"Biri elimde öldü, yaşlılara biz duş aldırıyoruz, eşyalarımız çöp poşetinde, dolandırıcılar ailelerimizin peşinde!"
Türkiye siyasetini belirleyecek davada öne çıkan isimler konuşuldu bugüne kadar. Adı hiç duyulmayan ve onların ailelerinin yaşadıkları da duyulmalı. Bu nedenle Silivri yargılamaları birçok başlık için bir ayna...
İBB davasının görünmeyen yanları var… Özellikle de aileler ve o ailelerin içinde bulunduğu zorluklar.
Kimi il dışında yaşıyor kimi de köydeki her şeyi komşusuna bırakıp oğlunun davası için geçici olarak İstanbul’a yerleşmiş. Silivri Cezaevi yerleşkesindeki duruşma salonunda ara ara söz alan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun dikkati çektiği bir nokta var: 11 aydır tutuklu olup iddianamesi hâlâ olmayanlar…
“Bakınız; 11 ayı geçen tutuklulukla hala hiçbir şey belli olmayan arkadaşlar var. Yani bunlar anne, bunlar baba, bunlar emekçi. Hatta yani gencecik insanlar var aralarında. İşte tabii bir sürü isim var ama bunların bir kısmı tutuklandıktan sonra bir ara bir serbest bırakıldı, tekrar tutuklandı. Onur Gülin, Doğukan Arıcı, İlkay Onak, Arzu Can gibi böyle isimler var ama fazla sayıda… Bu insanların sizi ilgilendiren tarafı direkt olarak olmadığını biliyorum. Burada öğrendik bunu ama bir şekilde bunlar bu dosya kapsamında tutuklandılar. Ve yani bu belirsizlik bu… Yani birileri unuttu mu? Yani Türk yargısı birilerini unutabilir mi zindanda? Yani kuyunun dibine atmak gibi…”Liste daha da uzatılabilir. Zira Engin Gönül de 11 aydır tutuklu olup iddianamesi olmayanlardan. 18 kişilik tahliye listesinde olan Baran Gönül’ün kuzeni olan Engin Gönül, İBB’nin ihalelerine giren bir isim. Annesinden dinleyelim: “Önce serbest bırakıldı benim oğlum sonra yeniden gözaltına alıp tutukladılar. İBB’den ihale almış. Benim oğlum unutuldu mu, 11 aydır iddianamesi yok. Bir koğuşta 67 kişi kalıyorlar. Ben karaciğer hastasıyım. Cumhurbaşkanı’na sesleniyorum, oğlumun bir suçu yok. Her pazartesi günü görüşe geliyorum. Engin’in 12 yaşında bir kızı var ve dersleri çok etkilendi. Ne yediğimiz belli ne içtiğimiz. Hastayım diye içerde ne yaşadığını söylemiyor oğlum… “
Açık ya da kapalı görüşlerde ailelere söylenmeyen cezaevi şartları aylar sonra ilk kez savunma hakkı elde edilenler tarafından dile getiriliyor. Belki tarihe not düşmek belki de cezaevi şartlarının düzeltilmesi için tarihi davanın yarattığı kamuoyunun ilgisini cezaevlerine çekmek. Zira kapasitesinin çok üzerinde tutuklu ve hükümlünün bulunduğu cezaevi şartlarıyla ilgili insan hakları örgütleri yıllardır raporlar hazırlıyorlar. Kürt meselesinin çözümü ile ilgili yürütülen süreçlerin bile çözemediği hasta tutuklular meselesiyle gündem olan sağlık hakkına erişememe meselesi başlıklardan biri oldu savunmalarda.
İBB’nin sosyal belediyecilik kapsamında yaptığı ‘Halk Süt’, ‘Halk Ekmek’ gibi icraatlarını sosyal medyada görünür kılan, vatandaşın hizmetler konusunda doğru bilgi alması için dijital mecraların iletişimini denetleyen Ulaş Yılmaz (tutuklu yargılanıyor) cezaevi koşullarını şöyle anlattı:
“Biz insanız, biz eşya değiliz. Yani bilgisayar başında öyle tık yapınca biri cezaevine gidiyor ama cezaevi koşullarından gerçekten haberleri yok bence. … Ve bütün eşyanız çöp poşetinde. Her şeyimiz; kıyafetiniz, kağıdınız, kaleminiz derseniz çöp o şekilde. Bu çöp poşeti bende bir travmaya yol açtı. Onun sebebi de şu; ben bizim bölgeye girdiğimden beri bizim bölümde iki kişi öldü. Biri soğuk algınlığından… 'Eşyasını teslim edin' dediler. Koğuşun kapısına çöp poşetiyle eşyaları konuluyor. Diğer kişi benim elimde öldü; kalp krizi geçirdi, dilini yuttu, morardı, damarları şişti. Şimdi yapabileceğimiz şey dilini çıkarmak, çıkarmaya çalışmak. Butona hızla basıp kapıyı yumruklayarak bu demir kapının ardından birilerinin gelmesini istemek. Önümüzde öldü adam. Götürdüler. Bir süre sonra çöp poşetiyle eşyalarını kapıya koyduk. Yaşlıları biz koruyoruz cezaevinde. Duşlarını yapamıyorlar, ilaçlarını alamıyorlar. Biz bunları niye yaşıyoruz? Bu bana ne öğretecek? Ben yıllarca eğitim almışım, işimi çok düzgün yapan bir insanım, ben niye cezaevindeyim? Benim kamuya olan inancımı, benim ülkeye olan inancımı, benim devlete olan inancımı niye sarsıyor bu yaklaşım? Kimse sarsmamalı. Yani bir mailde CC'ye konulmuş diye bir suç olabilir mi? Ben iddia ediyorum KVKK'dan bu kadar çok yatan bir tek biziz Türkiye'de.”
Yargılananlar arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi personeli olanların hepsi kimlik tespitinde sorulan “aylık geliriniz” sorusuna “herhangi bir gelirim yok” yanıtını veriyor. Zira maaşlarını alamıyorlar yargı süreci nedeniyle. Şirketi olanlar arasında şirketin kapatmak zorunda kalanlar olmuş. Aileler kendi imkanlarıyla çocuklarını kirasını ödemeye, giderlerini karşılamaya çalışıyorlar.
2022’de İBB’nin iştirak firması İsper’de veri uzmanı olarak çalışan, imza yetkisinin olmadığını beyan eden İsmet Korkmaz’ın ailesi mesela…
Erzurum Hınıs’tan gelen aile köydeki evini geçici olarak kapatmış, oğlunun 1+1 büyüklükteki evinin kirasını ödüyor. Annesi anlattı süreci:
“İsmet 5 aydır tutuklu. Bilgisayar mühendisi oğlum. Kışın geldik İstanbul’a oğlumuz için. Köyde tavuğum, kedim, köpeğim var, hepsini komşuya bıraktım baksın diye. Oğlumu çok özlüyorum, uyuyamıyorum.”
Oğluna “boynunu eğme, dik ol, sen mühendissin parayla işin yok ki ” diyen İsmet Korkmaz’ın babası “İsmet çocuklarımın en küçüğü” dediği anda boğazına bir düğüm atılmış gibi sustu, konuşmadı… Kaydı kapattım o anda.

İSMET KORKMAZ'IN AİLESİ
İsmet Korkmaz'ın ailesi
Uzun yıllar reklam piyasasında çalışan, gözaltına alındığı dönemde iddianameye konu olan Reklam İstanbul firmasında 7 aylık yönetici olan Yusuf Utku Şahin’in anlattıkları, aileler dışarıda neler yaşıyor ya da tutuklanmalarla birlikte ailelerin hayatları nasıl değişti sorusuna yanıt verir içerikteydi: “Tek bir ifadeyle tutuklandım, suçlanan mailleri görmedim bile. ‘Tek bir ifadeyle kimse tutuklanmıyor’ deniyor ama ben altı aydan beri cezaevindeyim. Vücudumda yaralar çıktı. "Evladım niye doktora çıkmıyorsun?" diyeceksiniz ama cezaevinde revire çıkmak, uzaya mekik göndermek kadar zor. Kaç kere dilekçe yazdım, kaç kere söyledim; yaralar ellerime kadar sıçradı. Annem görüşte gördü, üzülmesinler diye saklayayım dedim ama yalvardı; şu an çok kötü durumdayım. Ancak 7-8 dilekçeden sonra revire çıkabildim. İlla ölüme ramak mı kalması lazım bir doktor hizmetinden faydalanabilmek için? 60 tane dolandırıcının içinde yatıyorum. 60 dolandırıcıdan biri 14 Ocak'ta tahliye oldu. Ben babamın telefon numarasını ezbere bilmezken, bu adam babama ulaşmış! Diyor ki: ‘Oğlunuzun cezaevindeki durumu çok kötü, İBAN'a 5-10 bin lira atın, biz oğlunuza bakalım.’ Dolandırıcı dışarı çıkıp ailemi dolandırmaya çalışıyor. Ben şimdi dışarı çıksam benim ailem risk altında, bu çok ciddi bir durum. Şubat ayında aileme dedim ki ‘Bunlar benim dava dosyamdan sizin adresinizi de öğrenmiştir, bir panelden mi bakmışlar ne yapmışlar bilmiyorum.’ Onlara ‘Taşının’ dedim; kaç yıldır oturdukları yerlerinden, yurtlarından ettim adamları. Şu an başka bir adresteler.”
Türkiye siyasetini belirleyecek davada öne çıkan isimler konuşuldu bugüne kadar. Adı hiç duyulmayan ve onların ailelerinin yaşadıkları da duyulmalı. Bu nedenle Silivri yargılamaları bir çok başlık için bir ayna… (CANDAN YILDIZ - T24)
