Tarihsel Paşabahçe grevi: 1966

Paşabahçe’nin öyküsü büyük ve dokunaklı bir öykü. Kabına sığmayan, zaman zaman kendi içine kapalı da olsa katı ve kendi özgün ifadesiyle “kıyı kıyı gidenin” karşısında “dibine kadar” birlik/mücadele anlayışını “ölmek var dönmek yok!” noktasına taşıyabilen bir mücadelenin, başkaldırının öyküsü...


80’lerin ilk yıllarında sahil yolunda Burunbahçe’den Paşabahçe’ye kıvrıldığınıza Tekel Fabrikası bir anason kokusuyla karşılardı sizi. Paşabahçe Meydanı’ndan Şişe Cam Fabrikası’na giden cadde üzerinde irili ufaklı cam atölyeleri vardı. Ve tek katlı kiremit renkli binasıyla Kristal-iş Sendikası Genel Merkezi. Kristal-İş Paşabahçe Şubesi, bu binanın bir odasıydı. Beykoz yolu üzerinde kimi ara sokaklarda işçi kahveleri. Beykoz’da Deri Kundura Fabrikası. Vardiya giriş çıkış saatlerinde kalabalık işçi grupları doldururdu caddeyi. Kristal-İş, günün her saatinde işçilerle dolar taşardı. Toplantı salonunda upuzun bir masa vardı. Yüzlerce teksir sayfası bu masaya sıralanır ve “dön-dön eylemi” başlardı. Genç işçiler birbirini izleyerek ve en son sayfadan başlayarak sırayla toplarlardı teksir baskılarını. Toplu sözleşme taslakları bazen de eğitim notları böylece derlenirdi el birliğiyle. Biz işçinin ve sendikanın iç içe olduğu, etle tırnak olduğu o yılları yaşadık. Paşabahçe bir işçi semtiydi. Bir sendika semtiydi. Pazarıyla, bakkalı kasabıyla, lokantalarıyla ve kahvehaneleriyle ve işçileriyle gerçek bir dayanışmanın semtiydi.


Paşabahçe’de Şişe Cam Fabrikası’nın kuruluşu ve cam işçisinin macerası çok daha öncelere tarihlense de Paşabahçe’de cam işçisinin kendi kaderini kendi nasırlı ellerine aldığı tarih 1966’dır. 1966 tarihsel Paşabahçe grevi, sarı sendikanın imzaladığı toplu sözleşmeye bir büyük başkaldırışı, yeni bir sendikanın, küçük ama emek tarihinde önemli bir yere sahip olan Kristal-İş’in doğuşunu simgeler. Bu yanıyla 1966 Paşabahçe grevi, “tarihsel” sözcüğüyle birlikte anılan ve bunu sonuna kadar hak eden bir işçi eylemidir. Grevci işçilerin İstanbul sokaklarında dağıttıkları bildiri de tarihseldir: 

“Sayın İstanbul Halkına, Biz işçiyiz. Paşabahçe’de bir fabrika şişe cam yapar, orada çalışırız. Beyoğlu’nda süslü bir mağazası var. Tabaklar, bardaklar görürsünüz de iftihar edersiniz. İşte onları yaparız biz. 1800 derece. Hararetin altında çalışırız. Hepimiz 2.500 kişiyiz. Ailelerimizle. 10.000. Toplu Sözleşme Kanunu çıktı. Biz de hak isteyebilecekmişiz. 3 sene evvel sözleşme yapıldı. Bize bir şey veren olmadı. Biz de greve başladık. Bugün 80 günü geçti gene de hakkımızı istiyoruz. Dağlarda ebegümeci topluyoruz, labada topluyor, balık olursa oltayı alıp koşuyoruz. Evde fazla eşya vardı kilim, mintan, iskemle gibi. Onları da satıyoruz.”

Aziz Çelik ve Zafer Aydın imzasını taşıyan Paşabahçe 1966 Gelenek Yaratan Grev kitabı Türkiye Sosyal Tarih Araştırmaları Vakfı (TÜSTAV) tarafından yayımlandı. Bu üçüncü baskısı, ilki yine TÜSTAV tarafından 2006’da, ikincisi Kristal-İş yayını olarak 2008’de okuyucuyla buluşmuştu. Benim sevgili arkadaşlarım, yoldaşlarım Aziz ve Zafer yıllarca Kristal-İş’te uzman olarak görev yapmış, bunun da ötesinde kitaplarıyla emek literatürüne ciddi katkılarda bulunmuş iki önemli araştırmacı, yazar. Paşabahçe 1966 Gelenek Yaratan Grev onların birlikte kaleme aldıkları bir çalışma olması bakımından da önemli. Aziz ve Zafer kitabın hazırlanmasında Kristal-İş Arşivi’ndeki belgeleri okuyucu ve araştırmacı için görünür kıldılar. Bu detaylı, titiz ve meşakkatli bir çalışmaydı. Ama kitabın emek tarihine olan eşsiz katkısı, başta 1966 grevinin ve Kristal-İş’in doğuşunun en önemli lideri, Kristal-İş’in ilk başkanı Mehmet Şişmanoğlu ile ve dönemin tanıklarıyla yaptıkları sözlü tarih çalışmasıdır. Bu yanıyla Paşabahçe 1966 Gelenek Yaratan Grev, bir derleme-değerlendirme olmanın ötesinde gerçek bir katkıdır.


12 Eylül öncesinde Kristal-İş 1966 grevinin ardından 1971 ve 1980 yıllarında iki grev daha örgütledi. 1971 grevi, Türkiye’de iki işçi sendikasının Türk-İş’e bağlı Kristal-İş ile DİSK’e bağlı Hürcam-İş’in cam patronlarına karşı aynı hedefler ve aynı toplu sözleşme taslağıyla toplu pazarlık masasına oturdukları ilk “eylem birliği” özelliğini taşır. Bu akademik açıdan da önemlidir. 1980 grevi yine Hürcam-İş’le birlikte örgütledikleri “güç ve eylem birliği” ilkeleri ve protokolü çerçevesinde yürütülmüştür. Kristal-İş’in 1971 ve 1980 grevleri Paşabahçe ölçeğinde tam anlamıyla semt grevi özelliklerini taşımaktadır. Tıpkı 1966 Tarihsel Paşabahçe Grevi gibi. Grevin bu özelliği bu dönemlerdeki gazete kupürlerinde, sendika bildirilerinde hemen göze çarpar. Kristal-İş’in 12 Eylül öncesinde yayımladığı son bildirisi 4 Eylül 1980 tarihini taşımaktadır. Bu bildiri “dost Paşabahçe esnaf ve pazarcılarına” hitaben kaleme alınmış ve Paşabahçe’de halka dağıtılmıştır. Bildiride Kristal-İş, Paşabahçe halkına grevde gösterdiği dayanışma nedeniyle teşekkür etmektedir.

Paşabahçe işçisinin mücadelesi 12 Eylül yıllarından sonra da yükselerek sürdü. Paşabahçe’de 1991 ve 2002 tarihlerinde iki büyük direniş yaşandı. Paşabahçe kendine özgü bir sendika çizgisi, Çelik ve Aydın’ın çalışmasına da adını veren bir “gelenek” yarattı. Ne var ki, 2002 direnişi fabrikanın kapatılmasını önleyemedi.


Ve 6 Ağustos 2002. Paşabahçe koyunda yıllardır kumu cama dönüştüren, soluklarıyla cama can veren Paşabahçe işçileri yağmurlu bir İstanbul sabahında Paşabahçe’ye veda ettiler. Erkek, kadın, çocuk… 17 gün 17 gece yüreklerini ve akıllarını koyarak sürdürdükleri direniş 67 yıllık yorgun Paşabahçe Cam Fabrikası’nın kapatılmasını engelleyemedi… İşçi şarkılarını, grev çadırlarını, duvar yazılarını, fabrika çevresine serpiştirilmiş irili ufaklı yüzlerce cam atölyesini, Paşabahçe’yi Paşabahçe yapan ne varsa hepsini alıp gittiler.

Paşabahçe’nin öyküsü büyük ve dokunaklı bir öykü. Kabına sığmayan, zaman zaman kendi içine kapalı da olsa katı ve kendi özgün ifadesiyle “kıyı kıyı gidenin” karşısında “dibine kadar” birlik/mücadele anlayışını “ölmek var dönmek yok!” noktasına taşıyabilen bir mücadelenin, başkaldırının öyküsü. Paşabahçe işçisi, 1966’da kaleme alınmış grev bildirisiyle günümüze sesleniyor: “Biz Cemiyette yalnız kalmadığımızı anladık. Sen de hemşerim, sen de sesini yükselt, yapılan işlerin, haksızlığın hesabını sor.” (CAN ŞAFAK - SENDİKA.ORG)

Blogger tarafından desteklenmektedir.