28075
28075, vatanını, seçimini, anayasasını, meclisini, yurttaşlığını, hürriyetini, cumhuriyetini kaybetmiş bir sınıfa çıkarılmış kesin hesaptır. Ya paşa paşa ödeyecek ya da insanlığın çektiği bütün acılara son vermek üzere hareket geçecek.
Bir milyar dolar kişisel serveti olan ultra zengin Ali Sabancı, "Benim maddi emellerim var. Ben geçinemiyorum. Yani arzu ettiğime kıyasla geçinemiyorum" dedi. Asgari ücreti el birliğiyle dibe çaktıkları gün etti bu lafları. Utanması da korkusu da yok çünkü.
Utanmaması aşırı zenginliğin insanlığını yok etmesinden. Korkusunun olmaması işçi sınıfının örgütsüzlüğünden. Bunların yokluğunda ortaya çıkan bir yeni canlı türü bu.
Dediği gibi doyumsuz bir maddi emelleri var. 90 milyon çalışıyoruz, veriyoruz, bunları doyuramıyoruz. Uçaklarında yolculara gönülsüzce verdikleri yarım bardak suda gözleri. Su olmayınca “tuvaleti paralı yapsak malı götürür müyüz” diye düşünüyor, gözleri parlıyor. Sonra olası bir sıkışma halinde olacakları düşünüp vazgeçiyor, hayıflanıyor. İki ucu boklu değnek olmasa dikilecek tuvaletin kapısına, büyük küçük Allah ne verdiyse kesecek bileti…
Bir milyar Dolar. 42 milyar 924 milyon 880 bin Türk Lirası. Geçinemediği para işte bu. Peki emekçiye reva gördükleri ne? Ayda 652 Dolar ya da 28 bin 75 Türk Lirası. Yiyecek, içecek, barınacak, işe gidecek, çocuğunun cebine haçlık koyacak, günde 21 dolar.
Öylesine çarpık bir dünya yarattılar ki toplam 60 bin asalak, yeryüzündeki bütün insanların yarısının varlığının üç katını elinde tutuyor. Dünyanın yüzde 10’u yiyor, geri kalan yüzde 90’ı bakıyor. 28075, haliyle, her bakımdan bir kıyamet alametidir. Yoksullar artık ayağa kalkmalıdır. Sadece kendi acısına değil, Ali Sabancı türünün acısına da son vermelidir. Yeryüzünün, insanlığın, sınıfın yayacağı utanmaya ve korkuya ihtiyacı var artık!
***
Sorun Sabancı veya Koç sorunu olmaktan çıktı zaten. Bu eşitsizlik, bu utanmazlık ve bu korkusuzluk insanlık ailesinin bütün birikimlerini sildi. Türkiye’yi 1. Meşrutiyetin, dünyayı Fransız Devrimi’nin gerisine ittiler daha çok kazansınlar diye. Anayasayı ve seçimi kaldırdılar, meclisin içini boşalttılar, laikliği tepelediler. Ne halk kaldı geride ne hak. Ne hürriyet bıraktılar geride ne cumhuriyet.
Vatan bir avuç asalağın mülküydü, 1789’da ve 1876’da el koyduk ve vatan yaptık. Şimdi el koyduklarımıza el koydular ve yeniden bir avuç asalağın mülkü ilan ettiler. Yeni nesil doyumsuz mülk sahiplerinin sınırsız maddi emelleri var; daha yoksullaşın, daha cahilleşin, çıkaracakları savaşlara sorgusuz asker yazılın, kul olun, ölesiye çalışırken can verin, ölmediyseniz aç açık kalın diye planlar yapıyorlar. Elinizde ne varsa el koydukları için ortaya çıkıyor bu asgari ücret. 28075, vatanını, seçimini, anayasasını, meclisini, yurttaşlığını, hürriyetini, cumhuriyetini kaybetmiş bir sınıfa çıkarılmış kesin hesaptır.
Yani aşırı zenginleşme sadece zenginleri değil işçileri de insanlıktan çıkarıyor. 28075’den utanmayacak hale getiriyor. Kıyamet kopmuyorsa işte bundandır.
***
Modern devleti Fransız Devrimi icat etti. El koydukları bu aygıt bundan böyle kralın, soyluların, ruhbanların mülkü olmayacak, halkın malı olacaktı. Halka, ulusa hizmet temel göreviydi. O devletin silahlı gücünü halkın çocukları oluşturacaktı. Her Fransız belli bir süre askerlik yapacak, silah kullanmayı öğrenecekti. Devlet her yurttaşın temel eğitimini karşılıksız sağlayacaktı. Sağlık devletin işi olacaktı. Okulların hastanelerin devlete ait olmasının esprisi budur. Devlet bunlarla birlikte devlettir.
Devrim bir el koyma işidir. Halk ayaklandı mülklerine, mallarına ve iktidarlarına el koydu. Katolik kilisesi büyük toprak sahibiydi, mülksüzleştirildi ve iktidarına son verildi. Toprak gidince tanrısının da hükmü kalmamıştır. El koyduk ve yönetmemiz gerekiyordu. Meclisi, seçimi, anayasayı, yurttaşlığı öyle icat ettik, yönetecekleri aramızda yaptığımız seçimle belirledik.
Hürriyet ve cumhuriyet bir el koyma işidir. Saltanatlarına el koyduk, hilafetlerini öteki dünyaya yolladık. Toprağı kalantorların elinden alıp halka verdik. Toprak biz el koyunca dönüştü, vatan oldu. Kutsallığı halka ait olmasındandır.
Belediye, kent yönetimi, Paris Komününde işçiler kente el koyduklarında ortaya çıktı. Tarihsel olarak belediye ve komün de bizim icadımızdır.
Karşı devrim de öyle yapıyor. Devrimlerle el koyduklarımızı özelleştiriyor, el koyuyor, yağmalıyor. Bizim el koyarak vatan yaptığımızı el koyanlar vatan olmaktan çıkarıyor. Şehirleri yönetenler birer kamu görevlisi değil, birer şirket yöneticisi. Gün sonunda verdikleri ihaleleri sayıyorlar, “kâr ettik mi” diye bakıyorlar. Halkla, insanlıkla bir bağları kalmamıştır.
Eğitim ve sağlık ücretliyse, hastaneler okullar patronlarınsa, askerlik ücreti mukabili yapılan bir koruma işi ise, su paralıysa, tuvaletin kapısında elinde peçeteyle sırıtkan bir ultra zengin bekliyorsa artık o eski devletten söz edemeyiz. O devlet artık halkın değil mülk sahiplerinin devletidir.
***
Korkuları ve utanmaları yok, bütün birikimlerimizi sildiler, geriye ittiler. Meclisi, anayasayı, meşrutiyeti, hürriyeti ve cumhuriyeti biz icat etmiştik, yıkıp attılar. Vatanı biz bulmuştuk, elimizden aldılar. O yıkıntıda yeni krallar, yeni sultanlar, şapşal şehzadeler, tuhaf doyumsuz süper zenginler türedi. Bize bıraktıkları tek şey 28075’tir.
28075, haliyle, her bakımdan bir kıyamet alametidir. Geriye itilenler artık ayağa kalkmalıdır. Sadece kendi acısına değil, doyumsuz sermaye sınıfının acısına da son vermelidir. Yeryüzünün utanmadan yaşanılacak bir yer haline gelmesi için, insanlığın, sınıfın yayacağı utanmaya ve korkuya ihtiyacı var.
İşçi sınıfı için el koyma vakti, 28075’in dediği bu. Tüm özel okulları kapatacağız, tüm özel hastanelere el koyacağız. Bizden çalınan, özelleştirilen ne varsa geri alacağız. Bir ülkemiz olması için onun sahibi biz olacağız. Onu mülkü sananların elinden alacağız, yönetmenin bir yolunu bulacağız, yeniden halk olacağız.
***
28075, vatanını, seçimini, anayasasını, meclisini, yurttaşlığını, hürriyetini, cumhuriyetini kaybetmiş bir sınıfa çıkarılmış kesin hesaptır. Ya paşa paşa ödeyecek ya da insanlığın çektiği bütün acılara son vermek üzere hareket geçecek. Evet, bu gücü var, biliyoruz. En bilgin aynalara en renkli şekilleri aksettirenler onlardır. Asırda onlar yendi onlar yenildi. Zincirlerinizden başka neyi kaldı kaybedecek?
Karanlık da aydınlık da onlardan. Korkutan ve utandıran ki onlardır, kaderini değiştirecek mecbur. Karanlık, kasvetli bir yıl daha akıyor. Büyük insanlık nefesini tutmuş onlara bakıyor! (ORHAN GÖKDEMİR - SOL.ORG)
