Hala iddianamesi olmayan bu davadan tahliye edildi ama bir yandan da İBB davasına eklenmişti. Şahan bu kısmı şöyle anlattı:
- Ben 19 Mart günü “Kent Uzlaşısı” davası kapsamında tutuklandım. Bir yıl önce esas tutuklanma nedenim bu idi. Yani gerekçe: CHP’nin Türkiye İttifakı siyaseti idi. Ben, bir siyasetçi olarak, bir Belediye Başkanı olarak, partimle beraber, “Batı illerindeki Kürtlerin mecliste temsil edilmesi”nin savunucusu olduğum için tutuklandım.
- Ancak bu durum, büyük bir çelişkiyi de açığa çıkardı: Türkiye’nin Cumhuriyet tarihindeki en kritik eşiklerinden biri olan, Terörsüz Demokratik Türkiye süreci! Bu sürece en geniş toplumsal destek varken tutuklandım ben.
- 2026 Şubat ayında, tutukluluk incelememde uzlaşıdan, esas dosyamdan tahliye edildim. Bakın şu akla sığar mı? 400 kişinin olduğu 4000 sayfalık iddianameyi yazanlar; beş kişilik kent uzlaşısı iddianamesini çıkaramadılar. İddianame bile çıkmadan 5 dakikada tahliye aldım. Çünkü tutukluluğum sürece, yürüyen ve ülkenin içinde bulunduğu döneme zarar verecekti.
Ne acı değil mi? Çıkmayan-çıkarılamayan bir iddianameden aylarca tutuklu kalmak. Ya İBB davasındaki iddialar. Şahan tüm iddialara belgelerle yanıt verdi. Bu kısımda avukatlarının yolladığı konuşmasından not aldığım bölümleri aktarayım:
- Bugün ben, müteahhitlerin istediğini yaptığım için değil, yapmadığım için tutukluyum. Nasıl ki uzlaşı sürecinde Türkiye İttifakı’nın gerektirdiği siyasi sorumlulukları yerine getirdiğim için tutuklandıysam; sonrasında eklenen bu zoraki yedek tutuklamada da idari olarak yapmam gerekenleri yaptığım için tutuklanmış bulunuyorum.
- Şişli’den doğan rant, geçmişte kamu yararına değil; sınırlı sayıda kişi ve yapıya aktarılmıştır. Göreve geldiğim andan itibaren, bu hukuksuzlukların hiçbirine göz yummadım. Tespit edilen tüm aykırılıklar için cezai işlemler uyguladık; ilgili bakanlıklar ve kurumlarla yazışmalar yaptık.
- Şişli’de 7 metrelik bir yolun bir tarafında milyon dolara daire satılırken, karşı tarafında tuvaleti dışarıda tek göz odada 8 nüfuslu bir ailenin yaşadığı yoksulluk vardır. Ne tesadüftür ki tam bu örnekteki o 7 metrelik yolun bir tarafında milyon dolarlık daireler satan gökdelenin temsil ettiği yapı, bugün karşımda bana atılan iftiraların konusu oluyor. Ben o tek göz odada yaşayan Şişlili yoksul ailenin bu kentten alması gereken kul hakkının ve kent hakkının savunucusuyum.
Peki Resul Emrah Şahan ‘yoksulların hakkını savunurken’ nasıl bir hayat yaşıyor. Sadece kendi ifadesiyle değil MASAK araştırmasıyla da ortaya çıkan bir gerçek var: Kadıköy’de, 1989 yılında yapılmış bir binada kirada oturuyor. Başka bir mal varlığı da yok. İdealist, dürüst bir kişiden bahsediyoruz. Ama iddianamesi yazılamamış bir konudan ve bağlandığı İBB davasından bir yıldır tutuklu. Eşinden, evladından ayrı. Evladı demişken. Kızı babasının evden götürülüşüne tanık oldu. Ve Şahan o günü şöyle aktardı:
Bakın, kızımın o gün akşam kapıya astığı yazı: “Polisler Buraya Giremezler”. Bu hepimiz için ders niteliğindedir. Devlet 5.5 yaşındaki bir kız çocuğuyla böyle tanışmaz, tanışmamalı.
Savunmalar elbette önemli ama beni en çok bu kısım çarptı. Bir çocuğun devletle ilk tanışma anı. Son yıllarda özellikle iktidara muhalefet eden ne çok annenin-babanın çocuğu devletle bu şekilde tanıştı. Evlere sabaha karşı giden polisler, davalardaki jandarmalar, hapisteki infaz koruma memurları. ‘Devlet’ gücü elinde tutanın ‘öteki’ gördüğüne acı verdiği bir tanım olarak mı kazınacak çocukların ruhuna. Kuşaktan kuşağa bir aktarım mı olacak ‘döneme-düzene’ itiraz edenin çektikleri. Başörtülü üniversitelilere yaşatılan haksızlıklardan-zulümlerden bugün gelinen noktaya.
Bitirirken…
AİHM kararına rağmen hapiste 10. yılında olan Selahattin Demirtaş’ın 4 Kasım 2016’da tutuklanışının ardından eşi Başak Demirtaş’ın aynı ay verdiği bir söyleşiyi hiç unutmadım. Şöyle demişti: “5 yaşlarında iken benim çocuklarımın durumu ile karşılaşmıştım. Babamı almışlardı 1982 yılında. Diyarbakır’daydık, yine bir gece yarısı polisler gelmişti. Tabii biz o zaman çok da anlamıyoruz. Sadece annem zaman kazanmaya çalışıyordu, babamın kıyafetlerini giyebilmesi için. Onu hatırlıyorum, annemin soğukkanlılığını hatırlıyorum. Ben de öyle oldum. Demek ki insan öyle bir durumda soğukkanlı olabiliyormuş. Geçen yıllarda hiçbir şey değişmedi. Binlerce, on binlerce çocuk bugün mağdur oldu, babalar, çocuklar, eşler. Onlar ne yaşadılarsa bizimkiler de onları yaşadılar.”
Ortak, barış ve huzur içinde bir gelecek için hukukun, demokrasinin yeniden inşası-ihyası için talep etmekten vazgeçmemek lazım. İsimler, ideolojiler, tarihler, şehirler değişiyor. Evlatların devletle ilk karşılaşmaları değişmiyor. Yetmedi mi? (MURAT SABUNCU - T24)
